Bazı şarkılar insanı tuhaf bir şekilde etkiler. Bazı şarklılar insanların hafızasına ve gönlüne kazınır. Üstelik bunun nedeni ne mutlu, ne acı ne de romantik bir anıya bağlı olmalarından kaynaklanır. Belki de ilk defa yanınızda kimse yokken, belki otobüste sabah işe veya okula giderken radyoda duymuşsunuzdur. Yani hiçbir özel anla, hiçbir özel kişiyle veya olayla bağlantısı yoktur. Sıradan bir günde sıradan, önemsiz bir zamanda duymuşsunuzdur ve sevmişsinizdir. Belki de o anın bir özelliği varsa, bunu da o şarkı sağlamıştır. Müziğin insanlar üzerinde sihirli bir etkisi vardır.
İspanyolca şarkılar genellikle insana enerji veriyor. Bu nedenle severek dinlerim. Yaşam enerjinizin düştüğü anlarda biraz neşe dolmak için İspanyolca şarkı dinlemek gibisi yoktur. Hem müzikal anlamda da oldukça başarılı eserlerdir genellikle.
Pink Martini'nin Donde Estas Yolanda şarkısı tam da böyle bir şarkı. Unutulmaz bir eser. Dinleyin siz de hak vereceksiniz.
13 Şubat 2015 Cuma
8 Şubat 2015 Pazar
Fındık Fiyatları Nereye Gidecek?
23 Ağustos 2014 tarihli yazımda (yazıya buradan ulaşabilirsiniz) fındık fiyatlarının 20 TL/Kg'a yükselmesini beklemenin hayalcilik olacağını ifade etmiştim. Ekonomi alanında öngörüde bulunmak tehlikeli bir iştir. Görülen o ki bu öngörümde yanılacağım. Ancak buradaki hata çok da büyük bir yanılma sayılmaz. Çünkü aynı yazımda kurun fındık üreticileri lehine hareket edeceğini de öngörmüştüm ve bu gerçekleşiyor. TL değer kaybediyor ve hem uluslar arası piyasalara hem de iç dinamiklere bakıldığında TL'nin daha da değer kaybedebileceği açık bir şekilde görülüyor.
İşlenmemiş kabuklu fındık fiyatları 20 TL'ye çok yaklaştı. Eğer 20 TL'ye ulaşırsa öngörümde yanılmış olacağım ve gidişat 20 TL'yi geçebileceği yönünde. Medyada da yoğun ilgi gören ve haberlere konu olan fındık fiyatlarındaki yükseliş karşısında yorum yapanlar genellikle fındığı işleyip satan kişiler. Bu kişiler üreticiden fındığı olabildiğince ucuz almak isteyeceklerdir. Bu nedenle genellikle yükselen fındık fiyatları için yanlış olmasa da yanıltıcı bilgi verip üreticilerin ellerindeki fındığı bir an önce pazara sürmesini sağlamayı amaçlıyorlar. Haberlerdeki yorumlarına bakıldığında bunu net bir şekilde görmek mümkün. Peki üreticiler eğer ellerinde kaldıysa, fındığı piyasaya sürmek için daha beklemeliler mi? Fiyatlar daha da yükselir mi?
Öncelikle belirtmek gerek ki üreticilerin elinde çok çok az fındık kalmış durumda. Üstelik depolardaki önceki yıllara ait fındıklar da tükendi. Yani fındık kıtlığı var. Ekonomide bir ilke vardır, değişmez ve kesindir. Az olan ve talep edilen şey kıymetlenir. Fındık da az, o halde daha da değerlenmesi beklenebilir. Üstelik değer kaybetmeye devam edeceği öngörülen TL de fındık fiyatlarının TL cinsinden -ki üretici fındığını TL ile satar- yükselteceği anlamına geliyor. 2015 yılı Mayıs ayına kadar veya Mayıs ayı içinde fındığın 25 TL'ye yükseldiğini dahi görmek mümkün olabilir artık.
Fındık fiyatlarını etkileyecek en temel unsur hava şartlarıdır. Bugün fındık fiyatlarının bu kadar yükselmesinde, 2014 yılı Nisan ayı sonunda Karadeniz bölgesinde yaşanan don olayının etkisi büyüktür. Aşırı soğuk geçen bir gece bile 2014 yılı mahsulünü dalında kavurmuştur. Vadilerde ve deniz kıyısı gibi alçak bölgelerdeki üreticiler bu zarardan kurtulmuş olsalar da, yüksek kesimlerde yer alan arazilerde hiç hasat yapılamamıştır. 2015 yılı baharında da böyle talihsiz bir iklim olayının yaşanması veya yaz aylarında meydana gelebilecek aşırısı sıcaklar ve uzun süre devam edecek bir kuraklık yine rekolteyi olumsuz etkileyebilir. Fındık rekoltesini olumsuz etkileyecek hava şartlarının yaşanması halinde ise fındık fiyatları yine yüksek kalacaktır. Ancak verimli bir 2015 yılı yaşanırsa fiyatlar düşüş eğilimine girecektir.
Elinde Fındığı Olanlar Ne Yapmalı?
Elinde fındığı olanlara şöyle veya böyle yapın demek çok da doğru değil. Mevcut yüksek fiyatlardan ellerinden çıkarıp uzun yıllardır hiç satmadıkları bir fiyattan ürünlerini satmanın keyfini sürebilirler. Ancak biraz daha sabredip fiyatların daha da yükselmesini de bekleyebilirler. Yine mevcut fındığın bir kısmını satarak karı garantilemek ve kalan kısmını da olası bir yükseliş için bekletmek de tercih edilebilecek bir yol. Kısacası fındığı olan üreticiler bu yıl karlı ve zarar etseler de kardan zarar etmiş olacaklar. Bundan bir iki yıl önce 3 Kg fındık satıp kazanabildikleri parayı bu yıl 1 Kg fındık ile kazanabiliyorlar. Ancak pek çok üreticinin ya rekoltesi düştü ya da daha da kötüsü oldu ve hiç fındık elde edemedi. Yani ekmeğini fındıktan kazananların hepsi bu fiyatların sefasını süremiyor.
2014 yılı fındık ihracat rakamları açıklandı. Bu rakamlara bakıldığında 2012 yılından hiç mahsul kalmadığı görülüyor. 2013 yılından kalan az miktar mahsulün de tükenmiş olduğunu anlamak çok kolay. 2014 yılı mahsulünün de anında tükendiğini söylemek çok da yanlış olmaz. Tabloyu inceleyebilmeniz için paylaşıyoruz.
2014 yılı Fındık İhracat Tablosu
İşlenmemiş kabuklu fındık fiyatları 20 TL'ye çok yaklaştı. Eğer 20 TL'ye ulaşırsa öngörümde yanılmış olacağım ve gidişat 20 TL'yi geçebileceği yönünde. Medyada da yoğun ilgi gören ve haberlere konu olan fındık fiyatlarındaki yükseliş karşısında yorum yapanlar genellikle fındığı işleyip satan kişiler. Bu kişiler üreticiden fındığı olabildiğince ucuz almak isteyeceklerdir. Bu nedenle genellikle yükselen fındık fiyatları için yanlış olmasa da yanıltıcı bilgi verip üreticilerin ellerindeki fındığı bir an önce pazara sürmesini sağlamayı amaçlıyorlar. Haberlerdeki yorumlarına bakıldığında bunu net bir şekilde görmek mümkün. Peki üreticiler eğer ellerinde kaldıysa, fındığı piyasaya sürmek için daha beklemeliler mi? Fiyatlar daha da yükselir mi?
Öncelikle belirtmek gerek ki üreticilerin elinde çok çok az fındık kalmış durumda. Üstelik depolardaki önceki yıllara ait fındıklar da tükendi. Yani fındık kıtlığı var. Ekonomide bir ilke vardır, değişmez ve kesindir. Az olan ve talep edilen şey kıymetlenir. Fındık da az, o halde daha da değerlenmesi beklenebilir. Üstelik değer kaybetmeye devam edeceği öngörülen TL de fındık fiyatlarının TL cinsinden -ki üretici fındığını TL ile satar- yükselteceği anlamına geliyor. 2015 yılı Mayıs ayına kadar veya Mayıs ayı içinde fındığın 25 TL'ye yükseldiğini dahi görmek mümkün olabilir artık.
Fındık fiyatlarını etkileyecek en temel unsur hava şartlarıdır. Bugün fındık fiyatlarının bu kadar yükselmesinde, 2014 yılı Nisan ayı sonunda Karadeniz bölgesinde yaşanan don olayının etkisi büyüktür. Aşırı soğuk geçen bir gece bile 2014 yılı mahsulünü dalında kavurmuştur. Vadilerde ve deniz kıyısı gibi alçak bölgelerdeki üreticiler bu zarardan kurtulmuş olsalar da, yüksek kesimlerde yer alan arazilerde hiç hasat yapılamamıştır. 2015 yılı baharında da böyle talihsiz bir iklim olayının yaşanması veya yaz aylarında meydana gelebilecek aşırısı sıcaklar ve uzun süre devam edecek bir kuraklık yine rekolteyi olumsuz etkileyebilir. Fındık rekoltesini olumsuz etkileyecek hava şartlarının yaşanması halinde ise fındık fiyatları yine yüksek kalacaktır. Ancak verimli bir 2015 yılı yaşanırsa fiyatlar düşüş eğilimine girecektir.
Elinde Fındığı Olanlar Ne Yapmalı?
Elinde fındığı olanlara şöyle veya böyle yapın demek çok da doğru değil. Mevcut yüksek fiyatlardan ellerinden çıkarıp uzun yıllardır hiç satmadıkları bir fiyattan ürünlerini satmanın keyfini sürebilirler. Ancak biraz daha sabredip fiyatların daha da yükselmesini de bekleyebilirler. Yine mevcut fındığın bir kısmını satarak karı garantilemek ve kalan kısmını da olası bir yükseliş için bekletmek de tercih edilebilecek bir yol. Kısacası fındığı olan üreticiler bu yıl karlı ve zarar etseler de kardan zarar etmiş olacaklar. Bundan bir iki yıl önce 3 Kg fındık satıp kazanabildikleri parayı bu yıl 1 Kg fındık ile kazanabiliyorlar. Ancak pek çok üreticinin ya rekoltesi düştü ya da daha da kötüsü oldu ve hiç fındık elde edemedi. Yani ekmeğini fındıktan kazananların hepsi bu fiyatların sefasını süremiyor.
2014 yılı fındık ihracat rakamları açıklandı. Bu rakamlara bakıldığında 2012 yılından hiç mahsul kalmadığı görülüyor. 2013 yılından kalan az miktar mahsulün de tükenmiş olduğunu anlamak çok kolay. 2014 yılı mahsulünün de anında tükendiğini söylemek çok da yanlış olmaz. Tabloyu inceleyebilmeniz için paylaşıyoruz.
2014 yılı Fındık İhracat Tablosu
7 Şubat 2015 Cumartesi
Kahve Sağlığa Zararlı Mı Değil Mi?
Türkiye'de bir şeyleri iddia etmek çok kolay. Özellikle beslenme ve gıda konularında. Tv programlarında pek çok uzman çıkıp bir şeyler iddia ediyor. Biri bir gıda maddesini adeta zehir olarak iddia ederken bir diğeri ne kadar gerekli olduğundan söz ede ede yere göğe sığdıramıyor. Allah'tan balık hafızalı bir halkımız var da, bir uzmanı dinlerken önceki duyduklarını çoktan unutmuş oluyorlar.
Peki bu uzmanlar -ki çoğu uzmanın bilim insanı sıfatı oluyor genelde- nasıl oluyor da bu kadar farklı ve birbiri ile çelişen şeyler söylüyorlar. Bilimde doğrular ve yanlışlar bellidir. Açık ve nettir. Açık ve net olmayan konularda, yani henüz bilimsel araştırmalar ile kesinliği kanıtlanmamış konularda, bilim insanları ortaya çıkıp kendi düşüncelerini açıklayıp, insanlara tavsiyelerde bulunmazlar. Bilim dünyasının etik kuralları bunu gerektiriyor. Ancak görülüyor ki ülkemizin bilim insanları etik kurallar konusunda çok da hassas değiller.
İnsan bilim insanlarının birbirleri ile çelişen açıklamalar yapmalarına bakıp da, şüphe etmeden duramıyor. Acaba bilim insanlarının açıklamaları bilimsel gerçekleri toplumla paylaşmanın dışında farklı amaçlar içeriyor olabilir mi? Mesela belli firmaların ve sektörlerin hoşuna gidecek ve rakiplerini de zora sokmak gibi. Örneğin biri çıkıp maden suyunun sağlığa zararlı olduğunu söylese, ve bu topluma güvenilir kişi olarak lanse edilmiş ise, ülkedeki maden suyu satışlarının düşeceği beklenebilir. Peki maden suyu satışları düşerse ne olur? İnsanlar onun yerine diğer içeceklere yönelirler -ki çoğu maden suyuna göre hemen hiçbir faydası olmayan hatta bol miktarda zararlı içeceklerdir. İnsanlara kırmızı et yemeyin demenilmesine en çok beyaz et üreticileri sevinmiyor mudur? Bir düşünün.
En sevdiğim içeceklerden olan kahve için de benzer bir durum var. Google'da kahve ile ilgili haberleri aratırsanız, neredeyse tüm haberlerin kahvenin zararlarından söz edildiğini görürsünüz. Ne kadar ilginçtir ki, pek çok içeriğini gerçek bilimsel dergilerde yayımlanmış ve saygın yabancı gazetelerde haberlere konu olmuş bilimsel araştırmalara dayandıran ve üstelik kaynak da gösteren kahvekolik.net sitesinde yer alan haberlere bakıldığında ise, kahvenin ne kadar sağlıklı olduğunu gösteren çok sayıda araştırma görebilirsiniz. Hatta bu haberleri gösterilen kaynaklardan kontrol de edebilirsiniz.
Sonuç olarak ben gönül rahatlığı ile kahve içiyorum ve içmeye devam edeceğim. Çok aşırıya kaçılmadığı sürece kahvenin sağlıklı olduğuna da inanıyorum. Özgürce gerçekleri yazmaktan ziyade birilerinin çıkarları doğrultusunda taraflı haberlerle dolu olan Türk basınında yer alan haberlere de hiç itimat etmiyorum. Zaten artık bu gazetelere ve televizyonlara itimat eden var mı?
Peki bu uzmanlar -ki çoğu uzmanın bilim insanı sıfatı oluyor genelde- nasıl oluyor da bu kadar farklı ve birbiri ile çelişen şeyler söylüyorlar. Bilimde doğrular ve yanlışlar bellidir. Açık ve nettir. Açık ve net olmayan konularda, yani henüz bilimsel araştırmalar ile kesinliği kanıtlanmamış konularda, bilim insanları ortaya çıkıp kendi düşüncelerini açıklayıp, insanlara tavsiyelerde bulunmazlar. Bilim dünyasının etik kuralları bunu gerektiriyor. Ancak görülüyor ki ülkemizin bilim insanları etik kurallar konusunda çok da hassas değiller.
İnsan bilim insanlarının birbirleri ile çelişen açıklamalar yapmalarına bakıp da, şüphe etmeden duramıyor. Acaba bilim insanlarının açıklamaları bilimsel gerçekleri toplumla paylaşmanın dışında farklı amaçlar içeriyor olabilir mi? Mesela belli firmaların ve sektörlerin hoşuna gidecek ve rakiplerini de zora sokmak gibi. Örneğin biri çıkıp maden suyunun sağlığa zararlı olduğunu söylese, ve bu topluma güvenilir kişi olarak lanse edilmiş ise, ülkedeki maden suyu satışlarının düşeceği beklenebilir. Peki maden suyu satışları düşerse ne olur? İnsanlar onun yerine diğer içeceklere yönelirler -ki çoğu maden suyuna göre hemen hiçbir faydası olmayan hatta bol miktarda zararlı içeceklerdir. İnsanlara kırmızı et yemeyin demenilmesine en çok beyaz et üreticileri sevinmiyor mudur? Bir düşünün.
En sevdiğim içeceklerden olan kahve için de benzer bir durum var. Google'da kahve ile ilgili haberleri aratırsanız, neredeyse tüm haberlerin kahvenin zararlarından söz edildiğini görürsünüz. Ne kadar ilginçtir ki, pek çok içeriğini gerçek bilimsel dergilerde yayımlanmış ve saygın yabancı gazetelerde haberlere konu olmuş bilimsel araştırmalara dayandıran ve üstelik kaynak da gösteren kahvekolik.net sitesinde yer alan haberlere bakıldığında ise, kahvenin ne kadar sağlıklı olduğunu gösteren çok sayıda araştırma görebilirsiniz. Hatta bu haberleri gösterilen kaynaklardan kontrol de edebilirsiniz.
Sonuç olarak ben gönül rahatlığı ile kahve içiyorum ve içmeye devam edeceğim. Çok aşırıya kaçılmadığı sürece kahvenin sağlıklı olduğuna da inanıyorum. Özgürce gerçekleri yazmaktan ziyade birilerinin çıkarları doğrultusunda taraflı haberlerle dolu olan Türk basınında yer alan haberlere de hiç itimat etmiyorum. Zaten artık bu gazetelere ve televizyonlara itimat eden var mı?
2 Şubat 2015 Pazartesi
Dünyaya Yanlış Zamanda Gelenler
Bazı insanlar yanlış zamanda doğar. Bu nedenle hayatları boyunca hep yalnızlığa mahkumdurlar. Üstelik kalabalıklar içinde yalnızlığa mahkumdurlar. Çünkü içinde bulunduğumuz çağda toplum hem kimsenin izole bir hayat yaşamasına müsaade etmezken hem de genel kabul görmüş kurallara uymayanları dışlamaktadır.
Yeni Türkü'nün Çember adlı şarkısında "Ya dışındasındır çemberin, ya da içinde yer alacaksın. Kendin içindeyken, kafan dışındaysa?" denir ya. Tam da öyle bir durumdadır yanlış zamanda doğmuş olanlar. Ne içinde bulundukları topluma karışıp onlardan biri olabilirler ne de kopup başka bir diyara, başka bir zamana yelken açabilirler. Acı bir mahkumiyettir yaşadıkları, rüzgarsız bir Kasım gününde dalından kopan bir çınar yaprağının toprağa düşene kadar yaşadıkları gibi, ağır bir kopuş ve bir o kadar da kopamayış vardır içlerinde hep. Hep askıdadırlar, esecek en hafif bir rüzgar bile onları bilmedikleri bir yere götürebilir.
Yanlış çağda doğanlar iki türlüdür. Birincisi geç doğanlar. Onlar dünyaya gelmek için geç kalmışlardır. Belki kılıç kalkanlı savaşların olduğu bir çağda, koyunlarını güden ve komşu obadaki gönlünü kaptırdığı kıza sadece koyunlarının dinlediği kavalıyla başka kimsenin bilmeyeceği, belki basit ama bir o kadar da derin anlamlar içeren şarkılar çalacaktır. Pek dertlenecektir onu bir daha ne zaman göreceğini bilmemekten. En büyük korkusu onun bir başkasıyla evlenmesi olacaktır. Mavi göğün altında, sürüsü nereye giderse oraya, kışları kışlaklarda yazları yaylalarda, tertemiz pınar suları doğal yiyecekler ve ev olarak da küçük bir çadır yetecektir onlara. Oysa o her sabah erkenden kalkıp belli saatler arası dört duvarın arasında, gürültülü bir makinenin başında akşama kadar çalışıp yorgun argın akşam evine gelecektir. Basit bir çadır yaşamında aradığı huzuru ve mutluluğu bulabilecek olan bir insana modern çağımız ne verebilir ki? Üstelik toplum basit bir çadırı kafi gören bu adamın evlere, arsalara, arabalara, son model mobilyalara olmak için daha da çok çalışmaya ve para biriktirmeye zorlamaktadır.
Bazıları da dünyaya gelmekte erken davranmıştır. Onların işleri daha zordur. Çünkü geç dünyaya gelmiş olanlar bazen kendilerini baskı altında hissetseler ve toplum tarafından değersiz görülseler de, biraz sabırla topluma ayak uydurabilirler. Ancak erken davrananlar sürekli yabancı olmaya alışmak zorundadırlar. En yakınlarına bile... Onların düşünceleri, fikirleri, hayata bakışları çağın hep ötesindedir. Onlar içlerinde sürekli bir isyan potansiyeli ile gezerler. İç huzurları yoktur. Gelenekler görenekler onlara göre olmaz pek. Bazıları büyük bir devrimci olacak kadar çılgındır. Tarihte Kralları ve İmparatorları devirenler hep böyleleri olmuştur. Bazıları toplumları arkalarından sürükleyecek kadar güçlü bir ikna yeteneğine sahip olmuştur. Tarih kitaplarında böylelerini bulmak çok kolaydır. Ancak böyle bir güçleri veya emelleri olmayanlar, anlam veremedikleri bir yığın toplumsal kurala, geleneğe ve göreneğe, saçma görünen ahlak kurallarına uymak zorundadır. Aksi halde toplum onu, doğmak için geç kalanlara yaptığı gibi değersiz, önemsiz biri olarak görüp itip kakmaktan ziyade, tehlikeli görüp yok etmeye dahi çalışacaktır. Üstelik toplum kurallarına uymak onlar için katlanılması çok daha zor bir durumdur.
Doğru çağda yaşayan insanlar ise genellikle mutlu bir yaşam sürerler. Ancak onlar tarih açısından önemsiz kimseler olmaya mahkumdurlar. Şanslılarsa isimleri torunları ölene kadar birileri tarafından hatırlanır. Ondan sonra sanki bu dünyaya hiç gelmemiş gibi, kimse tarafından bilinmeyen kimseler olurlar. Doğmak için geç kalanların önemli işler başarabilmesi zaten imkansızdır. Belki hatırı sayılır bir servet biriktirebilirler, ancak o kadar. Oysa dünyaya erken gelenler çığır açarlar. İnsanlık karanlık çağdan çıkıp günümüzdeki medeniyet seviyesine ulaştıysa bu onarın sayesinde olmuştur. Ve medeniyetimiz daha da gelişecekse, bu yine onların sayesinde olacaktır.
Yeni Türkü'nün Çember adlı şarkısında "Ya dışındasındır çemberin, ya da içinde yer alacaksın. Kendin içindeyken, kafan dışındaysa?" denir ya. Tam da öyle bir durumdadır yanlış zamanda doğmuş olanlar. Ne içinde bulundukları topluma karışıp onlardan biri olabilirler ne de kopup başka bir diyara, başka bir zamana yelken açabilirler. Acı bir mahkumiyettir yaşadıkları, rüzgarsız bir Kasım gününde dalından kopan bir çınar yaprağının toprağa düşene kadar yaşadıkları gibi, ağır bir kopuş ve bir o kadar da kopamayış vardır içlerinde hep. Hep askıdadırlar, esecek en hafif bir rüzgar bile onları bilmedikleri bir yere götürebilir.
Yanlış çağda doğanlar iki türlüdür. Birincisi geç doğanlar. Onlar dünyaya gelmek için geç kalmışlardır. Belki kılıç kalkanlı savaşların olduğu bir çağda, koyunlarını güden ve komşu obadaki gönlünü kaptırdığı kıza sadece koyunlarının dinlediği kavalıyla başka kimsenin bilmeyeceği, belki basit ama bir o kadar da derin anlamlar içeren şarkılar çalacaktır. Pek dertlenecektir onu bir daha ne zaman göreceğini bilmemekten. En büyük korkusu onun bir başkasıyla evlenmesi olacaktır. Mavi göğün altında, sürüsü nereye giderse oraya, kışları kışlaklarda yazları yaylalarda, tertemiz pınar suları doğal yiyecekler ve ev olarak da küçük bir çadır yetecektir onlara. Oysa o her sabah erkenden kalkıp belli saatler arası dört duvarın arasında, gürültülü bir makinenin başında akşama kadar çalışıp yorgun argın akşam evine gelecektir. Basit bir çadır yaşamında aradığı huzuru ve mutluluğu bulabilecek olan bir insana modern çağımız ne verebilir ki? Üstelik toplum basit bir çadırı kafi gören bu adamın evlere, arsalara, arabalara, son model mobilyalara olmak için daha da çok çalışmaya ve para biriktirmeye zorlamaktadır.Bazıları da dünyaya gelmekte erken davranmıştır. Onların işleri daha zordur. Çünkü geç dünyaya gelmiş olanlar bazen kendilerini baskı altında hissetseler ve toplum tarafından değersiz görülseler de, biraz sabırla topluma ayak uydurabilirler. Ancak erken davrananlar sürekli yabancı olmaya alışmak zorundadırlar. En yakınlarına bile... Onların düşünceleri, fikirleri, hayata bakışları çağın hep ötesindedir. Onlar içlerinde sürekli bir isyan potansiyeli ile gezerler. İç huzurları yoktur. Gelenekler görenekler onlara göre olmaz pek. Bazıları büyük bir devrimci olacak kadar çılgındır. Tarihte Kralları ve İmparatorları devirenler hep böyleleri olmuştur. Bazıları toplumları arkalarından sürükleyecek kadar güçlü bir ikna yeteneğine sahip olmuştur. Tarih kitaplarında böylelerini bulmak çok kolaydır. Ancak böyle bir güçleri veya emelleri olmayanlar, anlam veremedikleri bir yığın toplumsal kurala, geleneğe ve göreneğe, saçma görünen ahlak kurallarına uymak zorundadır. Aksi halde toplum onu, doğmak için geç kalanlara yaptığı gibi değersiz, önemsiz biri olarak görüp itip kakmaktan ziyade, tehlikeli görüp yok etmeye dahi çalışacaktır. Üstelik toplum kurallarına uymak onlar için katlanılması çok daha zor bir durumdur.
Doğru çağda yaşayan insanlar ise genellikle mutlu bir yaşam sürerler. Ancak onlar tarih açısından önemsiz kimseler olmaya mahkumdurlar. Şanslılarsa isimleri torunları ölene kadar birileri tarafından hatırlanır. Ondan sonra sanki bu dünyaya hiç gelmemiş gibi, kimse tarafından bilinmeyen kimseler olurlar. Doğmak için geç kalanların önemli işler başarabilmesi zaten imkansızdır. Belki hatırı sayılır bir servet biriktirebilirler, ancak o kadar. Oysa dünyaya erken gelenler çığır açarlar. İnsanlık karanlık çağdan çıkıp günümüzdeki medeniyet seviyesine ulaştıysa bu onarın sayesinde olmuştur. Ve medeniyetimiz daha da gelişecekse, bu yine onların sayesinde olacaktır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
