4 Kasım 2011 Cuma

Ülkemin Garip Halleri

Yazının başlığı biraz GARİP! Çünkü bu ülkenin garip halleri başlığını atarsanız muhtemelene bir ansiklopedi yazmaya hazırlanıyor olmalısınız. Ancak benim o kadar ne zamanım ne de yerim var. Hangi blog okuyucusu o kadar uzun bir yazıyı okur ki? Hele de okuma oranının bu kadar düşük olduğu, insanların gazetelerdeki iki satır makeleleri bile okumaya üşendiği bir ülkede bunu beklemek abese iştigal olur. Yazım kısa da olmayacak ama o kadar şok uzun da...

Bu ülkede sadece bir gün dikkatli bir medya gözlemi yapmak, bu ülkenin ne kadar yozlaştığını, değerlerin nasıl yerlerde süründüğünü, boş işlerde uzman olan halkın genelinin dişe dokunur işler söz konusu olduğunda miskinlik konusundaki uzmanlığını konuşturduğunu derhal anlamak mümkün. Gazete haberlerine bir bakmak yeterli. Hemen her gün onlarca boş insan, saçma sapan haberlerle gazetelerde boy gösteriyor. Tabi bu insanların kaşından gözünden, kıçından bacağından göğsünden başka gazete sayfalarında bir iki paragraf ile bahsedilecek nitelikleri olmadığı için fotoğrafları ve o fotoğraftaki anı anlatan iki satır yazı yer alır genelde. Ha bir de üstün nitelikli gazetecilerimizin arada sırada toplumun değer verdiği içi boş ünlü-sanatçı sürüsünden bir adet seçip hakkında uydurma haber yapma yeteneklerini bilerler. Tabi kadınlarımıza altın günlerinde dedikodusunu yapacak malzeme lazımdır, sürekli mahallenin karılarının kocalarının dedikodusunu yapmak bir süre sonra sıkıcı olmalı değil mi? Hele de yeni ve dişe dokunur bir gelişme olmaz ise.

Beş para etmez insanları aya çıkarmaya pek meraklı ve bu konuda üstün meziyetlere sahip bir milletiz. Belki de bu yüzden beş para etmez insanları çoğu zaman bizi yönetmeleri için seçip duruyoruz ve belki de bu yüzden, ikinci dünya savaşında iki atom bombası yemiş Japonya, yine ikinci dünya savaşında ağır yaptırımlara ve ekonomik çöküntüye maruz kalmış ve ağır bir savaşın enkazı haline dönüşmüş Almanya bugünkü gelişmiş ülkelerden iken, ve biz onları gıpta ederken, ikinci dünya savaşına hiç girmemiş böyle felaketler yaşamamış Türkiye halen gelişmekte olan bir ülkedir. Bu gelişmekte olan ülke ifadesi de daha taze bir icattır aslında. Gelişmiş ülkelerin ekonomistleri gelişmemiş ülkeleri gelişmemiş ülke olarak tanımlamanın nahoş ve kırıcı olacağı gerekçesi ile, gelişmemiş ülke yerine gelişmekte olan ülke ifadesini getirmişler. Yani gelişmemiş bir ülkeyiz aslında. Ama gelişiyoruz, Yozlaşmada, yolsuzlukta, hukuksuzlukta, üçkağıtçılıkta, rüşvette, hortumculukta, şakşakçılıkta, yardakçılıkta vsvsvscılıkta çok hızlı gelişiyoruz.

Eee bu gelişmeyi baltalamak isteyen tüm güçlere göğsümüzü siper edeceğiz. DURMAK YOK YOLA DEVAM.

23 Ekim 2011 Pazar

Karpuz Seçer Gibi Sigorta Seçin!




Sigortadukkanim.com, Türkiye’deki sigorta sisteminde çığır açacak bir yenilik ve espri anlayışıyla sektöre giriş yaptı.

“Karpuz seçer gibi sigorta seçin” mantığıyla en bol seçenek ve en ucuz fiyat avantajıyla sigorta ihtiyacınıza en hızlı çözümleri üretiyor. Sistemin karpuzla bağlantısını merak edenler için şu eğlenceli video son derece açıklayıcı:

Çok fazla sigorta şirketi ve çeşidi bulunduğu için, sigorta konusunda da seçim yaparken yardım gerekiyor tabii... Sigortadukkanim.com işte tam bu filmdeki karakter gibi ortaya çıkıyor; kasko ya da trafik sigortasında size en uygun online poliçeleri önünüze seriyor. İhtiyacınıza göre karşınıza gelen bu online teklifleri karşılaştırabiliyor ve size uygun olan sigorta poliçesini tercih edebiliyorsunuz. Geriye de “size en uygun fiyatı” veren online teklifi kabul etmek kalıyor.

Daha detaylı bilgi almak isteyenler; www.sigortadukkanim.com adresini ziyaret edebilirler.


Bir bumads advertorial içeriğidir.

18 Ekim 2011 Salı

AKP'nin Fakir Halk Hedefi

Başlık belki bu yazı için çok doğru olmayabilir. Ancak uzun süredir takip edilen ekonomi politikaları ve başbakanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın ÖTV artışları, zamlar ve güncellemeler üzerinde verdiği tepki böyle bir başlığın çok da yanlış olmayacağını düşündürüyor.

Bir ülkeyi yönetenler, halkın zenginliğini artırmayı, hayat standardını yükseltmeyi hedefler. Aksi halde zaman zaman kişi başı düşen milli gelirin ülkemizde 10000$'ı aştığını hükümet yetkilileri övüne övüne ifade etmezlerdi. Daha çok kazanan halk, ihtiyaçlarını daha çok karşılayabilecek, zorunlu ihtiyaçlar olan beslenme, barınma ve giyim gibi olmazsa olmaz ihtiyaçlarını rahatça karşılayacak ve bunun da ötesine geçip hayat standardını asıl artırıcı sosyal ve kültürel harcamalara da başlayacaktır. Sinemaya, tiyatroya daha çok gidecek, daha çok kitap okuyacak, dergi ve gazetelere belki abone olacak, eğitim ve kurslara katılarak kendini geliştirecek çeşitli hobiler edinecek ve bunları takip edebilecektir. Tabi ki daha güzel bir ev, daha lüks bir araba da edinmek isteyecektir. Bu durum ise tüketimin artması demektir. Oldukça düşük bir ortalama hayat standardının olduğu ülkemizde insanların geliri arttıkça tüketimin patlaması da bundan kaynaklanıyor. Daha önce karşılayamadığı ihtiyaçlarını da karşılamaya çalışan insanlarımız, daha rahat, daha insanca bir hayat yaşamak istiyor. Ama tükettiği ürünlerin çoğu ithal olunca dış ticaret açığı ve dolayısıyla cari açık patlıyor.

Dış ticaret açığını kapatmak için hükümetin uyguladığı politika ise halkın daha az tüketmesini sağlamak. Bunu yapmanın yolu da alım gücünü düşürmek, yani fakirleştirmek. Belki elinize 10000$ geçecek ve bunla da hükümet övünecek ama o 10000$'ı nasıl harcayacağınıza, onunla ihtiyaçlarınızı ne ölçüde karşılayacağınıza da karar vermek istiyor. Bu nedenle işçi ve memurlara ancak enflasyon oranında zam yapılırken vergi oranları ve güncellemeler enflasyonun çok çok üzerinde oluyor. Yani kaşıkla verip kepçeyle almanın bir başka yolu.

Sayın başbakan hemen herkesin Porsche marka arabaya binebilecek ekonomik güce sahip olduğu bir Türkiye istemiyor, sayın başbakan insanların binebilirse ancak Fiat marka bir otomobile binebildiği bir Türkiye arzu ediyor. Yani halkın fakir, ihtiyaçlarını zar zor karşılayabilen, eline geçen gelirin çoğunu vergi olarak devlete geri ödeyen bir halk istiyor. Üstelik bu vergileri de an adaletsiz şekilde almaya devam ediyor. Porche'u olan biri de benzinin her litresine Fiat'ı olan ile aynı vergiyi ödüyor, yediği her somun ekmek için de, içtiği her bardak su için de aynı şey geçerli. Oysa ki zenginin daha çok vergi ödediği bir vergi sistemi olması gerekiyor. KDV ve ÖTV gibi vergiler ise fakir zengin ayırımı yapmıyor.

Kısaca sayın başbakanımız çok çalışın, az tüketin ve hayat standardınızı yükseltmeyin diyor.

14 Ekim 2011 Cuma

İnsafsız ÖTV Zamları ve Devletin Yanlış Vergi Politikası

Duymayan bilmeyen yoktur, ÖTV'ye ( Özel Tüketim Vergisi ) gelen yüksek zam gündemi meşgul ediyor. Otomobillerden cep telefonlarına alkollü içeceklerden sigaraya yapılan  bu ÖTV artışının etkisini yakında tamamen hissedeceğiz.  Bu vergi artışı ise hem ÖTV'nin varlığını hem de artışların insafsızlığını sorgulatır oldu.
Vergi artışları

ÖTV, 17 Ağustos 1999 depreminin zararlarını karşılamak amacıyla dönemin hükümeti tarafından çıkarılan geçici bir vergiydi ve güya depremin yaraları sarıldıktan sonra kalkacaktı. Ancak AKP hükümeti böyle bir gelir kaynağından vazgeçmek istemedi ve sürekli vergi haline geldi. Tanrı ülkemizi her nevi doğal afetlerden korusun. Yoksa hem afet yaşamımızı maffediyor hem de ardından devlet cüzdanımızı daha da sömürmek için bir bahane yakalamış oluyor. Çifte darbe yiyoruz yani.

Çok saygı duyduğum bakanlardan biri olan sayın maliye bakanımız Mehmet Şimşek, bu vergi artışlarını savunurken, zam ifadesi yerine güncelleme ifadesini kullanmayı tercih etmiş. Neden olarak da, tüm ülkelerde maktu vergilerin belirli dönemlerle ( genelde her yıl sonunda ) otomatik olarak güncellendiğini, ülkemizde ise bu güncelleme için bakanlar kurulu kararı gerektiğini ifade etmiş. Maktu vergi nedir bilmeyenler için açıklayalım. Maktu vergi mal ya da hizmetin fiyatı ya da maliyeti üzerinden belli bir oran üzerinden hesaplanmayan, doğrudan sabit ya da belirli aralıklarda değişken tutarlarda alınan vergidir. Eskiden cep telefonları için sınır değer olan 40 TL  idi ve sınır değeri aşan tutarlar için de %20 ÖTV alınıyordu. Yani 40 TL altında fiyata sahip bir cep telefonuna 40 TL ÖTV maktu vergi olarak ekleniyor, sonra oluşan 80 TL yeni fiyata da %18 KDV ekleniyordu. Bu arada ödediğiniz 40 TL ÖTVnin de KDV'sini ödüyorduk. Şimdi ise bu 40 TL sınır 100 TL'ye yükeltilmiş. Yani 2.5 kat ( % 250 ) artırılmış. Benzer şekilde yüksek ÖTV artışları otomobiller için de geçerli.

Her ne kadar lüks sınıfa giren otomobillerdeki artış oranı daha yüksek olsa da, bu vergi artışının düşük ve orta gelir grubunda yer alan insanları koruduğu savunulamaz. Hele hele bu artışa bir güncelleme denilemez. Enflasyon oranında bir maktu vergi sınır artışı ile karşı karşıya kalsaydık buna bir güncelleme diyebilirdik. Ancak bu vergi artışları hem gerçekleşen hem de beklenen enflasyon oranlarının oldukça üzerinde olduğu için güncelleme ifadesi ne kadar doğrudur bunu takdirinize bırakıyorum.

Bu son zamlarla birlikte devletin kasasını yine alt ve orta gelir grubunda yer alan vatandaşlar dolduracak. Ülkemizdeki vergi sisteminin adaletsizliği ortada bir gerçek iken mevcut hükümetin bu adaletsizliği gidermek yerine daha da üzerine gitmesi de kabul edilebilir  bir durum değil. Kuşkusuz bunda Türkiye ekonomisinin en büyük sorunu olan cari açığa karşı bir tedbir amacı da var. Ancak, dış ticaret açığının körüklediği cari açığı kapatacağız diye vatandaşın sırtına yüklenmek ve zaten düşük bir hayat standardında yaşamaya mahkum edilen halkımızın hayat standardını daha da düşürmek ne kadar insaflı bir davranıştır. Aynı zamanda işçiye ve memura nasıl hesaplandığı ve ne kadar gerçeği yansıttığı oldukça tartışmalı olan enflasyon oranlarında zam yapılırken bu tür dolaylı vergilere ve elektrik, akaryakıt ve doğalgaz gibi halkı doğrudan etkileyen kalemlere yüksek zamlar yapmak da tek kelime ile insafsızlıktır. Bütün bunlar olurken milletvekillerinin akaryakıt giderlerinin de vergilerimizle karşılanacağı haberi kamu vicdanını rahatsız etmiyor ise eğer, bu ülkede yaşayan insanlara bu yapılan zamlar  ve daha da fazlası kesinlikle müstehaktır.