3 Mart 2015 Salı

Yaşam Kalitesi Nasıl Artar?

Başlığa bakınca ekonomi ile ilgili bir yazı olacak sanmayın. Elbette yaşam kalitesi üzerinde ekonominin çok fazla etkisi var ve yer yer bu yazıda da mecburen değinilecektir. Henüz planlamadığım için yazıyı -blogtaki tüm yazılarım gibi- tam olarak nelerden ne kadar söz edeceğimi bilmemekle birlikte, işin ekonomi kısmına derinlemesine dalma niyetinde hiç değilim.

Millet olarak kafamız karışıktır bizim. Kavramlar belleğimizde net değildir. Türkçenin yapısından belki, sezgisel bir dil oluşundan belki, kelimelerin çoğu net olmanın çok dışında, oldukça flu anlamlar ifade eder. Bu nedenle günlük hayatta kullandığımız pek çok kelimenin tam olarak anlamını ifade edemeyiz. Her ne kadar tam da doğru yerlerde o kelimeleri kullanıyor olsak bile bu böyledir biraz. Yaşam kalitesi de bu durumda. Ne anlıyoruz yaşam kalitesi denildiğinde? Hatta kalite denildiğinde?

Kalite; herhangi bir şeyin beklentileri ne kadar karşıladığının ölçütüdür. O halde bir şeyin kaliteli olup olmadığının, ne kadar kaliteli olduğunu tespitine geçmeden önce beklentilerin neler olduğu iyi tanımlanmalıdır. Aksi halde eksik veri ile kalite analizi yapılmış olunur. Kaya gibi sağlam bir araç alabilirsiniz ama çok fazla yakıyorsa veya istediğiniz kadar iyi hızlanmıyorsa bu kaliteli bir araç olmasını engeller. Hayat için durum nedir peki? Hayat dediğimizde elle tutulur gözle görülür bir nesneden söz etmiyoruz. Belli bir süreci kapsayan zaman diliminden söz ediyoruz.

Kişilerin hayattan beklentilerinin farklı farklı olacağı kuşkusuz bir gerçektir. O halde herkes için genel geçer bir yaşam kalitesinden söz etmek de mümkün olmayacaktır. Bir kişi için kaliteli olan yaşam bir başkası için son derecede kalitesiz olabilir. Ancak bu tüm insanlar için geçerli azami kalite ölçütlerinin belirlenemeyeceği anlamına da gelmez. Yani insanların ortak ihtiyaçları ve bu ihtiyaçların karşılanması yönündeki ortak beklentilerinden hareketle belli bir yaşam kalitesi standartları tespit edilebilir. Bundan sonrası kişilerin şahsi ihtiyaç ve beklentileriyle ilgili olacak ve her şahıs için ayrı ayrı analiz gerektirecektir. Belli bir yere kadar yaşam standartları genellenebilir.

Barınma her insan için genel bir ihtiyaçtır. Gıda, temiz içme suyu, yeterli sağlık ve eğitim hizmetleri, ulaşım ve haberleşme hizmetleri genel kategorisine alınabilir. Düşünce, ifade ve inanç özgürlüğü de genel kategorisindedir. Yine mal ve can güvenliği de temel ihtiyaçlardandır. Bu gibi ihtiyaçlar tüm insanlık için ortaktır ve yeterince karşılanmadığında yaşam kalitesinden söz etmek mümkün olmaz. Çünkü bu ihtiyaçlar karşılanmadığı zaman insani yaşam koşulları bulunmuyor demektir. Ancak böyle ekstrem durumları bir kenara bırakıp, normal yurdum insanının yaşam kalitesine bakalım. Biraz daha özele inelim.

Hayali bir insan düşünelim. Adı Ali olsun. Ali'nin bir işi var, kirada da olsa bir evi var, karnını doyuracak, faturalarını ödeyecek, arada akraba ziyaretlerine giderken eli boş gitmeyecek kadar bir geliri var diyelim. Ali'miz eğer hayattan bunların dışında bir şey beklemiyorsa son derecede mutlu olacaktır. Kendi evi, arabası olursa daha da mutlu olacaktır. İstediği zaman istediği kitabı alabiliyor, istediği kadar sinemaya/tiyatroya gidebiliyor, arada arkadaşlarıyla veya ailesiyle gezmelere çıkabiliyor, hatta haftasonları şehirdışı seyehatlarin altından kalkıyor, her yaz kısa süreliğine de olsa tatile gidebiliyorsa Ali daha da mutlu olabilir. Tabi bunları yapabilmesi için belli bir gelir şart. Ama eğer Ali bunlardan herhangi birini yapmayı istemiyorsa, öyle bir arzusu yok, öyle bir şeye ihtiyaç duymuyorsa, yeterli geliri olsa dahi yapmayacaktır. Kitaplarla arası iyi olmayan biri kitap almaz, tiyatroyu sevmeyen biri kapısından geçse dahi içeride neler olup bitiyor diye merak etmez. Tamamen beklenti, ihtiyaç ve bu beklentilerle ihtiyaçların karşılanması ile ilgili bir durumdur. İstediği kitabı alıp okuyamaya gücü yetmeyen birinin yaşam kalitesi düşmüş demektir.

Tüketim toplumu olduğumuzdan söz ederler hep. Tüketim yaşam kalitesini artırmanın bir yoludur. Ancak onun da bir sınırı vardır. Forbes dergisinin açıkladığı dünyanın en zenginleri arasında olsanız ne alırdınız? İstediğiniz herşeyi? Peki sonra?

Okumaya meraklı Ali istediği kitapları almaya gücü yetmese de kütüphaneleri kullanabilir. Fitness salonuna gidemeyen Ali yürüyüş, koşu, bisiklet gibi sporlarla meşgul olabilir. Yani bazı ihtiyaçları karşılamanın ucuz, hatta bedava yolları da vardır.

Yaşam kalitesinde maddi olmayan unsurlar da büyük oranda etkilidir. Bu unsurları yaşam kalitesinden söz eden kişilerden pek duyamaz olduk. Sevmek, sevilmek, saygı görmek, başarılı olmak, takdir edilmek, sevdiğin işi yapmak, istediğin şehirde yaşamak, yeterince arkadaş sahibi olmak gibi...

Günlerini, hatta haftalarını bir odada geçirerek kitap yazan yazarlar örneğin...Eğer tam istedikleri gibi bir odaları varsa çalışabilecekleri, dört duvarın arasında oldukça yüksek bir yaşam kalitesine sahip olabilirler. Hele o kitapları başarılı olur ve okurları tarafından beğenilirse...Emeğinin karşılığını alırsa sadece maddi olarak değil, okurların övgüsü ve takdiri ile de alırsa... Bundan duyacağı manevi haz yaşam kalitesini elbette ki yükseltecektir.

Bizi tüketim toplumu yapan şey, elimize geçen her parayı sonuna kadar yeni teknolojilere, giysilere vb. şeylere harcamamızdan ziyade, bu harcamaları yaparken maddi olmayan ihtiyaçları küçümseyip bir kenara itmemizdir. Bu nedenle maddi olmayan ancak insani yanımız için gıda niteliğindeki herşeyi ihmal edebiliyoruz. İşte bizi tüketim toplumu yapan da bu.

Oysa annesinin kucağında uyuyan bir çocuk için, üzerindeki elbisenin markasının hiçbir önemi yoktur. O aradığı herşeye sahiptir. Kendini seven, şevkat gösteren, onunla her daim ilgilenen, hiçbir zaman kendisini ihmal etmeyecek olan, güvenebileceği sıcak bir kucak...

Yaşam kalitenizi artırmak mı istiyorsunuz? Tek yapmanız gereken kendinizi dinlemek. 



Hiç yorum yok: