Fotoğraf Ordu ilimizde daha yeni çekildi. Üstelik ilimizin çok yüksek rakımlı bölgelerine ait bir fotoğraf da değil.
Geçen yıl yağan kar ve görülen don olayı nedeniyle 2014 yılı rekoltesini oluşturacak fındıklar yanmış, sadece alçak kesimlerde ve dere vadilerinde sis oluşumunun korumasıyla kurtulan fındıklar üreticileri sevindirebilmişti. Ancak yüksek kesimlerde hasat için bahçelere hiç girilmediği gibi, sadece geçen yılın rekoltesi değil, fındık ağaçları bile kurumuştu. Köklerden gelen filizler tekrar büyüyüp mahsül verene kadar Karadeniz'in yüksek rakımlı bölgelerinin önemli bir bölümünde fındık hasatı yapılamayacak.
Bu gelişmeler üzerine aşırı düşük gerçekleşen 2014 fındık rekoltesi fındık fiyatlarının hiç görülmediği kadar yükselmesine neden oldu. Depolar kurudu, geçmiş yıllardan kalan stoklar tükendi.
Ancak üreticilerin büyük bölümü yükselen fındık fiyatlarına sevinemediler. Çünkü geçmiş yıllara göre çok az miktarda ürün elde edebildiklerinden yükselen fındık fiyatları ellerine daha fazla para geçmesini sağlayamadı. Hatta hiç fındık elde edemeyenler oldu. Hal böyle olunca da üreticileri bu yılın fındığını gözler oldu. Ancak karadenizde Nisan ayına yaklaştığımız şu günlerde, havaların ısınmasıyla yeşeren dalların üzerine yine kar yağması endişeye yol açtı.
Yeşermeye başlayan dalların üzerine yağan kar 2015 yılı fındık rekoltesinin düşük olacağı yönünde endişeye yol açıp hem üreticileri hem de bu sektörde faaliyet gösteren tüccarları ve sanayicileri kara kara düşündürüyor.
Yağan kar bu yılın mahsülüne de zarar verirse 2015 yılında fındık fiyatlarında yeni rekorlar görülebilir. Hatta 2015 yılı hasadı yapılmadan piyasalarda fındığın fiyatını şimdiden yükseltebilir. Geçen yıl görülen don olayından sonra fındık fiyatları rekoltenin düşük olacağının anlaşılması üzerine hızla yükselmişti.Yine benzer bir hareket görmek şaşırtıcı olmayacaktır.
Kar yağışını endişeyle karşılayan karadenizli çiftçiler, "Böyle giderse fındığı kilogramı 25 TL'yi görür" diyor. Ancak bunu umuttan ziyade endişe ile söylüyorlar. Çünkü ellerinde fındık olmazsa, fındık fiyatlarının yükselmesi onlar için bir anlam ifade edemeyecek.
22 Mart 2015 Pazar
18 Mart 2015 Çarşamba
Neden Klasik Müziği Seviyorum
Müziği severim ve hemen her tür, her tarz müziği dinlerim. Başlığa bakıp pop, rock, elektronik vb. müzik türlerine ve bu müzik türlerinin alt türlerine laf atıp onları müzikten saymayacağım düşünülmesin. Kulağıma hoş gelen her müziği dinlerim. Dinlemekten genelde keyif almadığım tek müzik türü arabesktir. İnsan aynı anda Neşet Ertaş, Müzeyyen Senar, bir yandan Bülent Ortaçgil ve Bach hayranı olabiliyor. Bunları severek dinliyor olması, Metallica, Slipknot, Iron Maiden dinlemeyeceği anlamına gelmiyor.
Kulağıma hoş gelen her müziği dinlerim, buna pop müzik de dahil. Ancak bizdeki pop müzik daha önce de bir yazımda eleştirdiğim gibi, pek müzik değil. Alt planda sadece tempo veya basit bir iki akor ile çalınan gitar, dur karklı akıcı olmayan melodi gibi pek çok eksikliğe sahip özensiz şarkılar keyif vermekten ziyade sinirlerimi geriyor. Arada iyiler yok değil elbette. Ancak kötülere maruz kalmamak için müzik kanallarını ve Türkçe pop müzik çalan radyoları pek dinlemediğimden, güncel kaliteli yerli pop şarkıları fark etmem çok zaman alabiliyor.
Zevkler ve renkler tartışılmaz elbette ancak, ülkemizde klasik müziğe karşı tuhaf bir tutum karşı duruş var. Bu ülkede milyonlarca insan saçma sapan pop müzikleri dinliyor, iç karatıcı, insanı hayattan soğutucu ve pasivize edici damardan damardan vuran arabesk şarkıları dinleyenler var, halk müziğini ve sanat müziğini severek dinleyenler var...Ancak klasik müzik dinleyene rastlamak pek mümkün değil.
Oysa klasik müzik saf bir müzik. Sizi alıp tamamen size has, size özel alemlere götürecek, bazen çocuklaştıracak bazen aşık edecek bazen savaştıracak bazen barıştıracak bazen seviştirecek bir müzik. Üstelik eğer operet falan dinlemiyorsanız, sözlerden de tamamen bağımsızsınız. Bu çok önemli bir ayrıntı. Çünkü şarkı sözleri insanda ayrı bir etki yapar, yönlendirir. İnsan zihnini, duygu ve düşüncelerini etkiler. Ancak sadece enstrümanları dinlediğinde insan zihni hür olarak kendi iç dünyasında sadece kendine has bir şekilde müziği algılayıp sadece kendine has duygu ve düşüncelere dalabilir.
Dineyin, haksız mıyım siz karar verin...
Kulağıma hoş gelen her müziği dinlerim, buna pop müzik de dahil. Ancak bizdeki pop müzik daha önce de bir yazımda eleştirdiğim gibi, pek müzik değil. Alt planda sadece tempo veya basit bir iki akor ile çalınan gitar, dur karklı akıcı olmayan melodi gibi pek çok eksikliğe sahip özensiz şarkılar keyif vermekten ziyade sinirlerimi geriyor. Arada iyiler yok değil elbette. Ancak kötülere maruz kalmamak için müzik kanallarını ve Türkçe pop müzik çalan radyoları pek dinlemediğimden, güncel kaliteli yerli pop şarkıları fark etmem çok zaman alabiliyor.
Zevkler ve renkler tartışılmaz elbette ancak, ülkemizde klasik müziğe karşı tuhaf bir tutum karşı duruş var. Bu ülkede milyonlarca insan saçma sapan pop müzikleri dinliyor, iç karatıcı, insanı hayattan soğutucu ve pasivize edici damardan damardan vuran arabesk şarkıları dinleyenler var, halk müziğini ve sanat müziğini severek dinleyenler var...Ancak klasik müzik dinleyene rastlamak pek mümkün değil.
Oysa klasik müzik saf bir müzik. Sizi alıp tamamen size has, size özel alemlere götürecek, bazen çocuklaştıracak bazen aşık edecek bazen savaştıracak bazen barıştıracak bazen seviştirecek bir müzik. Üstelik eğer operet falan dinlemiyorsanız, sözlerden de tamamen bağımsızsınız. Bu çok önemli bir ayrıntı. Çünkü şarkı sözleri insanda ayrı bir etki yapar, yönlendirir. İnsan zihnini, duygu ve düşüncelerini etkiler. Ancak sadece enstrümanları dinlediğinde insan zihni hür olarak kendi iç dünyasında sadece kendine has bir şekilde müziği algılayıp sadece kendine has duygu ve düşüncelere dalabilir.
Dineyin, haksız mıyım siz karar verin...
14 Mart 2015 Cumartesi
Sanal AVM Yarışı
Şehirlerimizin her yanı AVM doldu taştı. Sanırsın Türkiye dünyanın en zengin ülkesi. Sanırsın o kadar çok kazanıyoruz ki, harcayacak yer bulamıyoruz. İşimiz gücümüz alışveriş. Harcamakla bitmeyecek kadar çok paramız var...
Parası olsun olmasın, alışverişe pek meraklı bir millet olduğumuzu gören işadamlarımız, AVM'lerin yüksek kiralarından kurtulmanın yolunu sanal alemde buldular. Önüne gelen bir koşu alışveriş sitesi açıyor artık. Üstelik genç nesil internetten alışveriş yapmaktan korkmuyor. Binlerce TL'lik ürünleri internetten sipariş edenler var. Ben de onlardan biriyim.
İlk başlarda bir iki alışveriş sitesi vardı. Artık sayısını bilmek imkansız gibi. Üstelik her firma kendi ürünlerini kendi sitelerinden de pazarlıyor. Gidip bir A firmasının sitesinden ürettiği ürünlerden birini beğenip sipariş verebiliyorsunuz.
Bu durum hem pazarlama yapanların hem de üretim yapanların işine geliyor. Mağazalar açmak yüksek kiralara katlanmayı, mağazaların reklam, table vergileri, elektrik faturaları, personel giderleri inernet mağazacılığında çok düşük oluyor. Her şehirde mağaza açmaktansa internette tek bir mağaza açıyorsunuz. Nerden baksan tasarruf. Üstelik üreticiler ürünlerini dört bir yandaki mağazalarına taşımak yerine doğrdudan fabrikadan kargoya verebiliyorlar.
Tüketicilerin de interneti kullanmak işine geliyor. Oturduğu yerden alacağı ürünü bulabiliyor. Özelliklerini inceliyor, alternatifleri kıyaslıyor, fiyatları araştırıyor. İnternette aynı ürünü çeşitli fiyatlarla bulmak mümkün. En uygun fiyat neredeyse oradan alışveriş yapılabiliyor. Sonuç, tüketici açısından da tasarruf. Üstelik AVM AVM, mağaza mağaza gezme derdi de yok.
Bazı internet siteleri de fiyat kıyaslamak için kurulmuş. Bu siteler insanların alacağı ürünü kendi ağlarındaki online mağazalardaki fiyatlarına göre sıralıyor. Bu sitelerde bir ürünün en düşük fiyatlı olduğu yeri bulmak kolaylaşıyor. Amaçları da bu zaten.
Ancak online alışveriş sitesi sayımız o kadar arttı ki, hangisine üye olacağız, hangisinen alışveriş yapacağız kafamız karışıyor artık. Rekabet güzeldir evet ama, bu adar çok online alışveriş sitesi arasında gezinmek, mağaza mağaza gezmekten daha yorucu olmasa da çok daha sıkıcı olmaya başlıyor. Fiyat kıyaslama siteleri bu açıdan internette bir ürünü alacak olanların en sık kullanacağı yer olacaktır.
Kısacası, sanal alemi de AVM'lerle doldurduk...Tüketim çılgını oluşumuzun bir başka göstergesi de bu....
Parası olsun olmasın, alışverişe pek meraklı bir millet olduğumuzu gören işadamlarımız, AVM'lerin yüksek kiralarından kurtulmanın yolunu sanal alemde buldular. Önüne gelen bir koşu alışveriş sitesi açıyor artık. Üstelik genç nesil internetten alışveriş yapmaktan korkmuyor. Binlerce TL'lik ürünleri internetten sipariş edenler var. Ben de onlardan biriyim.
İlk başlarda bir iki alışveriş sitesi vardı. Artık sayısını bilmek imkansız gibi. Üstelik her firma kendi ürünlerini kendi sitelerinden de pazarlıyor. Gidip bir A firmasının sitesinden ürettiği ürünlerden birini beğenip sipariş verebiliyorsunuz.
Bu durum hem pazarlama yapanların hem de üretim yapanların işine geliyor. Mağazalar açmak yüksek kiralara katlanmayı, mağazaların reklam, table vergileri, elektrik faturaları, personel giderleri inernet mağazacılığında çok düşük oluyor. Her şehirde mağaza açmaktansa internette tek bir mağaza açıyorsunuz. Nerden baksan tasarruf. Üstelik üreticiler ürünlerini dört bir yandaki mağazalarına taşımak yerine doğrdudan fabrikadan kargoya verebiliyorlar.
Tüketicilerin de interneti kullanmak işine geliyor. Oturduğu yerden alacağı ürünü bulabiliyor. Özelliklerini inceliyor, alternatifleri kıyaslıyor, fiyatları araştırıyor. İnternette aynı ürünü çeşitli fiyatlarla bulmak mümkün. En uygun fiyat neredeyse oradan alışveriş yapılabiliyor. Sonuç, tüketici açısından da tasarruf. Üstelik AVM AVM, mağaza mağaza gezme derdi de yok.
Bazı internet siteleri de fiyat kıyaslamak için kurulmuş. Bu siteler insanların alacağı ürünü kendi ağlarındaki online mağazalardaki fiyatlarına göre sıralıyor. Bu sitelerde bir ürünün en düşük fiyatlı olduğu yeri bulmak kolaylaşıyor. Amaçları da bu zaten.
Ancak online alışveriş sitesi sayımız o kadar arttı ki, hangisine üye olacağız, hangisinen alışveriş yapacağız kafamız karışıyor artık. Rekabet güzeldir evet ama, bu adar çok online alışveriş sitesi arasında gezinmek, mağaza mağaza gezmekten daha yorucu olmasa da çok daha sıkıcı olmaya başlıyor. Fiyat kıyaslama siteleri bu açıdan internette bir ürünü alacak olanların en sık kullanacağı yer olacaktır.
Kısacası, sanal alemi de AVM'lerle doldurduk...Tüketim çılgını oluşumuzun bir başka göstergesi de bu....
7 Mart 2015 Cumartesi
Motosiklet ve Bisiklet Trafiğe Çözüm Olabilir Mi?
Uzun yıllar İstanbul'da aşadım. Zor gelmişti ayrılmak İstanbul'dan yıllar önce. Aslında o kadar kesin bir kopuş olacağını ummuyordum üniversiteye giderken. Ama zamanın neler getireceği hiç belli olmuyor. Bir defa ayrıldım ve ondan sonra sadece kısa ziyaretler için İstanbul'a gidebilir oldum. Her gün gitmesem de, görmesem de, boğazdan bu kadar uzakta, İstiklal Caddesi'ne kafam estiğinde gidemeyecek olmam halen hüzün verir bana. İstanbul insanı kendine sihirli bir şekilde bağlayan bir şehir. Her şeye rağmen!
Ama şükür ki İstanbul'da yaşamıyorum. Neden mi? Trafik...
İstanbul trafiğinden korunmanın yolu olarak sabahları gerekenden çok daha erken yola çıkmayı alışkanlık haline getirmiştim. Böylecek memurlar, öğrenciler ve bazı işçiler yola çıkmadan ve toplu taşıma araçlarını ve yolları doldurmadan önce kendimi sokağa atıyordum. Akşam da otobüsten iki üç durak önce iniyordum. Mesele değildi, erken inince eve daha erken geliyordum. Yıllar önce bile. Sabah çok erken kalkınca da kahvaltıya zamanım olmuyordu o zamanlar ki, kahvaltı alışkanlığımı kaybetmeme neden olmuştur o yıllar. Halen de kahvaltı edemem...Ah İstanbul.
Artık sadece arada sırada gezmek, eş dost ziyareti gibi nedenlerle gidiyorum. Arada direk uçuş olmayan yerlere giderken şöyle bir Atatürk veya Sabiha Gökçen Havalimanlarına aktarma için uğruyorum. Ama gezi için her gittiğimde biraz daha korkutuyor İstanbul trafiği beni...
Tramvay ve metrolar her zaman dolu, metrobüs işkence resmen...Otobüsler, ah ah...Araç kiralasan, o trafikte çılgınlık...
Sur içinde trafiği çözmek için yeni yol açmak pek mümkün değil. Ancak alttan tüneller açabilirler veya mevcut ana arterleri çift katlı yapabilirler. Ancak görece yeni şehirleşen yerler ne kadar plansız...İnsanlar koca bir şehir inşaa ediyor ama yeterli yol yok. Neyimiz planlı programlı ve düzgün ki yollarımız, şehirlerimiz olsun değil mi?
Hal böyle olunca trafiğe en pratik çözüm motosiklet ve bisiklet kullanımını artırmak. Bisiklet İstanbul için çok uygun olmayacaktır. Çünkü insanların büyük bölümü bisikletle gidilemeyecek kadar uzak mesafelere gidiyor her gün. Ama motosiklet kullanımını artırmak trafik sıkışıklını önlemede çok etkili olacaktır.
Özel araçların büyük bölümünde bir kişi oluyor. Bir otomobilin yolda kapladığı yere çok rahat iki motosiklet sığabilir. Bir otomobilin işgal ettiği park alanına 4 motosiklet park edebilir. Üstelik motosikletler çok daha seri araçlardır. 250cc ve altı motorlar pek çok otomobilden daha az yakıt tüketmektedir. Üstellik motosikletler çok daha ucuzlar ve vergileri de düşük.
Ancak otomobil sahibi olmayı bir statü göstergesi olarak algılayan bir toplumuz maalesef. Ayrıca motosikletlerden de korkuyoruz. Haksız da değiliz. Her şeyi yanlış kullanıyoruz ve motosikletler de bir istisna değil. İki tekerin tehlikeli olduğunu bile bile aşırı hız yapanlar mı dersin, kendini akrobat sananlar mı, kaskı ve koruyucu kıyafetleri gereksiz görenler mi? Hepsi bir araya gelince de toplumun motorlulara olan tepkisi olumsuz oluyor haliyle.
Oysa İstanbul'da her sabah işe gitmek için özel araçlarını kullananların dörtte biri motosiklet kullanmaya başlasa bile, bu İstanbul trafiğini önemli ölçüde rahatlatacaktır.
Ama şükür ki İstanbul'da yaşamıyorum. Neden mi? Trafik...
İstanbul trafiğinden korunmanın yolu olarak sabahları gerekenden çok daha erken yola çıkmayı alışkanlık haline getirmiştim. Böylecek memurlar, öğrenciler ve bazı işçiler yola çıkmadan ve toplu taşıma araçlarını ve yolları doldurmadan önce kendimi sokağa atıyordum. Akşam da otobüsten iki üç durak önce iniyordum. Mesele değildi, erken inince eve daha erken geliyordum. Yıllar önce bile. Sabah çok erken kalkınca da kahvaltıya zamanım olmuyordu o zamanlar ki, kahvaltı alışkanlığımı kaybetmeme neden olmuştur o yıllar. Halen de kahvaltı edemem...Ah İstanbul.
Artık sadece arada sırada gezmek, eş dost ziyareti gibi nedenlerle gidiyorum. Arada direk uçuş olmayan yerlere giderken şöyle bir Atatürk veya Sabiha Gökçen Havalimanlarına aktarma için uğruyorum. Ama gezi için her gittiğimde biraz daha korkutuyor İstanbul trafiği beni...
Tramvay ve metrolar her zaman dolu, metrobüs işkence resmen...Otobüsler, ah ah...Araç kiralasan, o trafikte çılgınlık...
Sur içinde trafiği çözmek için yeni yol açmak pek mümkün değil. Ancak alttan tüneller açabilirler veya mevcut ana arterleri çift katlı yapabilirler. Ancak görece yeni şehirleşen yerler ne kadar plansız...İnsanlar koca bir şehir inşaa ediyor ama yeterli yol yok. Neyimiz planlı programlı ve düzgün ki yollarımız, şehirlerimiz olsun değil mi?
Hal böyle olunca trafiğe en pratik çözüm motosiklet ve bisiklet kullanımını artırmak. Bisiklet İstanbul için çok uygun olmayacaktır. Çünkü insanların büyük bölümü bisikletle gidilemeyecek kadar uzak mesafelere gidiyor her gün. Ama motosiklet kullanımını artırmak trafik sıkışıklını önlemede çok etkili olacaktır.
Özel araçların büyük bölümünde bir kişi oluyor. Bir otomobilin yolda kapladığı yere çok rahat iki motosiklet sığabilir. Bir otomobilin işgal ettiği park alanına 4 motosiklet park edebilir. Üstelik motosikletler çok daha seri araçlardır. 250cc ve altı motorlar pek çok otomobilden daha az yakıt tüketmektedir. Üstellik motosikletler çok daha ucuzlar ve vergileri de düşük.
Ancak otomobil sahibi olmayı bir statü göstergesi olarak algılayan bir toplumuz maalesef. Ayrıca motosikletlerden de korkuyoruz. Haksız da değiliz. Her şeyi yanlış kullanıyoruz ve motosikletler de bir istisna değil. İki tekerin tehlikeli olduğunu bile bile aşırı hız yapanlar mı dersin, kendini akrobat sananlar mı, kaskı ve koruyucu kıyafetleri gereksiz görenler mi? Hepsi bir araya gelince de toplumun motorlulara olan tepkisi olumsuz oluyor haliyle.
Oysa İstanbul'da her sabah işe gitmek için özel araçlarını kullananların dörtte biri motosiklet kullanmaya başlasa bile, bu İstanbul trafiğini önemli ölçüde rahatlatacaktır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


