10 Kasım 2011 Perşembe

Tablet PC Çocuklara Zararlı Mı?

Bir süre önce ülkemizde öğrencilere Tablet bilgisar dağıtılacağı ile ilgili haberler medyayı meşgul etmekteydi. Araya terör eylemleri ve Van depremi gibi üzücü olayların girmesi nedeniyle medya gündeminde arka sıralarda kalan bu gelişme ile ilgili bazı çevreler geniş lobi faaliyetleri yürüyor. Yerli otomobil yapılabilip yapılamayacağı tartışmalarının ardından tablet bilgisayarların da yerli imkanlarla üretilebileceği iddiaları gündeme gelmişti. Her ne kadar yüksek bir yerli katkı ile bu tür bilgisayarları ülkemizde üretmek imkan dahilinde ise de, ülkemizde böyle bir bilgisayarın en temel bileşenleri olan işlemcisi yani beyni, hafıza birimleri, yazılım vb bileşenlerini üretmek en azından kısa vadede pek olası değil. Bununla birlikte yerli tablet pc üreteceğini iddia edenler malesef sadece montaj yapan firmalar.

Daha önce Türkiye'de Tablet PC Üretilebilir Mi?  başlıklı yazımda bu konuya değinmiştim. Ancak kısa bir süre önce internette gördüğüm bir araştırma bu konuya tekrak değinme gerekliliği hissetmeme neden oldu.

Gelişen teknoloji ile birlikte etrafımızı çevreleyen elektronik cihazlarin yaydığı elektromagnetik dalgaların insan sağlığı üzerinde olumsuz etkilere sahip olduğu artık tıp otoritelerince kabul edilen bir gerçek. Kanada başta olmak üzere bazı gelişmiş ülkelerde bu tür cihazlar için elektromagnetik dalga yaymalarına katı limitler getirilmiş durumda. AB de bu kısıtlamayı uygulayan ülkelerden ancak en katı limitler Kanada'da bulunuyor. Buna rağmen son yapılan deneylerde özellikle bazı kişilerin bu limit değerlerin çok altındaki elektromagnetik radyasyona maruz kaldığında bile bundan olumsuz etkilendiğini kanıtlıyor. Bu da durumun sanılandan çok daha ciddi olabileceğinin önemli bir göstergesi. 

Okullarda öğrencilere kilolarca ağırlıkta kitap verip hergün taşıtmak yerine, tüm kitapları içeren, hatta dersleri sesli ve görsel olarak da destekleyen tablet pc dağıtmak oldukça mantıklı bir gelişme olarak duruyor. Üstelik çocuklar bu bilgisayarlar ile internete bağlanabilecekler ve ellerindeki bir kitapta yer alan bilgiler ile sınırlı kalmayacaklar. Her an araştırıp farklı kaynaklardan bilgi temin edebilecekler. Ancak sağlığı olumsuz etkileyen elektromagnetik dalga yayan bu cihazları kullanan çok sayıda öğrencinin bir sınıfta bulunacağı da unutulmamalı. Yapılan araştırma da bunu temel alıyor.

Yapılan araştırmada bir sınıf ortamı oluşturulmuş. Bilgisayarların öğrencilerin doğal olarak bilgisayarda yapacağı dosya indirme, video izleme, gazete okuma vb  gibi işlemlerle meşgul olması sağlanmış ve bu sınıftaki elektromagnetik radyasyon miktarı ölçülmüş. Sonuç hiç de iç açıcı değil. Üstelik ülkemizdeki sınıflar o testin yapıldığı sınıftan çok daha kalabalık.

Bugün dünyada öğrencilere kitap yerine bilgisayar verilmesi ile ilgili çeşitli ülkelerde pilot uygulamalar bulunuyor. Ancak ülkemizdeki gibi pilot uygulama yapmadan bu işe soyunan bir başka örnek ülke yok.  Sanırım bu da yeni neslimize ne kadar çok değer verdiğimizin!!! en önemli göstergesi.









4 Kasım 2011 Cuma

Ülkemin Garip Halleri

Yazının başlığı biraz GARİP! Çünkü bu ülkenin garip halleri başlığını atarsanız muhtemelene bir ansiklopedi yazmaya hazırlanıyor olmalısınız. Ancak benim o kadar ne zamanım ne de yerim var. Hangi blog okuyucusu o kadar uzun bir yazıyı okur ki? Hele de okuma oranının bu kadar düşük olduğu, insanların gazetelerdeki iki satır makeleleri bile okumaya üşendiği bir ülkede bunu beklemek abese iştigal olur. Yazım kısa da olmayacak ama o kadar şok uzun da...

Bu ülkede sadece bir gün dikkatli bir medya gözlemi yapmak, bu ülkenin ne kadar yozlaştığını, değerlerin nasıl yerlerde süründüğünü, boş işlerde uzman olan halkın genelinin dişe dokunur işler söz konusu olduğunda miskinlik konusundaki uzmanlığını konuşturduğunu derhal anlamak mümkün. Gazete haberlerine bir bakmak yeterli. Hemen her gün onlarca boş insan, saçma sapan haberlerle gazetelerde boy gösteriyor. Tabi bu insanların kaşından gözünden, kıçından bacağından göğsünden başka gazete sayfalarında bir iki paragraf ile bahsedilecek nitelikleri olmadığı için fotoğrafları ve o fotoğraftaki anı anlatan iki satır yazı yer alır genelde. Ha bir de üstün nitelikli gazetecilerimizin arada sırada toplumun değer verdiği içi boş ünlü-sanatçı sürüsünden bir adet seçip hakkında uydurma haber yapma yeteneklerini bilerler. Tabi kadınlarımıza altın günlerinde dedikodusunu yapacak malzeme lazımdır, sürekli mahallenin karılarının kocalarının dedikodusunu yapmak bir süre sonra sıkıcı olmalı değil mi? Hele de yeni ve dişe dokunur bir gelişme olmaz ise.

Beş para etmez insanları aya çıkarmaya pek meraklı ve bu konuda üstün meziyetlere sahip bir milletiz. Belki de bu yüzden beş para etmez insanları çoğu zaman bizi yönetmeleri için seçip duruyoruz ve belki de bu yüzden, ikinci dünya savaşında iki atom bombası yemiş Japonya, yine ikinci dünya savaşında ağır yaptırımlara ve ekonomik çöküntüye maruz kalmış ve ağır bir savaşın enkazı haline dönüşmüş Almanya bugünkü gelişmiş ülkelerden iken, ve biz onları gıpta ederken, ikinci dünya savaşına hiç girmemiş böyle felaketler yaşamamış Türkiye halen gelişmekte olan bir ülkedir. Bu gelişmekte olan ülke ifadesi de daha taze bir icattır aslında. Gelişmiş ülkelerin ekonomistleri gelişmemiş ülkeleri gelişmemiş ülke olarak tanımlamanın nahoş ve kırıcı olacağı gerekçesi ile, gelişmemiş ülke yerine gelişmekte olan ülke ifadesini getirmişler. Yani gelişmemiş bir ülkeyiz aslında. Ama gelişiyoruz, Yozlaşmada, yolsuzlukta, hukuksuzlukta, üçkağıtçılıkta, rüşvette, hortumculukta, şakşakçılıkta, yardakçılıkta vsvsvscılıkta çok hızlı gelişiyoruz.

Eee bu gelişmeyi baltalamak isteyen tüm güçlere göğsümüzü siper edeceğiz. DURMAK YOK YOLA DEVAM.

23 Ekim 2011 Pazar

Karpuz Seçer Gibi Sigorta Seçin!




Sigortadukkanim.com, Türkiye’deki sigorta sisteminde çığır açacak bir yenilik ve espri anlayışıyla sektöre giriş yaptı.

“Karpuz seçer gibi sigorta seçin” mantığıyla en bol seçenek ve en ucuz fiyat avantajıyla sigorta ihtiyacınıza en hızlı çözümleri üretiyor. Sistemin karpuzla bağlantısını merak edenler için şu eğlenceli video son derece açıklayıcı:

Çok fazla sigorta şirketi ve çeşidi bulunduğu için, sigorta konusunda da seçim yaparken yardım gerekiyor tabii... Sigortadukkanim.com işte tam bu filmdeki karakter gibi ortaya çıkıyor; kasko ya da trafik sigortasında size en uygun online poliçeleri önünüze seriyor. İhtiyacınıza göre karşınıza gelen bu online teklifleri karşılaştırabiliyor ve size uygun olan sigorta poliçesini tercih edebiliyorsunuz. Geriye de “size en uygun fiyatı” veren online teklifi kabul etmek kalıyor.

Daha detaylı bilgi almak isteyenler; www.sigortadukkanim.com adresini ziyaret edebilirler.


Bir bumads advertorial içeriğidir.

18 Ekim 2011 Salı

AKP'nin Fakir Halk Hedefi

Başlık belki bu yazı için çok doğru olmayabilir. Ancak uzun süredir takip edilen ekonomi politikaları ve başbakanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın ÖTV artışları, zamlar ve güncellemeler üzerinde verdiği tepki böyle bir başlığın çok da yanlış olmayacağını düşündürüyor.

Bir ülkeyi yönetenler, halkın zenginliğini artırmayı, hayat standardını yükseltmeyi hedefler. Aksi halde zaman zaman kişi başı düşen milli gelirin ülkemizde 10000$'ı aştığını hükümet yetkilileri övüne övüne ifade etmezlerdi. Daha çok kazanan halk, ihtiyaçlarını daha çok karşılayabilecek, zorunlu ihtiyaçlar olan beslenme, barınma ve giyim gibi olmazsa olmaz ihtiyaçlarını rahatça karşılayacak ve bunun da ötesine geçip hayat standardını asıl artırıcı sosyal ve kültürel harcamalara da başlayacaktır. Sinemaya, tiyatroya daha çok gidecek, daha çok kitap okuyacak, dergi ve gazetelere belki abone olacak, eğitim ve kurslara katılarak kendini geliştirecek çeşitli hobiler edinecek ve bunları takip edebilecektir. Tabi ki daha güzel bir ev, daha lüks bir araba da edinmek isteyecektir. Bu durum ise tüketimin artması demektir. Oldukça düşük bir ortalama hayat standardının olduğu ülkemizde insanların geliri arttıkça tüketimin patlaması da bundan kaynaklanıyor. Daha önce karşılayamadığı ihtiyaçlarını da karşılamaya çalışan insanlarımız, daha rahat, daha insanca bir hayat yaşamak istiyor. Ama tükettiği ürünlerin çoğu ithal olunca dış ticaret açığı ve dolayısıyla cari açık patlıyor.

Dış ticaret açığını kapatmak için hükümetin uyguladığı politika ise halkın daha az tüketmesini sağlamak. Bunu yapmanın yolu da alım gücünü düşürmek, yani fakirleştirmek. Belki elinize 10000$ geçecek ve bunla da hükümet övünecek ama o 10000$'ı nasıl harcayacağınıza, onunla ihtiyaçlarınızı ne ölçüde karşılayacağınıza da karar vermek istiyor. Bu nedenle işçi ve memurlara ancak enflasyon oranında zam yapılırken vergi oranları ve güncellemeler enflasyonun çok çok üzerinde oluyor. Yani kaşıkla verip kepçeyle almanın bir başka yolu.

Sayın başbakan hemen herkesin Porsche marka arabaya binebilecek ekonomik güce sahip olduğu bir Türkiye istemiyor, sayın başbakan insanların binebilirse ancak Fiat marka bir otomobile binebildiği bir Türkiye arzu ediyor. Yani halkın fakir, ihtiyaçlarını zar zor karşılayabilen, eline geçen gelirin çoğunu vergi olarak devlete geri ödeyen bir halk istiyor. Üstelik bu vergileri de an adaletsiz şekilde almaya devam ediyor. Porche'u olan biri de benzinin her litresine Fiat'ı olan ile aynı vergiyi ödüyor, yediği her somun ekmek için de, içtiği her bardak su için de aynı şey geçerli. Oysa ki zenginin daha çok vergi ödediği bir vergi sistemi olması gerekiyor. KDV ve ÖTV gibi vergiler ise fakir zengin ayırımı yapmıyor.

Kısaca sayın başbakanımız çok çalışın, az tüketin ve hayat standardınızı yükseltmeyin diyor.