Dünyadaki pek çok ülke gibi, ülkemizde de evinde Çin malı ürün bulunmayan birini bulmak imkansız bir hale gelmiş durumda. Kullandığımız pek çok elektronik cihaz ya da bu cihazların bazı bileşenleri, mutfak eşyaları, aksesuarlar, elbiseler... Liste uzun. Çin'in üretmediği birşey bulmak ise neredeyse imkansız. Üstelik Türkiye'de ya da bir başka ülkede üretilen pek çok şeyin de içinde Çin malı pek çok parça vardır. Bu durumdan ise Çinliler hariç herkes dünyada rahatsız.
Çin, tüm dünyanın üretim üssü haline gelmiş durumda. Bu durum aynı zamanda tüm dünyayı Çin'in pazarı haline de getiriyor. 1.3 milyarı aşkın nüfusu ile aynı zamanda kendisi de büyük bir pazar olma potansiyeline sahip olan bu devasa ülke, halkının büyük bölümü fakir olması nedeniyle henüz iyi bir pazar değil. Yani Çin'e birşeyler satmak çok zor iken, Çin'den birşeyler satın almak çok kolay. Zaten bu nedenle tüm dünyayı pazar haline getiren Çin, hiçbir ülkenin kolay kolay erişemeyeceği boyutta dış ticaret fazlası vermekte.
Çin malı ürünler halen kalitesizliği ile bilinse de, dünyadaki ciddi firmalar da, ucuz işgücü ve maliyet avantajları nedeniyle Çin'de üretim yapıyor. Sonuçta Çin'in pazarı haline gelmiş olan ülkelerdeki firmalar üretimlerini Çin'e kaydırdığında, bu ülkelerde pek çok işsiz oluşmaya başlıyor. Bugün Avrupa'daki ekonomik krizin bu kadar derinden sarısıcı olmasının en önemli nedenlerinden biri de budur. Zaten yaşlı bir nüfusu olan Avrupa'da işsizlik oranları yüksek seyrediyor ve pahalı işgücü ve maliyetler nedeniyle Avrupa şirketleri üretimlerini Çin'e kaydırıyor. Sonuç ise Çin'in pazarları olan ülkeler açısından oldukça olumsuz bir tablo.
Bu konuda serbest piyasa ekonomisi kuralları gereği, Çin'lilerin gelir durumu düzelene ve Çin iç pazarı da belli bir hacme ulaşana kadar devam edecektir. Ancak ondan sonra Çin'deki üretim ve işçilik maliyetleri yükselmeye başlayacaktır ve Çin ucuz işgücü avantajını kaybedecektir. Ancak bunun gerçekleşmesi için çok uzun bir süre geçmesi gerekmektedir. Dünyadaki pek çok ülkenin bu kadar uzun bir süre dayanabilmesi ise çok zor görünüyor. Çin ile rekabet etmek artık çok çok zor.
13 Temmuz 2012 Cuma
25 Haziran 2012 Pazartesi
Sabahın erken saatlerinde genelde klasik müzik ya da enstrümantal birşeyler dinlemek çok hoş olabiliyor. Belki pek çok kişi sabah sabah da klasik müzik nasıl olur da güzel olabilir diye düşünebilir. Ancak, şöyle kahvenizi ya da çayınızı yudumlarken arka fonda hafif bir müzik olunca insan kendin çok huzurlu hissediyor. Pop, Rock ve diğer müzik türlerini de küçümsememek gerek tabi ki. Sabah sabah canlı, kıpır kıpır, zıpır şarkılar eşliğinde kendinizi yaşam enerjisi ile doldurabilirsiniz. Ama klasik müziğe bir defa alışınca insan, Tıpkı Türk Kahvesi müdavimi olmuş kahvekolikler gibi, bir daha vazgeçilemiyor.
Her müziğin de kendine göre yeri olabiliyor. Rakı sofrası denilince hemen Türk Sanat Müziği çınlar insanın kulağında. Belki benzemez kimse sana, belki bu akşam bütün meyhanelerini dolaşırsınız İstanbulun...
Halk müziğini es geçmemek gerek. Özellikle de yıllanmış olanları. Öyle Türkülerimiz var ki, taşıdığı damıtıla damıtıla içinde kaybolacağınız bir anlam taşır hale gelmiş ve anlatmaya sayfaların yetmeyeceği mısralar ve yanık bir melodi... Bu topraklarda büyüyüp de halk müziği dinlemeyenin özü özümüzden değildir.
İnsanlar müziği genelde bir iki şekilde dinler. Ancak sanat evrenseldir ve tüm müzik türlerini dinlemek gerekir. Hem halk müziği dinleyebilmek hem de Bach, Chopin dinleyebilmek... Yerine ve zamanına göre, her müziği tatmak gerek...
Ancak sözümde ısrarlıyım... Sabah sabah klasik müzik ya da solo enstrümanlar hoş oluyor. Şu aralar Anjelika Akbar dinliyorum sabahları... Özellikle bugün, Pazartesi stresimi azaltmamda çok faydalı oldu...
Her müziğin de kendine göre yeri olabiliyor. Rakı sofrası denilince hemen Türk Sanat Müziği çınlar insanın kulağında. Belki benzemez kimse sana, belki bu akşam bütün meyhanelerini dolaşırsınız İstanbulun...
Halk müziğini es geçmemek gerek. Özellikle de yıllanmış olanları. Öyle Türkülerimiz var ki, taşıdığı damıtıla damıtıla içinde kaybolacağınız bir anlam taşır hale gelmiş ve anlatmaya sayfaların yetmeyeceği mısralar ve yanık bir melodi... Bu topraklarda büyüyüp de halk müziği dinlemeyenin özü özümüzden değildir.
İnsanlar müziği genelde bir iki şekilde dinler. Ancak sanat evrenseldir ve tüm müzik türlerini dinlemek gerekir. Hem halk müziği dinleyebilmek hem de Bach, Chopin dinleyebilmek... Yerine ve zamanına göre, her müziği tatmak gerek...
Ancak sözümde ısrarlıyım... Sabah sabah klasik müzik ya da solo enstrümanlar hoş oluyor. Şu aralar Anjelika Akbar dinliyorum sabahları... Özellikle bugün, Pazartesi stresimi azaltmamda çok faydalı oldu...
21 Haziran 2012 Perşembe
Şükrü Kızılot'tan Madde Madde Türk Ticaret Kanunu
Hürriyet yazarı Şükrü Kızılot Haziran ayı boyunca hergün "Madde Madde Yeni Türk Ticaret Kanunu" yazı dizisi ile herkesin merak ettiği soruları cevaplıyor...
-Hangi şirket tipi daha avantajlı?
-Şirkette para çekmede son durum ne?
-Herkes şirket yönetimine girebilir mi?
-Hapis cezaları ne oldu?
Hepsi ve daha fazlası Şükrü Kızılot’un kaleminden "Madde Madde Yeni Türk Ticaret Kanunu" yazı dizisinde.
Sizin de sorularınız varsa gönderin, Şükrü Kızılot cevaplasın Hürriyet'te ve hurriyet.com.tr'de yayımlayalım : hurriyet.com.tr/sorusor
Bir bumads advertorial içeriğidir.
-Hangi şirket tipi daha avantajlı?
-Şirkette para çekmede son durum ne?
-Herkes şirket yönetimine girebilir mi?
-Hapis cezaları ne oldu?
Hepsi ve daha fazlası Şükrü Kızılot’un kaleminden "Madde Madde Yeni Türk Ticaret Kanunu" yazı dizisinde.
Sizin de sorularınız varsa gönderin, Şükrü Kızılot cevaplasın Hürriyet'te ve hurriyet.com.tr'de yayımlayalım : hurriyet.com.tr/sorusor
Bir bumads advertorial içeriğidir.
12 Haziran 2012 Salı
Evrensel İnsanlar
İnsan ikiyüzlüdür. Doğasında var belki bu ikiyüzlülük, ta
yaratılışından gelen belki de geçen zaman içinde yerleşti insana. Bir tür evrim
sonucu oluşan yan etkide denilebilir belki. Ancak kesin olan bir şey var o da
insan ikiyüzlü bir varlıktır ve kendi çıkarlarını gözetmek uğruna olmadık
aşağılıkları yapar ve bunları yaparken de kendini dürüstlük timsali bir insan
olarak gösterebilir. Üstelik bundan
kesinlikle gocunmaz, bunu bir olağandışılık olarak algılamaz, son derecede
normal bir davranıştır bu onun için. Ancak aynı durumda karşısındaki benzer bir
davranış sergilediğinde onu suçlamak, aşağılamak, yerin dibine sokmak ve bunu
yaparken de kendini daha da yüceymiş gibi göstermek için elinden gelen çabayı
göstermekten geri durmaz.Denilebilir ki şeytana ilk taş atan şeytanın
kendisidir.
Peki insan neden böyledir. Ying-Yeng ikilemi vardır insanın
özünde. Uzakdoğulu insanlar belki antik Yunan filozoflarından da öteydiler
insanı anlama ve yaradılışını kavrama konularında. Ancak o kadar da özgürlükçü bir toplumda,
özgürlükçü bir kültürde yetişmemiş olan bu kişiler genellikle bir hükümdara ya
da doğanın karşı konulamaz güçlerine karşı kendilerini sorumlu hissetmişler ve
boyun eğmişlerdir. Doğu felsefesinde doğaya karşı koyma yoktur, ona boyun eğme
ve ona uyum sağlama vardır.
İnsanın iki yüzlülüğünün özündeki ikilem, evrensel doğru ile
kişisel doğrunun çatışmasından kaynaklanır. Evrensel doğrular tüm insanlar için
ortak olan doğrular iken, kişisel doğrular bir kişi ya da belli bir sosyal
grubun doğru bulduğu şeylerdir. İnsan kendi kişisel doğruları ya da ait olduğu
sosyal gurubun doğruları ile evrensel doğrular çakıştığında, insan olmaktan
kaynaklanan evrensel doğruya uyma gereğini ihlal ederek kendi kişisel ya da
grupsal doğrusu yönünde hareket etmekte, yani kendi çıkarlarını evrensel
doğrulardan üstün saymaktadır. Bu tüm dünyada, tüm toplumlarda ve topluluklarda
böyledir. Nadiren de olsa zaman zaman toplumların içinde evrensel doğrulara
kendini adamışlar çıkabilir. Ancak bu kişiler ait oldukları sosyal grupların çıkarlarını
zaman zaman da olsa savunmadığı için dışlanmaya, ötekileştirilmeye, itilip
kakılmaya ve kimsenin arzu etmeyeceği bir şekilde yaşamaya adeta mahkum
edilmektedirler. Neticede ise evrensel doğrular çökmekte, yenilmekte, çıkarlar
öne çıkmaktadır.
Bir insan kendi çıkarı için pek çok aşağılık şeyi yapabilir.
Hiç utanmadan, insanlığından ar duymadan büyük yanlışlar yapabilir ama bunları
yaparken kendini yaptıklarının doğru olduğuna kandırmıştır. Bu kişiler için
asıl önemli olan gerçekte doğru olan değil, yani evrensel doğrular değil, kendi
kişisel doğruları ya da ait olduğu sosyal grubun doğrularıdır. Evrensel
doğruları bir yana itip, bireysel ya da grupsal doğruları kabullenen, özümseyen
insanlar ise kamplaşmak, gruplaşmaya ve kutuplaşmaya mahkum olmaktadırlar. Bu
kamplaşmaların ve kutuplaşmaların neticesinde ise tarih boyunca pek çok
insanlık dramı yaşanmıştır, yaşanmaya devam etmektedir ve üzülerek belirtmek
gerek ki daha devamda edecektir.
Netice olarak, evrenselin yolundan sapan insanlar, evrensele
yüzlerini dönmedikçe bu dünyaya barışın, huzurun, mutluluğun ve kardeşliğin
gelmesi mümkün değildir.
İnsanların öncelikle evrensel insan olmayı ilke edinmeleri
gerekmekte ve dünyanın her neresinde olursa olsun, hangi kültüre ait, hangi
dine bağlı, hangi dili konuşan, hangi etnik kökenden gelen insanlar olursa
olsun, dünyadaki tüm insanların insan evrensel kümesinin içinde birer eleman
olduklarını özümsemeleri ve bu bilinçle hareket etmeleri halinde dünya çok daha
yaşanılası bir yer olacaktır kuşkusuz….
Ne mutlu evrensel insanlara…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
