24 Şubat 2012 Cuma
Dikkat: Rumeli Hisarı'nda Ejderhalar Var!
"Eski aşklar Yeşilçam'da kaldı" lafı klişe olmaya yüz tutmuşken, fırtınalı sevdalar, çekişmeli ilişkiler günümüzde hem magazin basınında hem de yakın çevremizde -buna kendimiz de dahil- karşımıza bolca çıkıyor. Sevgilimizi elimizden almak isteyen dış mihraplar yoğun şekilde çalışırken bize de biricik aşklarımızı elimizde tutmak için yapmamız gereken çok iş düşüyor. Bu konuya nereden geldiğimi açıklıyorum!
8x4 yeni deodorantları Beauty ve Beast için muhteşem bir project mapping uygulaması daha yapmış. Gösterinin hikayesi kısaca şöyle: romantik bir aşk hikayesi kötü niyetli bir ejderhanın tehdidi altına giriyor. Kahraman erkeğimiz çekici kokusunun da yardımıyla güzel kızı kurtarıyor ve hikaye mutlu bir şekilde sona eriyor.
8x4 dünyasını Facebook'tan takip etmek isteyenler; http://www.facebook.com/8x4Turkiye
Bir bumads advertorial içeriğidir.
23 Şubat 2012 Perşembe
Arılar İnsanlığı Tehdit Ediyor!
Tüm dünyada insanoğlu marifeti ile çok sayıda canlı türünün nesli zaman içerisinde tükendi. Ancak bunlardan biri var ki, onların nesli tükenirse bu insan dahil olmak üzere, tüm dünyadaki canlıları, tüm dünyanın ekosistemini tehdit edebilir. Bu canlı arıdan başkası değil.
Yaratıcı her canlıya ekosistemde bir rol biçmiştir ve canlılar bu rollerini yaparak dünya ekosisteminin sağlıklı bir şekilde varlığını sürdürmesini sağlar. Bu canlı türlerinden bazılarının yok olması ekosistemde bozulmaya yol açsa da, çeşitli türlerin varlığı bu açığı telafi edebilir. Ancak arıların varlığının telafisi pek mümkün değildir. Ancak nedeni tam anlaşılamayan bir hastalık tüm dünyadaki arıları tehdit ediyor. Özellikle Amerika'da uzun yıllardan beri arıların toplu olarak öldükleri gözlemleniyor. Kovanlar çöküyor ve bal üreticileri büyük sıkınıtı yaşıyor. Dünya tüm arıları kaybederse, sadece bal üreticileri değil, tüm insanlar ve diğer canlılar bundan olumsuz bir şekilde etkilenecek. Hatta bazılarına göre bu dünyadaki insan varlığının sonu anlamına dahi gelebilir.
Peki arılar neden bu kadar önemli?
Cevap çok basit. Arılar çiçekli birkilerin tozlaşmasına yardımcı oluyor. Pek çok çiçekli bitki türü arıların yardımı olmadan tozlaşamıyor. Arılar ortadan kalktığında manava gidip aldığınız pek çok meyve ve sebzeye elveda demek zorunda kalabiliriz.
Çinde bir bölgede hiç arı bulunmuyor ve köylüler meyve ağaçları çiçek açtığında kendi yaptıkları tüylü bir araçla teker teker çiçeklerin tozlaşmasını sağlıyor.Bir ağaçtaki yüzlerce çiçeği teker teker elden geçiriyorlar, aksi halde meyve oluşmuyor. Üstelik bir arının kısa sürede başarabileceği bu iş için köylüler saatlerini, günlerini harcıyorlar ancak arılar kadar başarılı oldukları da söylenemez.
Arılar olmadan çiçekli bitkilerin tozlaşması diğer böcekler ve rüzgar tarafından sağlanabilir diye düşünebilirsiniz. Ancak diğer böcekler ve rüzgar arıların yerini tutabilecek gibi görünmüyor. Diğer böceklerin büyük bir bölümü aynı zamanda zararlılar arasında yer aldığından tarımsal alanlarda istenmiyor. Üstelik sayı bakımından da yetersizler. Rüzgar ise bu konuda yeterli değil. Kısaca arılar olmaz ise, insanların temel besinlerinin büyük bir bölümünü oluşturan pek çok bitki türü yok olacak. Bu durumda yok olan bitkilerle beslenen, ya da yaşamları için bu bitkilere bir şekilde ihtiyaç duyan hayvanlar da yok olacak. Çoğu otobur olan bu canlıların yok oluşu ile etobur olanlar da dünyadan gidecek. Zincirleme bir reaksiyon şeklinde dünyadaki canlı türlerinin büyük bir kısmı yok olacak. Kalan canlılar yok olmayan türleri hayatta kalmak için tüketecek. Örneğin tohumla besenen kuş türleri yok olacak, bu kuşlarla besenen yırtıcılar tohumla beslenmeyen kuşlarla beslenmek zorunda kalacak ve onların neslini kurutacaklar. Üremek için meyvelere ihtiyaç duyan tüm böcek türleri yok olacağından böcekçil kuş türleri de yok olacak. Bu zincirleme çöküş adım adım tüm canlıları etkileyecek.
Durumu daha basitleştirmek için, sofraya oturduğunuzda yediklerinizin hangilerinin olmayacağını düşünün. Yumurta yok çünkü tavuklar yok. Peynir, yereyağı yok çünkü artık sığır ve koyun bulunmuyor. Reçel ve pekmez yok çünkü onlar meyvelerden yapılıyor. Meyve zaten yok. Salatalık, domates, patlıcan, marul, lahana, kabak yok. Bu listeyi tamamlamayı size bırakıyorum.
Patates ve çiçeksiz üreyen çeşitli bitkiler varlığını sürdürecektir ancak bu bitkilerin bir anda yok olan türlerin yerini alacak miktarda üretilmesi olanaksız. Üretilseler bile tek yönlü beslenmeden doğan problemler ortaya çıkacaktır.
Kısaca, arılara baldan çok daha fazlasını borçluyuz ve her geçen gün kirlettiğimiz dünya artık arıları tehdit ediyor. İnsanlar, yaptıkları çevreyi kirletici her hareket ile aslında bindiği dalı biraz daha derinden kesiyor. Umarız bu gidişe çok geç olmadan bir "DUR" deriz. Yoksa gelecek ile ilgili hayaller kurmak gerçekten çok boş bir eylem olacak. Çünkü artık bir gelecek olmayacak.
![]() | |
| Arılar Tozlaşmayı Sağlar |
Yaratıcı her canlıya ekosistemde bir rol biçmiştir ve canlılar bu rollerini yaparak dünya ekosisteminin sağlıklı bir şekilde varlığını sürdürmesini sağlar. Bu canlı türlerinden bazılarının yok olması ekosistemde bozulmaya yol açsa da, çeşitli türlerin varlığı bu açığı telafi edebilir. Ancak arıların varlığının telafisi pek mümkün değildir. Ancak nedeni tam anlaşılamayan bir hastalık tüm dünyadaki arıları tehdit ediyor. Özellikle Amerika'da uzun yıllardan beri arıların toplu olarak öldükleri gözlemleniyor. Kovanlar çöküyor ve bal üreticileri büyük sıkınıtı yaşıyor. Dünya tüm arıları kaybederse, sadece bal üreticileri değil, tüm insanlar ve diğer canlılar bundan olumsuz bir şekilde etkilenecek. Hatta bazılarına göre bu dünyadaki insan varlığının sonu anlamına dahi gelebilir.
Peki arılar neden bu kadar önemli?
Cevap çok basit. Arılar çiçekli birkilerin tozlaşmasına yardımcı oluyor. Pek çok çiçekli bitki türü arıların yardımı olmadan tozlaşamıyor. Arılar ortadan kalktığında manava gidip aldığınız pek çok meyve ve sebzeye elveda demek zorunda kalabiliriz.
Çinde bir bölgede hiç arı bulunmuyor ve köylüler meyve ağaçları çiçek açtığında kendi yaptıkları tüylü bir araçla teker teker çiçeklerin tozlaşmasını sağlıyor.Bir ağaçtaki yüzlerce çiçeği teker teker elden geçiriyorlar, aksi halde meyve oluşmuyor. Üstelik bir arının kısa sürede başarabileceği bu iş için köylüler saatlerini, günlerini harcıyorlar ancak arılar kadar başarılı oldukları da söylenemez.
![]() |
| Onlara Baldan Daha Fazlasını Borçluyuz |
Arılar olmadan çiçekli bitkilerin tozlaşması diğer böcekler ve rüzgar tarafından sağlanabilir diye düşünebilirsiniz. Ancak diğer böcekler ve rüzgar arıların yerini tutabilecek gibi görünmüyor. Diğer böceklerin büyük bir bölümü aynı zamanda zararlılar arasında yer aldığından tarımsal alanlarda istenmiyor. Üstelik sayı bakımından da yetersizler. Rüzgar ise bu konuda yeterli değil. Kısaca arılar olmaz ise, insanların temel besinlerinin büyük bir bölümünü oluşturan pek çok bitki türü yok olacak. Bu durumda yok olan bitkilerle beslenen, ya da yaşamları için bu bitkilere bir şekilde ihtiyaç duyan hayvanlar da yok olacak. Çoğu otobur olan bu canlıların yok oluşu ile etobur olanlar da dünyadan gidecek. Zincirleme bir reaksiyon şeklinde dünyadaki canlı türlerinin büyük bir kısmı yok olacak. Kalan canlılar yok olmayan türleri hayatta kalmak için tüketecek. Örneğin tohumla besenen kuş türleri yok olacak, bu kuşlarla besenen yırtıcılar tohumla beslenmeyen kuşlarla beslenmek zorunda kalacak ve onların neslini kurutacaklar. Üremek için meyvelere ihtiyaç duyan tüm böcek türleri yok olacağından böcekçil kuş türleri de yok olacak. Bu zincirleme çöküş adım adım tüm canlıları etkileyecek.
Durumu daha basitleştirmek için, sofraya oturduğunuzda yediklerinizin hangilerinin olmayacağını düşünün. Yumurta yok çünkü tavuklar yok. Peynir, yereyağı yok çünkü artık sığır ve koyun bulunmuyor. Reçel ve pekmez yok çünkü onlar meyvelerden yapılıyor. Meyve zaten yok. Salatalık, domates, patlıcan, marul, lahana, kabak yok. Bu listeyi tamamlamayı size bırakıyorum.
Patates ve çiçeksiz üreyen çeşitli bitkiler varlığını sürdürecektir ancak bu bitkilerin bir anda yok olan türlerin yerini alacak miktarda üretilmesi olanaksız. Üretilseler bile tek yönlü beslenmeden doğan problemler ortaya çıkacaktır.
Kısaca, arılara baldan çok daha fazlasını borçluyuz ve her geçen gün kirlettiğimiz dünya artık arıları tehdit ediyor. İnsanlar, yaptıkları çevreyi kirletici her hareket ile aslında bindiği dalı biraz daha derinden kesiyor. Umarız bu gidişe çok geç olmadan bir "DUR" deriz. Yoksa gelecek ile ilgili hayaller kurmak gerçekten çok boş bir eylem olacak. Çünkü artık bir gelecek olmayacak.
19 Şubat 2012 Pazar
Yerli Otomobil Hayal Mi Gerçek Mi?
![]() |
| İlk Yerli Otomobilimiz Devrim |
Türkiye'nin ihracat kalemleri incelendiğinde en büyük paylardan birinin otomotiv sektörüne ait olduğu açıkça görülmektedir. Türkiye'de yerleşik fabrikalarda üretilen otomobiller dünyanın dört bir yanına gönderilmektedir. Bu da gösteriyor ki ülkemiz otomobil üretimi için gerekli ve yeterli nitelikli insan gücüne sahiptir. Bu noktada bir sıkıntı bulunmamaktadır.
Aynı zamanda otomotiv sektörüne parça üreten oldukça güçlü bir yan sanayiye de sahip bulunuyoruz. Şöyle ki, otomobillerde kullanılan çeşitli parçalar ülkemizden Avrupadaki bir ülkeye gönderilir, orada paketi değiştirilir ve ülkemiz de dahil olmak üzere çeşitli ülkelerdeki servis ağına dağıtılır. Tabi daha yüksek bir fiyat ile. Yani üçe sattığımızı beşe geri alırız.
Anadol, Tofaş'ın kuş serisi de yerli bir otomobilin Türk halkı tarafından benimsenmesi konusunda bir sıkıntı olmayacağını göstermektedir.
Buraya kadar Türkiye'de yerli bir otomobil markası çıkarmanın ve yerli otomobil üretmenin çok zor olmadığını gösteriyor. Peki ya öncesi ve sonrası?
Otomobil üretimi için kurulacak tesisler oldukça büyük çapta bir yatırım gerektirmektedir. Buna satış ve servis ağını da eklediğimizde fatura çok büyümektedir. Ancak verilecek olası teşvikler ve kurulacak ortaklıklar ile bu sorunlar halledilebilir.
Bundan sonra asıl baş ağrıtan sorunlar baş gösterir. Öncelikle otomobil pazarı çok çetin bir rekabetin hüküm sürdüğü bir piyasadır. Oldukça güçlü, yılların köklü firmaların yer aldığı bir pazardan pay kapmaya çalışılacaktır. Bu kadar dişli rakibin bulunduğu bir piyasaya yeni bir marka ile giriş yapmak adeta çılgınlıktır. Ayrıca pek çok teknik konuda lisans almak, telif ücreti ödenmek de gerekecektir. Günümüz otomobillerinde kullanılan teknolojilerin lisansları çeşitli kişi ve kurumlardadır.
Ayrıca kurulacak firmanın kar edebilmesi için belli bir satış oranını yakalaması da gereklidir. Aksi halde yapılan yatırım için yapılan harcamaların kendini amorti etmesi bir yana, işletme maliyetlerini bile karşılamak olanaksız olabilir. Bu durum da firma kısa sürede iflasa sürüklenecektir. Üstelik bu kadar dişli rakibin olduğu bir piyasada yeterli satış rakamına ulaşmak, yani pastadan yeterli payı kapabilmek oldukça zor olacaktır.
Ayırca ülkemizde talep edilen araçlar genellikle üst ve orta sınıf araçlardır. Bunun satılan araçların ait oldukları sınıflara göre satış miktarlarını gösteren bir istatistikte görmek mümkündür. Zaten yerli araç ülkemizin prestijini yükseltmek için istenilmektedir. Alt sınıfta yer alan bir araç üreterek ülke prestijimizi ne kadar yükseltebiliriz?
Yerli otomobilin 20 bin TL dolayında bir fiyata sahip olacağı yönünde çeşitli haberler medyada yer almaktadır. 20 bin TL fiyata sahip bir otomobil ancak alt sınıf bir otomobil olacaktır ve ülke prestijimiz yükseltmeye pek de yardımcı olmayacaktır. Prestijli otomobil markaları dediğimizde, Mercedes, BMW, Audi, Jaguar gibi markalar akla gelir. Tamam belki bir Rollse Royce, Bently, Aston Martin eşdeğeri lükse ve prestije sahip otomobil üretmeyebiliriz ama Fiat, Dacia gibi alt gelir grubuna hitap eden araçlar üreterek ne kadar prestijimizi yükseltebiliriz ki?
Son Söz: Ülke prestijini yükseltecek araç da prestiji yüksek bir araç olmalıdır. Hiçbir bakan, milletvekili, vali vb makamların kullanmak istemeyeceği bir araç ile ülke prestiji yükseltilemez.
10 Şubat 2012 Cuma
Astroloji Ve Burçlar Gerçek Mi?
![]() |
| Gök Cisimleri |
Fala inanmasak da aramızda gazetelerin astroloji köşesinden falını okumamış kimse yoktur. Gazetelerdeki bu köşelerde yazanlara hiç güvenmemek gerekiyor. Hatta bazı gazetelerde bu köşelerde yazılacak olanları çaycıların kaleme aldığını bile duymuştum. Zaten sürekli aynı şeylerden söz eder dururlar.
Ama bu astrolojinin tamamen geçersiz olduğu anlamına gelmez tabi ki. Aslında yapılan hata, astrolojiyi burçlar olarak bilinen yıldız kümelerine ve onların konum değişimlerine bağlamakla başlıyor belki de. Burada birbiri ile bağlantısı olmayan iki olgunun belirli sistemik yapılara sahip olması ve bu sistemik yapıdaki periyodik değişimlerin paralellik göstermesi etkili olmuştur. Aslında aralarında bir bağlantı olmasa bile, bu paralel değişim nedeniyle birinde gözlenen özellikler diğerinde meydana gelen değişimle ilişkilendirilmiştir.
![]() |
| Burçlar |
İnsan kişiliğini f=(g,b,ç....) şeklinde formüle edelim. Burada g ile genetik yapının kişilik üzerindeki etkilerini, b ile burcun kişlik üzerindeki etkilerini, ç ile de çevresel etkenleri gösterelim. Noktalar ise temel etkenler olarak aldığım genetik yapı, burç ve çevre etkilerinin dışındaki parametreleri göstersin. Bu fonksiyondan da görüleceği gibi, burç bir insanın kişiliğinde önemli bir parametre olmakla birlikte tek başına belirleyici değildir. Öye olsaydı zaten aynı burçtan olan insanlar tamamen aynı kişiliğe sahip olurlardı.
Ancak burç olarak ifade ettiğimiz olgu yıldız kümelerinin, gezegenlerin ve diğer gök cisimlerinin hareteki ile doğrudan ilişkili olmak zorunda değil. Burada yeni bir fikir ortaya atacağım.
![]() |
| Yıldız Haritası |
Yukarıda açıkladığım algoritma doğum tarihini kişilik dağılımında bir referans almaktadır, gezegenlerin ya da yıldızların konumlarını değil. Ancak, tarihler yıldızların ve diğer gök cisimlerinin periyodik hareketlerine göre de bölümlere ayrılabilir. İşte insanlar belki de, burçların konumlarına göre tarih bölümleri oluşturup günümüzdeki burçlar olarak kabul edip, bu tarihler arasındaki kişiliklerin ortak özelliklerini ise söz ettiğim algoritma tarafından değil de, gök cisimlerinin konumu tarafından belirlendiğini varsaymış olabilir. Nasıl olsa algoritmamız ve gök cisimlerinin hareketleri zaman içerisinde periyodik olarak hareket ediyor ve bu hareketler birbirlerinden zaman parametresi dışında tamamen bağımsız olsalar da birbiri ile paralel.
Yukarıda söz ettiğim algoritma belki de Tanrı tarafından formüle edilmiş ve gerçekte de var olan bir algoritmadır. Tabi içeriğini bilmek mümkün değil. Ancak insanların kişliği üzerinde çok uzaktaki cisimlerin konumlarının etkili olduğunu düşünmekten çok daha mantıklı bir varsayım. Bununla birlikte, burada açıkladığım algoritma tam anlamıyla bir varsayımdır ve kendi düşünce sistematiği dışında destekleyici hiçbir kanıtı yoktur. Ama en azından bana mantıklı geldiğini söylemeliyim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





