3 Ocak 2020 Cuma

Bir Uyumsuzun Güncesi

Uyumsuzluk bir insanın başına gelebilecek en kötü şeyler listesinde başlarda yer alıyor olmalı. Sosyal ihtiyaçları olan bir hayvandan öte bir varlık olmayan biz insanlar, yeme içme gibi sosyalleşmeye de ihtiyaç duyuyoruz. Ve bir insan gerçek manada ancak ve ancak yaşadığı toplum içinde sosyalleşebilir. Bu gereklilik içinde yaşadığı toplum ile arasında uyumsuzluk varsa sosyalleşme ihtiyacının etkin ve verimli bir şekilde karşılanmasına mani olur.

İçinde bulunduğu toplum ile uyumsuz, benzer zevkleri, benzer davranış kalıpları olmayan, hayata bakışı ve değer yargıları bakımından içinde bulunduğu toplum ile büyük ölçüde zıtlaşan bir insan için kalabalıklar içinde yalnızlık kaçınılmaz bir durum haline gelir. Öyle ki en doğal sosyal ihtiyaç olan biri ile konuşma, dertleşme için bile kendine uygun muhatap bulamayabilir. Böyle bir durumda sosyal çevreyi değiştirmek yegane çözümdür. Ancak sosyal çevreyi değiştirmek hemen hemen hiçbir zaman kolay değildir. Öyle ki bazen bir şehri, bazen de bir ülkeyi terk etmeyi gerekli kılabilir. Tüm bunlar kendi içinde başka başka zorluklar içeren konular olduğundan pek çok sosyal uyumsuz için mümkün olamamaktadır. 

Karşılığını bulamadığı bir sosyal çevrede yalnızlaşan insan bu duruma ne kadar tahammül edebilir? Ya da akıl sağlığını koruyarak bu durumla ne kadar süre mücadele edebilir? Elbette bu soruların cevapları kişiden kişiye değişecektir. Ancak herkes için bir dayanma sınırının varlığı kolaylıkla anlaşılabilir. 

Sosyal uyumsuz uyum sağlayamadığı toplumu suçlayamaz. Sonuçta toplumu oluşturan hiçbir bireyin herhangi bir kişi ile uyum sağlamak gibi bir sorumluluğu bulunmamaktadır. Sosyal uyumsuz hiçbir kimseden kendine uyumlu olmasını bekleyemez. Mümkünse kendinden ödün vererek kendisi uyum sağlamalıdır. Bu durumda ise kendine yabancılaşma ve özsaygı kaybı ortaya çıkar. Sen sen olamadıktan sonra sendeki senin ne anlamı kalır? 

Peki sosyal uyumsuz ne yapacak? 

Şu anda bir sosyal uyumsuz olarak bu sorunun cevabını bulabilmiş değilim. Eğer bir gün cevabını bulursam buradan paylaşırım elbette, tabi sosyal çevremi değiştirme fırsatını daha önce yakalamazsam.

1 Ocak 2020 Çarşamba

Gelişen Teknoloji ve İnsan Hayatına Etkileri

Teknolojinin insan yaşamını kolaylaştırdığı tartışılmaz bir gerçek. Artık her birimizin cebinde bir zamanlar servet değerinde olan ve ancak çok güçlü şirketlerin sahip olabildiği bilgisayarların işlem gücünün kat kat fazlasına sahip telefonlar bulunuyor. Bu telefonlarla sadece telefon görüşmesi yapmıyor aynı zamanda mesajlaşıyor, çektiğimiz fotoğraf ve videoları paylaşıyor, gerekli notları alıyor, zaman zaman hava durumu, trafik yoğunluğu gibi bilgileri ediniyor, bankacılık işlemlerini gerçekleştiriyor, alışveriş yapıyor ve burada hepsini saymanın mümkün olmadığı kadar çok şeyi yapabiliyoruz. Tüm bunlar yaşamımızı oldukça kolaylaştırıyor ve büyük konfor sağlıyor. 

Gelişen teknoloji aynı zamanda insan sağlığını da olumlu etkiliyor. Daha yeni ve gelişmiş cihazlar hastalıkların tanı ve tedavisinde yeni olanaklar sunuyor. 

Teknoloji ülkelerin ekonomileri üzerinde de oldukça etkili. Şirketler gelişen teknolojiyi takip ederek verimliliklerini artırıyor. Böylece daha yüksek karlar elde edebiliyor veya rakiplerine karşı maliyet avantajı kazanabiliyorlar. Çetin rekabetin yaşandığı piyasalarda düşen fiyatlar ise tüketicilerin mal ve hizmetlere daha uygun fiyatlarla ulaşabilmesini sağlıyor. 

Tüm bunlar ve elbette daha fazlası teknolojinin faydaları. Peki teknolojinin hiç zararlı yanı yok mu? Elbette ki var. Öncelikle insanları kendine bağımlı hale getiriyor. Teknoloji her ne kadar insanların iletişimini kolaylaştırsa da insanlar arasındaki iletişimi aslında soğutuyor. Evet, belki dünyanın öbür ucundaki biri ile görüntülü sohbet edebiliyoruz, onun paylaştığı fotoğraf ve videoları izleyebiliyor, yorum yapabiliyor, beğenebiliyor veya tepkimizi gösterebiliyoruz. An be an adım adım ne yaptığını takip edebiliyoruz. Ancak bunu yaparken yanımız bulunanlara eskiden gösterdiğimiz ilgiyi gösteremiyoruz. Sosyal medya üzerinde yapılan bir paylaşımın beğeni sayısı pek çok insani değerin önüne geçmiş durumda. İnsan ilişkileri gelişen teknoloji ile birlikte sığ ve yüzeysel bir hale dönüşüyor. Binlerce takipçisi olan sosyal medya fenomenleri bile aslında büyük bir yalnızlık içinde olabiliyor. Teknolojiye bağlı yeni psikolojik rahatsızlıklar ortaya çıkmaya başladı bile. 

Aynı zamanda teknoloji pek çok meslek dalını öldürüyor. Artık geleneksel anlamda gazeteciliğin sonu gelmiş durumda. En son ne zaman gazete aldınız? Bu yazıyı yazarken ben en son ne zaman gazete aldığımı hatırlamadığımı fark ettim örneğin. Kitaplar artık yavaş yavaş elektronik kitaba dönüşüyor. İnsanların yaptığı pek çok işi asla ve asla yorulmayan, acıkmayan, ihtiyaç molası vermeyen, uyuması, dinlenmesi gerekmeyen, yaptığı işten sıkılmayan robotlar giderek artan oranda devralıyor. Peki sonuç? Pek çok meslek yok oluyor, fabrikalarda insan emeği ile yapılan pek çok işi robotlar üstleniyor ve yok olan meslek dallarında çalışanlar ile işini robotlara kaptıranlar işsiz kalıyor. Bu insanlar hayatlarını idame ettirebilmek için bir şekilde para kazanmak zorundalar. Bir şekilde kendilerine gelir sağlamak zorundalar. Teknoloji nedeni ile işsiz kalan birkaç bin kişi olsa bir şekilde çözüm bulunabilirdi ancak onbinler, yüzbinler teknoloji nedeniyle işsiz kalacak. Hatta dünya çapında düşünülürse milyonlarca insan işsiz kalacak. 

Yıllarca bir işi yapmış ve o alanda ustalaşmış bir kişinin işini kaybedip hiç de uzman olmadığı bir alanda iş bulması pek çok açıdan sarsıcı. Öncelikle ustalaştığı alanda kazandığı miktarda geliri acemi olduğu alanda kazanabilmesi mümkün olmayacaktır. Bu durum yaşam standardında dramatik bir düşüşe yol açacaktır. Böyle dramatik bir değişim şüphesiz insan psikolojisi üzerinde çok olumsuz etkilere yol açacaktır. Aynı zamanda benimsenmiş, özümsenmiş bir işi kaybedip tamamen acemisi olunan bir başka işe adapte olmaya çalışmak başlı başına bir stres kaynağıdır. Başarısız olma kaygısının yaratacağı gerilim yine insan psikolojisini olumsuz etkileyecektir. 

Teknoloji şüphesiz yepyeni iş fırsatları ve iş alanları yaratmaktadır. Ancak genellikle bu alanlar teknik bilgi ve beceri gerektirmektedir. Örneğin en azından bir bilgisayar programla dilini bilmek, bir takıp bilgisayar programlarına ileri seviyede hakim olmak gibi. Genç ve dinamik nesil bu konulara hızlı bir şekilde uyum sağlayabilirken orta ve üst yaşlara doğru gidildiğinde uyum sağlama güçlüğü katılaşmaktadır. 50 yaşındaki bir kişinin oturup daha önce hiç ilgilenmediği, hatta ne olduğunu dahi bilmediği, JAVA, C gibi programlama dillerini, veya bilgisayarda resim ve video düzenleme, montaj ve efektleri nasıl yapacağını öğrenmesini ve bu alanda kısa sürede uzmanlaşmasını ne kadar bekleyebilirsiniz? 

Teknoloji artan bir hızla gelişiyor. Eskiden on yılda gerçekleşen gelişim bir yıldan kısa sürede gelişebiliyor. Basit bir örnek verecek olursak, eskiden yüksek teknoloji ürünlerinin yeni modelleri yılda bir çıkarken artık yıl içinde iki üç yeni modelle karşı karşıya kalabiliyoruz. Hemen her yeni model uyulması gereken bir takım yenilikleri beraberinde getirirken aynı zamanda bir takım mevcut alışkanlıklardan ve uygulamalardan vazgeçilmesini de gerektirebiliyor. Bu baş döndürücü hıza ayak uydurmak hiç de kolay değil. Eskiden dedeler ve nineler torunlarını anlamakta zorluk çekerken artık anne ve babalar çocuklarını anlayamıyor. Hatta büyük kardeşler küçük kardeşlerini anlayamıyor. 

İnsanın teknoloji ile imtihanı giderek zorlaşıyor. Umarım insanlık insanlığını kaybetmeden teknoloji ile uyum  sağlamanın stabil bir yolunu bulabilir. 

Milli Otomobil TOGG ve Elektrikli Otomobillerin Ekonomisi

2020 yılına girmeden hemen önce tanıtımı yapılan ve ülke genelinde büyük heyecan uyandıran yerli ve milli otomobillerimiz TOGG SUV ve sedan modelleri bilindiği üzere tamamen elektrikli araçlar olacaklar ve bilindiği kadarıyla herhangi bir içten yanmalı motorlu, yani benzinli ve dizel varyasyonu piyasaya sürülmeyecek. Yükselen akaryakıt fiyatları nedeniyle her geçen gün biraz daha pahalıya dolan depolar nedeniyle cebi yanan pek çok araç sahibi elektrikli bir araç alıp büyük ölçüde tasarruf edebileceğini düşünüyor. Ancak gerçekten elektrikli araç kullanmak gerçekten de tasarruf sağlayacak mı? Sağlayacaksa ne kadar sağlayacak. Sağlanacak tasarruf elektrikli otomobil almaya değer mi?  Şimdi tüm bu sorulara cevap arayalım.

Öncelikle C segmentinde bir araç olduğu biline TOGG SUV için doğru kıyaslama yapabilmek için piyasadaki C segmentinde bulunan atmosferik motorlu SUV'leri karşılaştırmaya dahil etmek gerekli. Sedan versiyonu daha sonra piyasaya sürüleceğinden şimdilik sedan versiyonu için bir kıyaslama yapmayacağım. Ancak SUV için yapılan değerlendirmeler büyük ölçüde sedan otomobiller için de geçerli olacaktır.

Ülkemizde C segmentinde yer alan belli başlı SUV'ler Dacia Duster, Nissan Qashqai, Volkswagen Tiguan, Hyundai Tucson, Toyota C-HR, Peugeot 3008, Renault Kadjar, Honda CR-V, Ford Kuga ve Kia Sportage. Tanıtılan TOGG SUV'nin teknik özellikleri, tasarım, malzeme kalitesi ve işçilik gibi unsurlar üst düzeyde olduğundan listemizdeki araçlardan Nissan Qashqai, Volkswagen Tiguan'ı ele alalım.

Nissan Qashqai 1.5 dci motorlu versiyonu için ortalama karma yakıt tüketimi 3,8 lt olarak resmi internet sitesinde belirtilmiş. Volskwagen Tiguan 1,6 TDI motorlu versiyonu için bu değer 4,9 lt. En düşük yakıt tüketimi Nissan Qashqai'de olduğu için Qashqai ile kıyaslamaya devam edelim. 3.8 lt en ideal koşullar ve en ideal sürüş için geçerli bir değer olduğundan hemen hemen hiçbir sürücü bu değeri görmemektedir. Bu nedenle biz ortalama 4,5lt/100km varsayacağız. Motorinin litre fiyatı değişkenlik gösterse de yaklaşık 6.75 TL kabul edildiğinde 100km'yi 30,38 TL gibi bir yakıt maliyeti ile gitmek mümkün olmaktadır.

TOGG'a geldiğimizde işin rengi biraz değişiyor. Bilindiği kadarıyla TOGG tam dolu batarya ile 300km ve 500km yol gidebilen iki farklı versiyon seçeneğe sahip olacak. 300km yol gidebilen versiyon bilindiği kadarıyla 45kWh'lik bir bataryaya sahip olacak. Basit bir hesapla ile 100km'de 15kWh elektrik enerjisi tükettiği görülmektedir. TOGG'u evinizde şarj ederseniz mesken elektriğinden fiyatlandırılacağından ve elektriğin kwh fiyatı şu anda 0,7102TL olduğundan, 100km yol gitmenizi sağlayan 15kWh enejinin 10,65 TL gibi bir maliyeti olduğu görülmektedir. Ancak özellikle uzun yolda hızlı şarj istasyonlarında aracınızı şarj ederseniz, istasyonun elektriği ticarethane fiyatı ile fiyatladığını kabul eder ve üzerine kar payı koymadığını kabul edersek 15kWh enerjinin olası en düşük maliyeti 14,17TL seviyesine çıkmakta. Bu durumda en kötü ihtimalle dahi yaklaşık %50 düşük maliyetle 100km yol gidebileceğiniz görülmektedir. Ancak elektrik tüketiminde çıplak fiyatı esas aldık. Evinizdeki elektrik faturanızı incelediğinizde toplam tüketiminize ait tutarın üzerine eklenen vergi ve diğer kesintiler ile birlikte elektrik faturanızın salt elektrik tüketiminizden kaynaklı maliyetin iki katını aştığı görülmektedir. Haliyle yaklaşık 10 TL olan mesken şarj edildiğinde yolculuk maliyeti faturanızda 20 TL'den fazla bir artışa yol açacaktır. Ticarethane söz konusu olduğunda vergisel durum incelenmeli. Ticarethane elektriğinde meskenlerdeki vergi ve kesintiler aynen uygulanıyor ise dizel ve elektrikli araç arasında yolculuk maliyeti açısından anlamlı bir fark olmadığı görülür. Eğer ticarethane söz konusu olduğunda vergi ve kesintilerde avantaj varsa veya hızlı şarj istasyonlarına özel bir tarife uygulanırsa, elektrikli otomobilleri ev yerine hızlı şarj istasyonlarında şarj etmek çok daha karlı olabilir.

Elektrikli otomobillerdeki vergi avantajlarını da göz önüne almak gerekiyor. Öncelikle elektrikli araç alırken benzinli veya dizel araçlara göre daha düşük ÖTV ödeniyor. Aynı zamanda MTV söz konusu olduğunda da elektrikli otomobiller ciddi bir avantaj sağlıyor. Bununla birlikte elektrikli otomobillerin fiyatları genellikle benzinli ve dizel modellere göre çok daha yüksek fiyatlı oluyor. Yani alırken biraz fazla ödeme yapılıyor ancak zamanla hem kullanım maliyetindeki düşüklük hem de vergi avantajı ile sürekli kendini amorti eden bir araç olarak görmek mümkün. Elektrikli otomobiller çok daha az sayıda çalışan mekanik parçaya sahip olduklarından çok daha az tamir ve bakıma ihtiyaç duyacağını da göz önüne alırsak, kullanım maliyetinin benzinli ve dizel araçlara göre çok düşük olduğu görülmektedir.

TOGG SUV ve Sedan versiyonları kabul edilebilir fiyatlarla piyasaya çıkar ve fabrikanın inşaası ve araçların piyasaya sürülmeye başlandığı zamana kadar gerek meskenlerde ve gerekse yakıt istasyonlarında elektrikli araçlar için şarj altyapısı geliştirilir ise ülkemizde ciddi bir talep görmesi, kullanım ekonomisi ve vergi avantajları düşünüldüğünde kaçınılmaz görünüyor. Elbette elektrikli otomobiller için cazip finansman imkanları da devlet tarafından desteklenirse elektrikli araçlara olan talep daha da artacaktır.

Her yıl milyarlarca dolarlık petrol ithal ediyor oluşumuz ve mevcut dış ticaret açığımızın çok büyük bir bölümünün sırf petrol ithalatımızdan kaynaklanıyor olduğu da göz önünde bulundurulur ise elektrikli otomobillerin sürekli olarak teşvik edilmesinin ülke ekonomisi açısından gerekliliği anlaşılmaktadır. Sadece binek araçlar değil, görece yüksek miktarda yakıt tüketen, aynı zamanda havayı kirleten ve gürültülü çalışan şehir içi toplu taşımada kullanılan otobüs ve minibüslerin de elektrikli modelleri geliştirilse hatta bu alanlarda benzinli ve dizel motorlu araçların kullanılması zamanla tamamen yasaklansa güzel olmaz mı?

1 Aralık 2019 Pazar

Cep Telefonlarında Kamera Savaşları

Cep telefonu alırken insanların büyük bir bölümü ilk önce telefonların kamera özelliklerine odaklanıyor. Sosyal medyada daha güzel fotoğraflar paylaşmayı kim istemez? Değil mi? Haliyle bunu bilen telefon üreticileri de potansiyel müşterilerini ikna etmek için daha güçlü kameralara sahip telefonları piyasaya sürüyorlar. En son örnek ise Xiaomi Mi Note 10. Ön tarafta 32mp selfie kamerası varken arkasında tam 5 farklı kamera bulunuyor. Üstelik bu kameralardan biri tam 108mp. Peki mp, yani çözünürlük her şey mi? Elbette ki değil...

Öncelikle Xiaomi Mi Note 10'da en çok ilgimi çeken 108mp kamera  değil de, telefonun arkasındaki 2mp makro kamera oldu. Küçük nesneleri fotoğraflamak için 108mp kamera ile biraz uzaktan çekim yapıp elde edilen görüntüyü büyütmek varken ilave bir kamera konulmasındaki amacı daha çok kamera daha çok satış mantığıyla hareket edildiği şeklinde yorumladım. Zaten makro fotoğraf çekmek ve çok iyi sonuçlar almak isteyenler bu iş için profesyonel makineler ve objektifler kullanırlar. Normalde insanlar makro fotoğraf çekimine genellikle ihtiyaç duymazlar, duyduklarında da ellerinde ciddi kalite kaybı yaşamadan oldukça fazla büyütebilecekleri fotoğraflar çekebilen 108mp'lik bir kamera zaten olacak değil mi?

108mp kamera ile çekilen fotoğrafların dosya boyutu devasa olacağından fotoğraf çekmeyi seven bir kullanıcı telefon hafızasını kısa sürede doldurabilir. Daha fazla mp daha fazla depolama alanı gerektirir. Neyse ki Xiaomi sd kart desteği sunarak kullanıcıların kolay çözüm bulabilmesini sağlamış.

Peki 108mp kamer aile Xiaomi çok mu başarılı. Yazının başında dediğim gibi, her şey mp değil. Youtube'da hemen Xiaomi Mi Note 10'u inceleyen ve hatta 12mp kameralara sahip iPhone 11 Pro ile kıyaslayanlar var. Çekilen fotoğrafları gördüğümde iPhone 12mp kamera ile çok daha kaliteli sonuç veriyor diyebilirim. Renkler, dokular çok daha gerçekçi. Ancak elbette 12mp kamera ile çekilen görüntüyü büyütmeye kalktığınızda 108mp ile kıyaslanamayacak kadar çabuk bozulmalar başlıyor. Burada telefon alacakların kendilerine sormaları gereken asıl soru şu, cep telefonunuzla çektiğiniz fotoğrafları en son ne zaman ve ne kadar büyüttünüz. Bilgisayarınıza masaüstü arka planı olarak ayarlamak için 12mp yeterli gelecektir örneğin. Ama kağıda basıp evinizin bir duvarına büyük bir tablo olarak asacaksanız 108mp'i tavsiye ederim. Ama böyle bir iş için DSLR kullanmak çok daha ideal bir seçimdir.

Ayrıca iPhone 11 Pro 60 fps 4k video çekim performansı ile işlemci gücünü ve yazılımsal uzmanlığını sergiliyor. Xiaomi ise ancak 30fps 4k video çekebiliyor. Üstelik görüntü sabitleyicisi kapalı. Eğer Xiaomi Mi Note 10 alacaksanız yürürken 4k video çekmemenizi şiddetle öneriyorum.

Xiaomi 108mp ile ciddi bir atak yapıyor. Ancak telefonlarda dosya boyutunu ve işlenecek veri miktarını ciddi oranda artıran, haliyle hem bellekte çok yer kaplayan hem de çok daha fazla işlemci performansı gerektiren yüksek mp kameralar yerine, telefonla fotoğraf çeken insanların bu fotoğrafları genellikle sosyal medyada paylaşacağı ya da dijital ortamda depolayacağı ortada iken, daha gerçekçi fotoğraflar sunabilmek adına iyileştirmeler peşinde koşulmasının çok daha yerinde bir strateji olacağı kanaatindeyim. Apple bunu iPhone'da başarılı bir şekilde uyguluyor. Ancak rakipleri mp yarışında yeni rekorlar kırarken 12mp'de kalması, hele hele selfie kameralarındaki iPhone 11 öncesine kadarki zayıf performansı da Apple'a yakışmıyor.