Haberi okuyunca ne düşüneceğimi bilemedim. Önce görmeyen, duymayan varsa haberi anlatayım. ABD'nin bir eyaletinde bebeklerini terk etmek isteyen anneler için sokaklara bebek kutuları konulacakmış. Hani bizde cami önüne konulur ya bebekler, ABD'de kilise bahçesine koyan var mı bilmiyorum ama, artık bir eyaletinde sokaktaki kutulara koyacaklarmış. Tabi yasa senatodan geçerse. ABD'de öyle birileri istedi, birileri teklif etti diye birşey hemen kanunlaşmaz, jet hızıyla içeriğinde ne var ne yok bilmedne kol indirme kaldırma yöntemiyle oylanmaz.
Haberin çok boyutu var aslında.
Öncelikle bir anne var, yeni doğum yapmış. Bir şekilde bebeğe bakamıyor, hatta belki bebeği hiç istemiyordu. İstenmeyen bir hamilelik yaşadı ve bebeği dünyaya getirdi. Ancak bebek sahibi olmak için, annelik için daha çok erken diye düşünüyor. Hatta belki bebek bir tecavüz sonucu dünyaya geldi. Sebebi her ne olursa olsun, annesi tarafından istenmeyen bir bebeği anneyi de rencide etmeden, kimliğini dahi bilmeden belki, ilgili makamlara teslim etmenin en kestirme yolu olarka düşünülmüş. Bu şekilde sokağa bırakılan veya hatta insanlık dışı şekilde kurtulunmaya çalışılan bebeklerin hayatı kurtarılma istenmiş. Bu açıdan doğru bir uygulama gibi duruyor. İnsanların suça yönelmeleri engellenmek ve onlara bir alternatif getirilmek istenmiş.
Ama olayın bir başka boyutu daha var. Bir eyalette böyle bir uygulama getirilmek isteniyorsa, orada buna ciddi olarak ihtiyaç var demektir. Yani insanlar sık sık bebeklerini sokağa bırakıyor, terk ediyor demektir. Umarım yetkililer bu durumu sosyolojik olarak inceleyip bir çözüm üretmeyi düşüneceklerdir. Çünkü dünyaya gelen bir bebeğin bizzat annesi tarafından terk edilmesi kolay kolay insanın kabullenebileceği bir durum değil.
İnsanlar çocuk sahibi olmayı istemeyebilir. Bu durumda istenmeyen gebelikleri engellemenin çağımızda pek çok yolu var. Bunlar öyle ulaşılamaz ve pahalı yöntemler de değil üstelik. Ha tüm önlemlere rağmen istenmeyen bir gebelik meydana geldiyse çocuğu dünyaya gelmeden aldırmak, dünyaya gelen bir çocuğu sokağa bırakmaktan, sokağa olmasa bile annesiz büyümeye mahkum etmekten daha insani geliyor bana. Kürtajdan söz ediyorum tabi ki...Ancak bu uygulamanın da etik ve ahlaki açıdan pek çok açmazı olduğu ve tartışmalı bir konu olduğunu da belirtmek gerek. Bu nedenle insanların öncelikli tercihi korunma yoluyla istenmeyen gebelikleri önlemek olmalıdır.
ABD gibi düyanın süper gücü konumunda bulunan bir ülkenin insanları korunmayı bilmiyor mu? Bu soru ciddi olarak aklıma takılmadı değil.
Ancak yine de bir nedenden dolayı bebeğini terk etmek isteyen bir anneye böyle bir olanak sunmak güzel bir davranış.
28 Şubat 2015 Cumartesi
25 Şubat 2015 Çarşamba
Elveda Bugatti
Bugatti adını çok da uzak olmayan bir tarihe kadar pek çok kimse bilmiyordu. Halen de bilmeyenler vardır kesin. Ancak Bugatti Veyron daha piyasaya çıkmadan otomobil meraklılarının dikkatini çekmişti ve hız delilerinin rüyalarını süslemişti.
Tam 16 silindirlik ve 1001 beygirlik motorla dünyaya merhaba diyen Bugatti Veyron'un daha sonra 1200 beygirlik versiyonları piyasaya çıktı. Motorunun teknik özelliklerine bakıldığında dudak uçuklatan veriler görülen Bugatti Veyron, karada ticari olarak satılan araçların hız rekorunu da 431,63 km/h ile elinde bulunduruyor. Ne hız ama!
Ancak bunların da bir bedeli var. Standart kullanımda 100 Km'de sadece 20 litre benzin içen Bugatti Veyron'un motorunun kapasitesini sonuna kadar kullanmak isterseniz 100 litrelik deposunu 18 dakikada bitiriyorsunuz. Çok erken diyebilirsiniz ama öyle bir sürüşte daha uzun süre devam ederseniz zaten kısa bir süre sonra lastikleriniz bitiyor.
Neyse efendim. Aracı tanıtmaya gerek görmüyorum çünkü meraklıları zaten şimdiye kadar hakkında hemen herşeyi öğrenmiştir. Volkswagen'in bünyesinde bulunan Bugatti artık üretilmeyecekmiş efendim. Yalnızca Veyron değil, Bugatti markasına elveda diyoruz. Çünkü Volkswagen Bugatti markasıyla hiçbir otomobil üretmeyecekmiş. Sanırım onlar da Veyron'dan iyisinin yapılamayacağını düşünüyorlar.
Son modeli de Ortadoğulu biri (Muhtemelen bir arap şeyhinin oğlu veya öyle bir zımbırtıdır) 2,3 milyon euroya almış. Ne diyelim...Allah kazasız belasız sürüşler nasip etsin :D
Şimdiye kadar pek çok otomobil markasının tarihe gömüldüğüne şahit oldum. Hepsi de beni üzmüştü. Ama Bugatti bayağı bir dokundu. Biliyorum hiçbir zaman alamayacağım bir otomoobil ama yine de Bugatti üretilen ve satılan bir dünyada yaşamak istiyorum.
Tam 16 silindirlik ve 1001 beygirlik motorla dünyaya merhaba diyen Bugatti Veyron'un daha sonra 1200 beygirlik versiyonları piyasaya çıktı. Motorunun teknik özelliklerine bakıldığında dudak uçuklatan veriler görülen Bugatti Veyron, karada ticari olarak satılan araçların hız rekorunu da 431,63 km/h ile elinde bulunduruyor. Ne hız ama!
Ancak bunların da bir bedeli var. Standart kullanımda 100 Km'de sadece 20 litre benzin içen Bugatti Veyron'un motorunun kapasitesini sonuna kadar kullanmak isterseniz 100 litrelik deposunu 18 dakikada bitiriyorsunuz. Çok erken diyebilirsiniz ama öyle bir sürüşte daha uzun süre devam ederseniz zaten kısa bir süre sonra lastikleriniz bitiyor.
Neyse efendim. Aracı tanıtmaya gerek görmüyorum çünkü meraklıları zaten şimdiye kadar hakkında hemen herşeyi öğrenmiştir. Volkswagen'in bünyesinde bulunan Bugatti artık üretilmeyecekmiş efendim. Yalnızca Veyron değil, Bugatti markasına elveda diyoruz. Çünkü Volkswagen Bugatti markasıyla hiçbir otomobil üretmeyecekmiş. Sanırım onlar da Veyron'dan iyisinin yapılamayacağını düşünüyorlar.
Son modeli de Ortadoğulu biri (Muhtemelen bir arap şeyhinin oğlu veya öyle bir zımbırtıdır) 2,3 milyon euroya almış. Ne diyelim...Allah kazasız belasız sürüşler nasip etsin :D
Şimdiye kadar pek çok otomobil markasının tarihe gömüldüğüne şahit oldum. Hepsi de beni üzmüştü. Ama Bugatti bayağı bir dokundu. Biliyorum hiçbir zaman alamayacağım bir otomoobil ama yine de Bugatti üretilen ve satılan bir dünyada yaşamak istiyorum.
22 Şubat 2015 Pazar
Okunamayan Kitap: Kırmızı Pazartesi
Uzunca bir süredir Kırmızı Pazartesi'yi bitirmeye çalışıyorum. Daha önce hiç okumadığım 17 Nisan 2014'te kaybettiğimiz Kolombiya'lı yazar Gabriel García Márquez'in Can yayınlarından çıkmış kitabı altı üstü 107 sayfa. Yüzlerce sayfalık kitapları kısa sürede okuyan biri olarak normalde birkaç saatte bitirmem gerekirdi oysa. Ancak günlerdir kitap öyle duruyor. Peki neden? Bana neler oluyor?
İşin açıkçası kitap güzel. Biraz çeviriden kaynaklı sıkıntılar var gibi ama, yazarın anlatım gücünü çok bozmamış. Çevirilerde belli bir kayıp doğal olarak olur zaten. Büyük ihtimalle konu itibariyle son günlerdeki ruh halime pek uymadı kitap.
Bir yandan da kendime gülüyorum. En uzun sürede bitirdiğim kitaplar listesinde bu kadar az sayfa ile başa oynayacak yakında Kırmızı Pazartesi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
