Son zamanlarda giderek şiddetlenen GDO tartışmaları ilginizi çekmiştir. Biyogüvenlik Kurulu tarafından onaylanan genetiği değiştirilmiş organizmalar et, süt ve yumurta halinde evlere giriyor. Bu durumu değiştirmek isteyen Yemezler kampanyası da geçtiğimiz yıl “Seninki Kaç Santim” kampanyasıyla balıkları kurtarmış olan Greenpeace tarafından düzenlenmiş.
Onay bekleyen 42 GDO türünün ülkemize girmesini istemeyenler hala zaman varken aşağıdaki linkten imza atarak kampanyaya katılabilir.
www.yemezler.org/?ref=199883
Konuyu daha fazla merak edenler içinse Greenpeace tarafından hazırlanmış bir de video bulunuyor:
#yemezler
Bir bumads advertorial içeriğidir.
20 Mart 2012 Salı
10 Mart 2012 Cumartesi
Türk Webmasterların Reklam Ağı Sıkıntısı
Bir site kurmak kolay bir iş değildir. Önce bir konu belirlenir, sonra o konuda blogger.com gibi ücretsiz bir servis mi kullanılacak yoksa farklı bir sistem mi uygulanacak karar verilir, gerkeli tüm işlemler yapılır ve yayına geçilir. Yayına geçene kadar işin teknik boyutu ile uğraşılır, zaman zaman ihtiyaç duyulan değişiklik ve düzenlemeler yapılır. Yani teknik işler hiç bitmez. Ancak yayına geçtikten sonra en büyük sorunlardan biri içerik sağlamaktır.İnsanlar içeriği olmayan bir siteye neden girsin? Kaynaklar bulunur, zamen ve emek harcanır içerikler oluşturulur ve yayınlanır. Paylaşılan içerikler arttıkça arama motorları aracılığı ile insanlar siteye giriş yapmaya başlar. Zaman geçtikçe ve wembaster ya da blogger doğru işler yaptıkça ziyaretçi sayısı büyür. Belli bir sadık ziyaretçi kitlesi dahi edinilebilir. Bir bakıma günlük ya da haftalık takip edilen gazete/dergi gibi bir hal alır siteniz. İnsanlar düzenli aralıklarla olmasa da sitenize gelmeye ve yeni palaştığınız içeriklerle ilgilenmeye başlar.
İşin bundan sonrasında para kazanma vardır. Webmaster ya da blogger insanlara faydalı bir site yapmak için harcamış olduğu emeğin karşılığı olarak bu siteden para kazanmak ister. Sitelerde bağış butonları görebilirsiniz. Ancak bu yöntem pek işe yaramaz. Bu durumda ziyaretçilere paylaşılan içeriğin yanında reklam da göstermek akıllıca bir yöntemdir. Zaten her sitenin az da olsa yayında olmasının bir maliyeti vardır. Sanal reklam, yani internet ortamın sitelerde gördüğünüz çok çeşitli türleri olan reklamları alır ve sitesine koyar ve para kazanmaya başlar.
Genel olarak intenette karşınıza çıkan sitelerin çoğunda yukarıdakine benzer bir süreç işler. Reklamların temini konusunda, bu amaçlar kurulmuş reklam ağlarından faydalanılır. Reklam ağları, sitelerde reklam yayınlamak isteyen firmalar ve reklam ajansları aracılığı ile yayınlanacak reklam temin eden ve bunu yayın ağına kaydolmuş sitelerde yayınlayan kuruluşlardır. Reklam yayınlatan firmalardan elde ettiği gelirin bir kısmını, reklam ağları çeşitli şekillerle yayın ağında yer alan site sahipleri ile paylaşır. Site sahipleri de yayın ağı da kazanmış olur.
Tüm dünyadaki internet reklamı pazarının lideri konumunda bulunan tek bir yayın ağı vardır, Adsense. Adsense, hayatımızın vazgeçilmezi olan Google'ın reklam yayın ağıdır ve biraz da bu nedenle hemen hemen tüm dünyadaki pazarın hakimidir.
Türk webmasterlar ve bloggerlar için Adsense alternatifi olabilecek çok sayıda yerli reklam yayın ağı bulunmaktadır. Ancak bunların tamamına yakını, webmasterların ve bloggerların başını ağrıtmaktan fazla bir iş yapmıyorlar. Sitesinde Adsense kullanmak istemeyen ya da bir şekilde Adsense reklamları kullanamayanlar için iyi bir alternatif yoktur.
Yerli reklam yayın ağları, pazar lideri olan Adsense'ten pay kapmakta sıkıntı çekmektedirler. Yine gösterilen reklamlar için site sahiplerine ödenecek tutarın belirlenmesi için çoğunda kullanılan sistem zaman zaman sorun çıkarmakta ve ödenecek tutar eksik hesaplanmaktadır. Adsense reklamverenlerden aldığı tutarın, yerli reklamverenlere göre daha büyük bir payını yayıncı ile paylaşmaktadır. Yerli reklam yayın ağlarının büyük bölümünde, yayıncı ödeme talep ettiğinde de sorunla karşılaşabilmektedir. Ya ödemeler çok geç yapılmakta, ya da vergiler haricinde de kesintiler yapılmaktadır. Kısaca yerli firmalar Türk webmasterların düşünmemekte, adeta sömürmektedir.
Bu durumun ülkemiz adına da hoş olmadığını belirtmek isterim. Herşeyden önce, ciddi ve yerli webmasterları düşünen bir reklam yayın ağı olmadığından dolayı, internette reklam yayınlamak isteyen Türk firmalarının paraları yurtdışına transfer olmaktadır.
6 Mart 2012 Salı
AB İle Vize Sorunu Çözülürse ?
AB ülkelerinin hemen hiç biri Türkiye'ye vize vermeye pek gönüllü değil. Bu ülkelerde yaşayan hümanist ve demokrat tavırları ile ön plana çıkan çeşitli liderler tarafından vizelerin kalkması ve Türkiye'nin AB'ye tam üye olması yönünde demeçler verilse de, AB ülkelerinin çoğunluğu buna pek sıcak bakmıyor gibi görünüyor. Hele de uzun süredir pençesinden kurtulamadıkları ekonomik kriz nedeniyle böyle bir şeye sıcak bakmalarını düşünmek biraz saflık olacaktır kanaatindeyim.
AB Türkiye'ye uyguladığı vizeyi kaldırmaya ve Türkiye'nin tam üyeliğine sıcak bakmayadusun, Türk halkı da AB'ne artık eskisi kadar sıcak bakmamaya başladı. Bir tür olmaz ise olmasın tavrı var denilebilir. Bu tavır hiç de haksız değildir, uzun yıllardır yılan hikayesine dönen müzakere süreci Türk halkında bir bıkkınlık oluşturdu doğal olarak. Ancak tek neden bu değil.
Genel olarak işsizliğin yüksek olduğu ülkemizde, iş bulmakta zorluk çeken ve işsizler ordusunun en büyük bölümünü oluşturan ve bu orduya katılmaya aday olan genç nesil, AB üyeliğini ve vizelerin kalkmasını bir umut ışığı olarak görmekteydi. Bu tür sorunlarla pek boğuşmayan batıya gitmek, orada bir iş bulmak ve mutlu mesut yaşamak istiyorlardı. Ancak 2008 yılında ABD'de patlak veren Mortgage krizinin ardından krize giren AB bir türlü toparlanamadı. AB ülkelerinde pek çok büyük şirket ya battı ya batma noktasına geldi. Güçlü ekonomileri ile övünen pek çok ülke kemer sıkma politikalarına sarıldı. İşsizlik bu ülkelerde çığ gibi büyümeye başladı. Genç ve nitelikli işgücüne ihtiyaç duyan ve bu konuda en büyük kaynak olarak da yetişmiş Türk gençliğinden faydalanacağı öngörülen AB ülkelerinin pek çoğunda işsizlik şu anda ülkemizde olduğundan çok daba büyük bir problem. Haliyle AB ülkeler göçmen kabul etme konusunda artık hiç de istekli değiller. Aynı zamanda genç Türk nesli de, Avrupaya gidince iş bulabileceğinden artık pek ümitli değil.
Türkiye AB üyesi olursa ne olurun analizi çok daha detaylı olarak yapılmalıdır. Çünkü böyle bir katılımın analizinde askeri, politik, ekonomik, kültürel ve sosyal etkenler gibi pek çok etken değerlendirilmelidir. Ancak vizeler kalkar ise ne olur sorusuna şu anda verilebilecek en doğru yanıt, "Avrupaya kolayca gider, gezer tozar sonra da tıpış tıpış döneriz" şeklindedir sanırım.
2008 krizi dünyadaki güçlerin değişimini tetikledi. Artık 20. yy'ın güçlü ülkeleri zayıflamaya başladı ve 20. yy'ın esamesi okunmayan ülkelerinin yıldızı parlamaya başladı. Ne mutlu ki ülkemiz de yıldızı parlayan bu ülkeler arasında yer alıyor. Ancak " Brightest flame burns quickest " diye bir şarkı sözü aklıma geldi. Tercüme konusunda iyi değilim ancak bu cümle ile ifade edilmek isteneni Türkçe söylemek istersem, alevi parlak olan çabuk söner derim sanırım. Ülkemizin ekonomik durumunda da çanlar çalmaya başlayalı uzun zaman oldu. Umarım ilgililer bir an önce bu çanlara kulak kabartırlar da, bizim parlayan umudumuz ve yakaladığımız bu fırsat yanlış politikalar yüzünden heba edilmez.
AB Türkiye'ye uyguladığı vizeyi kaldırmaya ve Türkiye'nin tam üyeliğine sıcak bakmayadusun, Türk halkı da AB'ne artık eskisi kadar sıcak bakmamaya başladı. Bir tür olmaz ise olmasın tavrı var denilebilir. Bu tavır hiç de haksız değildir, uzun yıllardır yılan hikayesine dönen müzakere süreci Türk halkında bir bıkkınlık oluşturdu doğal olarak. Ancak tek neden bu değil.
Genel olarak işsizliğin yüksek olduğu ülkemizde, iş bulmakta zorluk çeken ve işsizler ordusunun en büyük bölümünü oluşturan ve bu orduya katılmaya aday olan genç nesil, AB üyeliğini ve vizelerin kalkmasını bir umut ışığı olarak görmekteydi. Bu tür sorunlarla pek boğuşmayan batıya gitmek, orada bir iş bulmak ve mutlu mesut yaşamak istiyorlardı. Ancak 2008 yılında ABD'de patlak veren Mortgage krizinin ardından krize giren AB bir türlü toparlanamadı. AB ülkelerinde pek çok büyük şirket ya battı ya batma noktasına geldi. Güçlü ekonomileri ile övünen pek çok ülke kemer sıkma politikalarına sarıldı. İşsizlik bu ülkelerde çığ gibi büyümeye başladı. Genç ve nitelikli işgücüne ihtiyaç duyan ve bu konuda en büyük kaynak olarak da yetişmiş Türk gençliğinden faydalanacağı öngörülen AB ülkelerinin pek çoğunda işsizlik şu anda ülkemizde olduğundan çok daba büyük bir problem. Haliyle AB ülkeler göçmen kabul etme konusunda artık hiç de istekli değiller. Aynı zamanda genç Türk nesli de, Avrupaya gidince iş bulabileceğinden artık pek ümitli değil.
Türkiye AB üyesi olursa ne olurun analizi çok daha detaylı olarak yapılmalıdır. Çünkü böyle bir katılımın analizinde askeri, politik, ekonomik, kültürel ve sosyal etkenler gibi pek çok etken değerlendirilmelidir. Ancak vizeler kalkar ise ne olur sorusuna şu anda verilebilecek en doğru yanıt, "Avrupaya kolayca gider, gezer tozar sonra da tıpış tıpış döneriz" şeklindedir sanırım.
2008 krizi dünyadaki güçlerin değişimini tetikledi. Artık 20. yy'ın güçlü ülkeleri zayıflamaya başladı ve 20. yy'ın esamesi okunmayan ülkelerinin yıldızı parlamaya başladı. Ne mutlu ki ülkemiz de yıldızı parlayan bu ülkeler arasında yer alıyor. Ancak " Brightest flame burns quickest " diye bir şarkı sözü aklıma geldi. Tercüme konusunda iyi değilim ancak bu cümle ile ifade edilmek isteneni Türkçe söylemek istersem, alevi parlak olan çabuk söner derim sanırım. Ülkemizin ekonomik durumunda da çanlar çalmaya başlayalı uzun zaman oldu. Umarım ilgililer bir an önce bu çanlara kulak kabartırlar da, bizim parlayan umudumuz ve yakaladığımız bu fırsat yanlış politikalar yüzünden heba edilmez.
Deprem Bölgelerine Prefabrik Evler Çözüm Olabilir Mi?
| Prefabrik Ev |
| Kütük Ev ( prefabrik) |
Bir deprem ülkesi olan ülkemizdeki binaların yapı kalitesinin içinde bulunduğu vahim duruma acil bir şekilde çözüm bulmak zorundayız. En son Van depremi bu gerçeği bir tokat gibi yüzümüze vurdu. Ancak kolay unutan bir millet olduğumuzdan, medyada deprem ile ilgili haberler azaldığında halkın konuya ilgisi azalıyor. Önceliği halkın öncelikle önem verdiği konularda bir şeyler yaparak halkın takdirini ve oyunu kazanmak olan her kademedeki seçilmişler de, deprem gündemde olduğu sürece bu konuda ardı ardına ortaya projeler atıyor ancak deprem gündemden düşer düşmez bu projeler de rafa kalkıyor. Bu nedenle millet olarak deprem gerçeğini gündemimizden hiç düşürmemeli ve önceliklerimiz arasında her zaman ön planda tutmalıyız. Çünkü depremin ne zaman olacağını bilmiyoruz ve gün geliyor pusuya yatmış bir düşman gibi, hiç ummadığımız bir anda hayatımızı yıkabiliyor.
| Kalas Ev ( Prefabrik ) |
| Çelik Konstrüksiyon Prefabrik Ev |
| Prefabrik Ev |
| Prefabrik Ev |
| Prefabrik Ev |
Görece yüksek maliyete ve inşaat süresine sahip betanarme binalar karşısında ucuz prefabrik ev fiyatları dikkat çeken bir unsur iken, kısa inşaat süreleri de Van'da evini kaybetmiş yurttaşlarımızın yeni bir ev ihtiyacını kısa sürede karşılayabilir. Üstelik bu evler son derecede estetik bir tasarıma ve modern bir mimariye sahipler. Aynı zamanda son derecede sağlıklılar. Bu konuda belki devletimiz de çeşitli yollarla teşvikler sunabilir.
Van gibi ülkemizin güzel bir köşesini yıkan depremden sonra, kutu gibi, estetikten uzak beton binalar dikmetense, depreme dayanıklı, uygun maliyetli, modern ve estetik bir tasarımı olan prefabrik evler teşvik edilmelidir diye düşünüyorum. Ancak pek çok deprem uzmanın da dediği gibi, deprem öldürmez, bina öldürür. Bir bina deprem anında yıkılmasa dahi, devrilen eşyalar, elektrik ve doğalgaz kaçakları gibi nedenlerle tehlikeli olabilir. Bu da depreme karşı evde alınacak önlemlerini iyi belirlenmesi ve bir deprem ülkesi olan yurdumuzda herkesçe iyi öğrenilmesi ve uygulanması gerektiğini gösteriyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
