24 Eylül 2013 Salı

Yabancı Dil Öğrenmenin En İyi Yolu

Son zamanlarda internette sörf yaparken "Uyurken İngilizce Öğrenin" şeklinde reklamlar görmekteyim. Pek çok kişinin bu konuyu merak ettiği düşüncesi ile yabancı dil öğrenmeyi hobi edinmiş biri olarak birşeyler söylemek istiyorum. Ancak sözlerime başlamadan önce bu tür reklamları yapanlar ve pazarladıkları her ne ise onu üretenler vs ile hiçbir alakam olmadığını belirtmek isterim.

Bir dili en iyi ve en kısa sürede öğrenmenin tek bir yolu vardır. O dilin konuşulduğu ülkeye gitmek ve bir süre o ülkede yaşamak. Bu belki bizler için Almanca'da işe yaramayabilir. Çünkü olayın mantığında o dili konuşmaya mecbur kalmak vardır. Almanya'nın neredeyse her köyünde bile yaşayan Türkler olunca, kendinizi Almanca'dan ziyade Türkçe konuşur halde bulabilirsiniz. Eğer dil öğrenmek için bir ülkeye gidecekseniz orada yaşayan arkadaşlarınız ve akrabalarınız varsa, onlardan ya uzak duracaksınız mümkün olduğunca, ya da onlarla bile öğrenmeye çalıştığınız dili kullanarak iletişim kuracaksınız. Peki böyle bir imkana sahip olmayanlar ne yapabilir? Şimdi buna bakalım.

Olaya en başından başlamak gerek. Bir insan dünyaya geldiğinde hiçbir dili bilmez. Ama zamanla duya duya ailesinde konuşulan dili öğrenir. Sık sık verdiğim bir örneği burada tekrarlamak isterim. Uzunca bir süre önce sanırım gazetede okumuştum. Fransız anne ve Japon babadan oluşan bir çift Amerika'da yaşıyorlar. Çocukları annesinden Fransızcayı, babasından Japoncayı, sokakta arkadaşlarından İngilizceyi, okulda İspanyolcayı öğreniyor. Daha okula başlamadan Fransızca, Japonca ve İngilizceyi birbirine karıştırmadan konuşabilen çocuk on yaşına gelmeden üç ana dile sahip oluyor ve iyi derecede İspanyolca biliyor. Zaten bir dil öğrenirseniz ikinci bir dil öğrenmek daha kolay oluyor. Bu özellikle neo-latin Avrupa dilleri için geçerlidir. Kökeni latince olan bu diller pek çok açıdan birbirleri ile benzerdir.Verdiğim örnektek çocuk üç neo-latin dilin ( Fransızca, İspanyolca ve İngilizce 'İngilizce aslında tam olarak neo-latin sayılmayabilir') ile bu diller ile alakası olmayan Japoncayı biliyor.

Öncelikle dil öğrenmek gençler için daha kolay. Pırıl pırıl, dinamik taze bir zihin yeni bilgileri çok daha kolay kabul eder. Ancak yine de öğrenmenin yaşı yoktur. Sabır ve azim dil öğrenmede bir kişinin en çok ihtiyaç duyacağı iki şeydir. Sabırlı ve azimli olun.

Bebeklerin duya duya dili öğrendiğini söyledik. Duymak çok önemlidir. Bu nedenle öğrendiğiniz dili mümkün olduğunca duyun. O dilde müzik dinlemek yeterli değildir. Normal konuşmaları dinleyin. Yabancı TV ve radyo kanallarını takip edin. Altyazısız yabancı filmleri izleyin. Anlamasanız da inatla buna devam edin. Hatta kulak vermeseniz bile öğrenmek istediğiniz dilde konuşan birirleri olsun sürekli. Zamanla o dile ait sesler, kelimeler zihninize kazınacaktır. Küçük bir çalışma ile hızlı bir şekilde konuşmaya başlayabilirsiniz. Hatta Türkçe konuştuğunuz gibi, grameri düşünmeden sözcükler ağzınızdan dökülmeye başlar. Dil öğreniminde düşülen en büyük hatalardan biri de salt gramer öğrenmek ve kelime ezberlemektir. Bunu biraz açalım;

Gramer genellikle matematiksel bir yapıya sahiptir. Her gramer ait olduğu dilin algoritmasıdır. Ancak hiçkimse anadilinde konuşurken bu algoritmayı düşünmez. Hatta bilmez. Okuma yazma bilmeyen insanlar mükemmel doğrulukla anadilini konuşur. O halde gramer öğrenmek o kadar da önemli değildir. Ancak bu elinize hiç gramer kitabı almayın demek de değil.

Kelimeleri ezberlemek değil öğrenmek gerekir. Her kelime bir kavramı betimler. Bunu en iyi sözlüklerde görmek mümkündür. Bir İngilizce-Türkçe sözlük alın ve herhangi bir İngilizce kelimenin Türkçe karşılığına bakın. Pek çok kelime görürsünüz. Çoğu kez eşanlamlı kelimeler de değildir bunlar. Ama genellikle yakın anlamlı kelimelerdir. Bunun nedeni o sözcüğün betimlediği kavramın Türkçe'de birebir örtüşen bir kelime ile betimlenmemiş olmasından kaynaklanır. Çok basit bir ifade ile, Yes, evet demek değil yes demektir. Öğrenmeniz gereken yes sözcüğünün Türkçe sözlükteki karşılığı değil, yes kavramıdır. Günlük hayatta konuşurken kullandığınız pek çok sözcüğün sözlük anlamını sorsalar bocalarsınız. Hatta bir cevap veremeyebilirsiniz. Ama o sözcükleri hep doğru yerde kullanıyorsunuz? İşte, siz o sözcüğün anlamını kavramsal olarak biliyorsunuz, sözlük anlamını ezberlemediniz. Yabancı dillerdeki sözcükleri de bu şekilde öğrenmek gerekir. Bu da o dildeki konuşmaları dinleyerek, o dilde yazılmış metinleri okuyarak, hangi kelimelerin neyi ifade etmek için kullanıldığını kavramakla olur. Sezgisel bir süreçtir aynı zamanda. Ama kesindir.

Öğrenmek istediğiniz dili günlük yaşamınıza sokmalısınız. Her gün o dili konuşarak pratik yapmanız mümkün olmayacaktır. Ancak o dilde yazılmış metinleri okumak, TV, radyo takip etmek filmler izlemek gibi yollarla her gün o dille muhatap olmalısınız. Tüm diller nankördür. İhmal ederseniz öğrendiklerinizi öğrendiğinizden daha büyük bir hızla unutursunuz.

Öğrenmeye çalıştığınız dili konuşacak birileri yoksa bile o dilde düşünmeye çalışın. Bir başka deyişle, içsesiniz o dilde konuşsun.

Duymanın dil öğrenimindeki önemi çok açık. Bu nedenle söz konusu reklamı yapılan ürünler başarılı olabilir. Ancak kesinlikle böyle bir ürüne para vermeniz gerekli değil. Ancak alırsanız faydasını görmeniz, eğer gerçekten iyi hazırlanmış bir ürünse, işe yarayacaktır kuşkusuz. Çünkü uyurken bile beyniniz sesleri algılar ama siz fark etmezsiniz.

Hepinize kolay gelsin...

23 Eylül 2013 Pazartesi

Forex Piyasasında Psikoloji

Forex piyasasında işlem yapmak için peygamber sabrı gerek desek yeridir. Herhangi bir paritenin yönünün aşağı ya da yukarı gideceği tahminiyle -ki bu tahmin içgüdüsel ya da sezgisel olmaktan ziyade analitik olmak durumundadır, alım yada satım yönlü işlem açtığınızda gözünüz paritede takılıp kalıyor. Düşmesini beklerken geçici de olsa hafif yükelişler yada tam tersi pozisyonda düşüşler heyecanlanmanıza, paniklemenize yol açabiliyor. Serinkanlı olmak ve yaptığınız analize güvenmek en mantıklı yol iken panikleyip zarardayken açılan pozisyon kapatılabilir. Ancak daha sonra piyasa ilk tahmininizi doğrularsa bu sefer de bir pişmanlık çöker üstünüze.

Forex piyasasına girmeden önce bu nedenle ne nedir iyi öğrenilmeli. Kesinlikle çok sayıda parametre ile boğuşacağınızı, değişkeni bol bir piyasada olduğunuzu, dünya gündemini takip etmeniz gerektiğini unutmamalı ve sağlıklı analizler yapabilmek için gerekli ne varsa öğrenmelisiniz. Tam anlamıyla işin uzmanı sayılacak kadar konuya hakim olduğunuzda dahi ters hareketlerde paniklemeniz mümkün. Ancak tahmin ettiğiniz yönde piyasa hareket eder ve siz sabrınızın sonunu güzel bir karla kapatırsanız, bu sefer kendinize ve bilginize olan saygınız ve güveniniz artacaktır. Tam da bu noktada kendine aşırı güven duyma tehlikesi ile karşılaşabilirsiniz. Bu nedenle kesinlikle ve kesinlikle en küçük bir ihmalde bulunmadan son derecede titiz ve disiplinli bir şekilde çalışmalısınız. Ancak ne yaparsanız yapın işlem açtıktan sonra pariteleri takip etmek derste sözlü sırasını beklemekten daha beter bir strese yol açıyor.

Forex piyasasında kazancın da kaybın da büyük olabilmesi de heyecanı artıran bir unsur. Ülkemizde SPK kaldıraç oranını 1:100 olarak limitlemiş durumda. Bu durumda 100 dolarlık anapara ile oynarsanız aslında 100x100=10000 dolarlık bir işlem yapmış oluyorsunuz. İşleminiz yüzde 1 değer kazandığında 1 dolar değil tam 100 dolar kazanıp paranızı ikiye katlamanız olası. Ancak eğer işleminizden yüzde 1 zarar ederseniz anaparanız da buhar olup uçuyor. Bunu engellemek için stop loss yani kaybı durdur komutunu mutlaka ve mutlaka kullanmayı ihmal etmemelisiniz. Bu komut sayesinde hiçbir zaman anaparanızın tamamını kaybetme riski ile karşı karşıya kalmazsınız.

Forex piyasasına girenlere ve girmeyi düşünenlere bol sabırlar diliyorum.

6 Eylül 2013 Cuma

Bazen Söylenmeden Kalmalıdır Söylenmek İstenilenler

Başlık ne kadar da karamsar değil mi? Düşünsenize bir. Birşeyler söylemek istiyorsunuz ancak bunu söylememeniz gerekiyor. Aslında aklınızda, benliğinizde olan bir düşünce, belki bir his, belki bir kavram, belki bir fikir ya da şu anda aklıma gelmeyen bir başka şey. Tam dilinizin ucuna kadar geliyor ama tutuyorsunuz. Dudaklarınız adeta bir mahkumun üzerine kapanan demir parmaklıklar gibi ağzınızda hapsediyor sözcükleri. Özgür bırakmıyor.

Bu durumla insanlar farklı durumlarda karşılaşabiliyorlar. İnsan karşılaşacağı tepkiden çekinebilir. Annesine, babasına karşı fikirlerini, hislerini ifade edemeyebilir örneğin. Babasıyla tamamen zıt siyasi görüşe sahip bir genç, düşüncelerini babasına karşı savunamayabilir. Onunla tartışmaya giremeyebilir örneğin. Ya da otoriteden korkar. Özellikle düşünce özgürlüğü düşünceler beyinde kaldığı sürece geçerli olduğu yerlerde bu tür durumlarla genele ve sisteme aykırı düşüncelere sahip insanlar sık sık karşılaşırlar. Yine dindar inanların içinde ateist biri tanrı ile ilgili düşüncelerini ne kadar dillendirebilir. Pek dillendiremeyeceği aşikar değil mi? Tüm bu durumlarda insanların kendilerini pek huzursuz, mutsuz hissetmeleri olağan. İnsanlar için kendilerini ifade edebilmek çok büyük bir ihtiyaçtır ve bu ihtiyacını gideremeyen insan sürekli bir mutsuzluğa ve bu mutsuzluğun yol açtığı sıkıntıya mahkum olur. Herşeyi göze alacak kadar asi olanlar toplumdan göreceği baskı, dışlanma, ötekileştirilmeyi, yalnızlığa mahkum edilmeyi ve hatta karşı karşıya kalacağı hukuki yaptırımları göze alarak en keskin düşüncelerini dillendirebilir. Ancak bu asi ruhlu cesur insanların başlarına gelenler çoğunluğun tüm cesaretini kırar ve onları çaresizliğe ve içlerinde bulundukları durumu kanıksamaya mahkum eder.

İnsanların söylemek istediklerini söyleyemedikleri bir başka konu da gönül ilişkilerinde ortaya çıkar. Ancak bu konuya girersek konu çok çok uzayacaktır. Ancak bu tür bir durumda kalanlar için hayatın tüm tadı kaçar ve bazen yapmaları gereken tek şey içlerinde bulundukları durumu kanıksamak, kabullenmek ve kaderlerine razı olmaktır.

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Evde Sinema Keyfi

Evde film keyfinin yeri ayrıdır. Ancak çoğu zaman evlerde film keyfimizi kaçıran ya da azaltan pek çok unsur söz konusudur. Bunlardan en başta geleni televizyonumuzun ekran boyutu ve görüntü kalitesi ile televizyona baktığımız mesafe, ses sisteminin kalitesi ve hoparlörlerin yerleşimine bağlı olarak ses dağılımı, komşulardan veya sokaktan gelen gürültü, eğer tv yayınından film izliyorsak arada çıkan reklamlar ve kesilen, biplenen ya da mozaiklenerek filmin bütünlüğünü bozan sahneler en başta sıralanabilir. Ancak herşeyde olduğu gibi bunun da bir çözümü var.

Reklamlardan ve sansürlerden kurtulmanın çok kolay bir  yolu bulunuyor. Filmleri DVD, Bluray ya da benzer kaynaklar üzerinden izlemek. Bu hem yayınlaradan kaynaklanan görüntü ve ses kalitesindeki olası bozulmamaları engelleyecektir. Ancak diğer sorunlara çözüm bulmak için kabarık bir faturayla karşılaşmaya da hazılıklı olmanız gerekebilir. Bir miktar bütçe ile salonunuzu bir  sinema salonuna çevirebilirsiniz. Şimdi neler yapabileceklerinize bakalım. Doğru seçimler ve yerleşim ile gayet güzel bir görüntü kalitesi ve ses elde edebilirsiniz. Aynı zamanda evinizde salon dekorasyonunuz oldukça modern ve hoş bir yapıya kavuşacaktır.

GÖRÜNTÜ SİSTEMİ


Görüntü herşeyin başıdır. Güzel bir görüntü olmadan evinizde sinema salonu atmosferine yaklaşmanız neredeyse imkansız. Salonunuza ve oturma düzeninize uygun boyutta bir televizyona ihtiyacınız var. Ancak iş bunla da bitmiyor. Televizyonun görüntü kalitesi de üst düzeyde olmalı. LED ve LCD televizyonlar genellikle doğal olmayan renkler gösterir ve görüntüde beyazlar gözü yoracak kadar parlak, siyahlar ise tam siyah değil, hafif de olsa grimsi olmaktadır. LED televizyonlar bu konuda daha başarılı olsalar da, bu konuda en iyisi Plazma televizyonlardır. Ancak Plazma televizyonlar hem çok elektrik tüketmekte ( LED-LCD ve LCD televizyonlara kıyasla ), hem de ekran cam olduğundan gün ışığı ve diğer ışık kaynaklarından gelen ışığı yansıtmaktadır. Ancak genellikle geceleri film izleyeceğiniz için bu sorunu ışıkları söndürerek ortadan kaldırabilirsiniz.

Televizyondan daha sofistike bir sistem isterseniz projektör kullanabilirsiniz. Bunun için bir beyaz perdeye de ihtiyacınız olacak. Projektör ile bir ses sistemine kesinlikle ihtiyacınız var. Aynı zamanda projektörlerin belli bir lamba ömrü olduğunu ve lambalarının ucuz olmadığını da belirtmemiz gerek. Projektör almaktansa daha üst düzey bir televizyon almak karlı görünebilir. Ancak yine de bu tamamen keyif meselesi.

İyi bir TV sehpası da hem televizyon hem de diğer cihazlarınız için gerekli yeri ve düzeni sağlayacaktır.

3D 


Söz konusu üç boyutlu yani 3D film izlemekse, evinizde gözlük kullanmanız gerekiyor (şimdilik). Bu gözlükler aktif ve pasif olmak üzere ikiye ayrılıyor. Pasif gözlükler basit bir yapıya sahip, kullanımı daha kolay, hafif ve ucuzlar. Aktif gözlükler ise daha pahalı, batarya ya da güç kablosu bağlantısına ihtiyaç duyuyorlar ve ağırlar. Her iki teknolojinin kendine göre avantajları ve dezavantajları bulunuyor. İyice araştımak gerekiyor.

SES SİSTEMİ


İyi bir ses olmadan sinema keyfiniz yarım kalacaktır. Bunun için iyi bir ses sistemi almanız gerekiyor ancak bu illa ki pahalı bir ses sistemi almanız anlamına gelmez. Biraz bütçeni genişse AVR (Audio Video Receiver ) alabilirsiniz. AVR'ler genellikle ülkemizde amfi olarak bilinirler. Görevleri DVD/Bluray player, Oyun konsolu, TV ya da PC gibi ses ve görüntü kaynaklarından gelen veriyi işlemek, görüntü TV harici bir cihazdan
geliyorsa görüntüyü işlem yapmadan TV'ye ( ya da projektöre) aktarmak, sesi ise her durumda hoparlör sisteminize göndermektir. AVR kullanırsanız bir hoparlör seti de edinmeniz gerekiyor. Odanızın boyutlarına göre bir sistem seçebilirsiniz. Giriş seviyesinde iyi bir sistem için 4000 TL kadar bir bütçeye ihtiyaç duyabilirsiniz ancak bundan ucuza da mal edebileceğiniz çözümler bulunuyor. AVR özellikle esnekliği ile çok ideal bir cihaz ve ses kalitesi eğer doğru hoparlörlerle kombine ederseniz üst düzeyde olacaktır. Pek çok kişi iyi bir hoparlör seti edindiğinde BASS kullanmaya ihtiyaç dahi duymayabiliyor.


Tüm bunları sağladıktan sonra dışarıdan gelen sesleri engellemek için ses yalıtımına ihtiyaç duyabilirsiniz. Ancak binanızda ısı yalıtımı yani izolasyon yapılmışsa bu önemli ölçüde ses yalıtımı da sağlayacaktır. Pencereleriniz PVC ise ve montajı ustaca yapılmışsa ses yalıtımı konusunda çok gürültülü bir yerde yaşamıyorsanız ( ana yol yakını vb ) sorun yaşama olasılığınız çok çok düşüktür.