18 Aralık 2012 Salı

Son Cuma!

Maya'lar yüzlerce yıl önceden nereden bilebilirler kıyametin kopacağı tarihi? Belki gökten vahiy gemiştir. Sonuçta her kavme en azından bir peygamber gönderilmiştir ve bu durumda da Maya'lara da gönderilmiş olmalı. Belki o nedenle Avrupalı kaşifler Mayaları keşfettiğinde pek çok alanda Avrupadan ileri bir uygarlıkla karşılaştılar. Ancak Maya'lar ve diğer yeni dünya yerlileri pek savaşkan uygarlıklar olmasa gerek. Çünkü silah teknolojilerini ve savaş tekniklerini çok geliştirmemişlerdi.

21 Aralıkta Maya takvimi son buluyor. Bunu kimileri kıyametin kopacağı şeklinde yorumluyor kimileri de bunun önemli bir çağın sonuna işaret ettiğini belirtiyor. Her iki durumda da, eğer Maya takvimi gerçekten bir şeye işaret ediyor ise, önemli bir değişikliğin olacağı muhakkak. Kıyamet senaryosu insanları çok daha tedirgin ettiğinden ilgi çekse de iklim bilimciler ve astronomlar ikinci olasılığı daha mantıklı buluyor. Maya takvimindeki çağların büyük iklim değişiklikleri ile ilgili olduğunu düşünenler var. Yani bu Cuma, belki de küresel iklim değişikliğinin artık önlenemez noktaya ulaşmış olacağı tarihtir ve tüm etkileri hızlanarak devam edecektir.

Maya'lar astronomi başta olmak üzere pek çok alanda ileri bir uygarlıktı. Ancak böyle hassas bir konuda çok keskin bir tahmin yapmış olmaları zor, hesaplama yapmış olmaları -ne kadar ileri bir uygarlık olurlarsa olsunlar- çok daha zor. Ancak kıyametin kopacağı söylentisi bile pek çok insanı tedirgin etmeye yetiyor.

Din bilimciler kıyamet alametlerinin büyük ve küçük olmak üzere ikiye ayrıldığını belirtip, henüz en azından çoğuınun gerçekleşmediği konusunda hemfikirler ve bu anlamda müslümanların gönlü rahat. Bir de gaybı Allah'tan başka bilenin olamayacağı inancı var ki bu da Maya'ların takviminin bir anlam ifade etmediğine inancı perçinliyor. Ancak 21 Aralık, yani Maya takviminin sonlandığı tarih Cuma gününe denk geliyor. Kıyametin Cuma günü kopacağına inanan müslümanlar için bu kafada bir soru işareti uyandırabilir. Ama kopacaksa kopacak, elimizden bir şey gelmiyor, Cuma'yı beklenin dışında. Cumartesi sabah bu dünyada uyanabilirsek ve hayatımıza kaldığımız yerden devam edebilirsek kıyamet kopmadı demektir. Fazla düşünmeye gerek yok çünkü faydası yok.

Ben Maya takvimine inanıyor muyum?

Benim inanıp inanmadığım sizde bir merak uyandırıyor mu bilmiyorum ama, inansaydım şu anda bu yazıyı yazıyor olmazdım heralde. Ama kopmasını isterdim. Aşağıda bağlantısını verdiğim yazıda neden böyle düşündüğümü bulabilirsiniz.

2012 - Maya Takvimi ve Kopsa da Kopsak Dedirten Olaylar!

12 Aralık 2012 Çarşamba

Parasız Saadet Olmaz!

Bu yazıyı yazarken kısa da olsa bir literatür taraması yaparak çeşitli kaynaklar gösterebilmek isterdim ancak maalesef şu anda hangi kaynak olduğunu hatırlamadığım ancak güvenilir bir kaynak olduğunu temin edebileceğim bir kitapta yer alan bir bilimsel araştırmadan yola çıkarak bu yazıyı yazdığımı belirtmek isterim. O nedenle önce yazının içeriği, bilimsel araştırmanın niteliği ve sonucunda elde edilen veri hakkında bilgi verip üzerine yazımı inşaa etmek isterim.

Efendim, zamanın birinde bir gurup bilim adamı bizim "parayla saadet olmaz" özdeyişimizi doğrulayacak ya da çürütecek bir araştırmaya girişirler. Bizim özdeyişimizden birhaber olduklarından neredeyse emin olduğum bu bilim insanlarının yegane amacı ise para ile mutluluk arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. İktisadi çalışmalarda çok moda olan ve oldukça da faydalı olan bir yöntemle işe başlarlar. İnsanları gelir gruplarına göre sınıflandırırlar. Sonra bu grupta yer alan insanlara mutlu olup olmadıklarını sorarlar. Bilimsel bir çalışma olduğundan örneklemin, yani söz konusu sorunun yöneltildiği kişi sayısının anlamlı seviyede büyük olduğunu kabul edebiliriz.Sonra da aldıkları cevapların analizini yapıyorlar ve şaşırtıcı olmayan bir tablo ile kaşılaşıyorlar.

Şimdi iki grafik çizelim. Birincisi insanların gelir durumunu gösteren bir grafik olsun. Haliyle bu grafik dikey bir şekilde belli bir açıyla ( ki bu açı tamamen bizim gelir grupları arasındaki gelir farkını tespit edişimize bağlıdır ) yükselen bir doğru şeklinde olacaktır. Tabi burada gelir grupları arasındaki farkın sabit alındığını varsaydık.

İkinci grafik ise bu gelir grubunda bulunan insanlardan mutluyum diyenlerin oranını gösteren grafik olsun. Grafiklerin ölçeklerinde basit ve grafiklerin anlamını bozmayacak derecede oynama yaparak üst üste bindirirsek belli bir noktaya kadar iki grafik arasında kuvvetli bir ilişki olduğunu görüyoruz. Yani insanların geliri arttıkça mutlu olduğunu ifade eden insanların oranı da yükseliyor. Yani para ile bal gibi saadet oluyor. Ancak belli bir eşik değer aşıldığında iki grafik arasındaki ilişki birden ortadan kayboluveriyor. Bu noktadan sonra insanların geliri artsa dahi mutluyum diyen insanların sayısında bir azalma görmek mümkün ve mutluyum diyen insanların oranını gösteren grafik dalgalı bir şekil seyrediyor. İşte bu iki grafik arasındaki ilişkinin sonlandığı nokta, para ile sağlanabilecek maksimum saadetin limitini de bizlere veriyor. O noktadan sonra daha fazla mutlu olmak için para dışındaki değişkenlerin önemi yükseliyor. Bu noktadan sonra insanların daha çok para kazanmaları onları daha çok mutlu etmiyor. Ancak bu tutar öyle az bir rakam değil. ABD için bu rakam yanlış hatırlamıyorsam yaklaşık 9200$ gibi bir rakamdı. Ülkemizde ise kapaca 6000 TL olarak tahmin edebiliriz. Bu rakamdan sonra gelir durumunun iyileşmesi mutluluk üzerinde bir etkiye sahip değil. Onun yerine kişisel huzur, işden tatmin, sosyal hayat, eş/partner uyumu, sağlık vb etkenler önemli.

Şimdi, halen para ile saadet olmaz diyor musunuz? Bir yere kadar diyebilirsiniz elbette. Bu çalışma ancak bir yere kadar para ile saadet olabildiğini gösteriyor. Ancak unutmamak gerek ki aynı zamanda parasız da saadetin olmayacağını resmen insanların yüzüne bir tokat gibi çarpıyor.


30 Kasım 2012 Cuma

Emek Piyasasında İşçiler Robotlara Karşı

Emek Piyasası
Belki senaristlerin korktuğu olmayacak ve ne Terminatör ne de Matrix filminde gördüğümüz gibi yapay zekaya sahip gelişmiş robotlar ile insanlar hiç savaşmayacaklar. Ancak farklı bir mecrada robotlar ve insanlar arasında savaş başlayalı çok oldu. Emek piyasasında robotlar insan emeğinin yerini çok uzun bir süredir tehdit ediyor.

Emek piyasasını bilmeyenler olabileceği için açıklık getirerek yazıya devam edelim. Emek piyasası işi olsun olmasın çalışabilir durumda olan insanlarla insanların emeğine ihtiyacı olan gerçek ve tüzel kişilerden oluşan sanal bir piyasadır. Bu piyasada insanlar emeklerini belli ücretler karşılığında gerçek ve tüzel kişiye sunarlar. Gerçek ve tüzel kişiler de aldıkları emek hizmeti karşılığında belli bir ücret öderler. Emek piyasasında alınıp satılan şey insan emeğidir, herhangi bir mal ya da başkaca bir hizmet yoktur.

Sanayi devriminden beri gelişen teknoloji ile fabrikaların üretim kapasitesi sürekli artmıştır. Aynı miktarda işçi ile aynı sürede çok daha yüksek miktarlarda üretim yapmak mümkün olabilmiştir. Hatta bazı durumlarda daha az işçi ile daha çok üretim yapmak dahi mümkün olmuştur. Gelişen robotik teknoloji ve otomasyon, mekatronik ve CAM yani bilgisayar destekli üretim gibi kavramlar hayatımıza girmiştir, sadece sözlüklere hapsolmamışlardır.

Günümüzde bir fabrikaya girdiğinizde mutlaka bazı işleri otomatik olarak yapan makineler görürsünüz. Robotlar hiç yorulmadan, moral kaybına uğramadan ve sarf ettiği enerji ile bakım onarım maliyetleri dışında her ay ücret, sigorta gideri, senelik izin gibi işverene sürekli maliyetler yüklemeyen, aksine çok daha seri ve standart kalitede üretim yapmaktadırlar. Hal böyle olunca bir işveren neden insan emeğine ihtiyaç duysun ki?

Patronlar için oldukça faydalı olan bu tür teknolojiler işçiler için ise bir kabus olabilir. Onlar ile çalışırken çok daha az yorulabilirsiniz, ancak onlar sizin yaptığını işinizi yapmaya başladıklarında size duyulan ihtiyaç en iyi olasılıkla azalacaktır. Bir süre sonra patronunuz sizi odasına çağırıp "Artık size ihtiyacımız kalmadı" diyebilir. Bugün dünyada bundan 20 yıl öncesine göre çok çok daha fazla miktarda üretim yapılmaktadır. Ancak bugün tüm dünyada işsizlik çok önemli bir problem haline gelmektedir. İnsanlara fabrikalarda daha az ihtiyaç duyulduğunda toplumsal yapıyı zedeleyecek derecede işsizlik oranları ile karşılaşmak mümkün olmaktadır.

Ancak teknolojiden artık kaçış yok. İnsan emeği sanayi üretiminde en alt seviyeye inecek. İnsanlar yönetim, karar alma, kontrol ve bakım onarım gibi daha çok hizmete yönelik departmanlarda çalışacaklar. Ancak gelişen bilgisayar ve yönetim ile ilgili programlar ve teknolojik altyapı, hizmet alanında da insan emeğine olan ihtiyacı minimum seviyeye çekmektedir. Peki insanlar nasıl iş bulacaklar?

İnsanların büyük bir kısmını mühendis, programcı, teknisyen gibi alanlarda çalışmaya devam edeceğini söyleyebiliriz. İdari işleri yönetecek ve yürütecek personel de mutlaka gerekecektir. Aynı zamanda reklam/pazarlama/halkla ilişkiler gibi dallarda çok daha fazla personel gerekecektir. Bunların dışında insanlar sanata ve spora yönelebilir. Ancak genel anlamda işsizlik sorununa bunların kesin bir çözüm getiremeyeceği de açıktır.

Belki de gelecekte robotlar çalışacak, insanlar ise tembel tembel keyiflerini sürecekler.

28 Kasım 2012 Çarşamba

#bimilyonneden: Benim annem güzel annem

Twitter’da hızla yayılan #bimilyonneden hastagini merakla takip ediyorum. Bir yandan da benim dünyamı iyi bir yer yapan nedenlerimi düşünüyorum. Sanırım annem ve babam benim için dünyayı iyi yapan #bimilyonneden’den iki tanesi.

Bir bumads advertorial içeriğidir.