6 Temmuz 2013 Cumartesi

Dr. Mehmet Öz Türk Kahvesine Yunan Kahvesi Dedi

Dr. Mehmet ÖZ
Amerikada yaşayan ve olukça başarılı ve popüler olan Dr. Mehmet ÖZ ülkemizde de bilinen bir doktor. Yaptıklarıyla ülkemizdeki medyada da sık sık yer alan doktor, ABD'de yaptığı televizyon programında Yunanistan'ın İkarya adasında beslenmenin insan sağlığı ve ömrü üzerindeki etkisinin incelendiği bilimsel bir çalışmadan söz ederken, bu adada yaşayan insanların da sık sık tükettiği kahveden söz ederken Yunan Kahvesi ifadesini kullanarak Türk Kahvesi-Yunan Kahvesi polemiğine istemeden de olsa müdahil olmuş oldu.

Türk Kahvesi olarka bildiğimiz ve artık kültürümüzün de bir parçası olmuş kahve Yunanlılar tarafından da yoğun şekilde tüketiliyor. Yunanlıların Türk Kahvesi tüketmesinde tabi ki bir problem yok. Ancak bize ait pek çok şeye sahip çıkan Yunanlılar, Türk Kahvesine de sahip çıkıyorlar. Hatta öyle ki, pek çok batı ülkesinde, bildiğimiz Tük Kahvesi Yunan Kahvesi olarak biliniyor. Benzer şekilde baklava da bir Yunan tatlısı olarak bilinmekte. Bunlara örnek vermek istersek oldukça uzun bir liste oluşturmak zorunda kalabiliriz. O yüzden kahve üzerinden devam edelim.

Mehmet ÖZ daha sonra yaptığı açıklamada ise, programda söz konusu kahvenin aynı zamanda Türk Kahvesi olduğunu ve Türkiye'de de yoğun şekilde tüketildiğini
ifade ettiğini belirtiyor. Programı takip etmedim ama bir Türk olarak en azından bunu yapmış olduğuna inanmak istiyorum.

Turkish Coffee Mi Greek Coffee Mi? başlıklı yazıyı da okumanızı tavsiye ederim.


25 Haziran 2013 Salı

Davarlık Nedir?

Davarlığın tanımını yapmak hem çok kolay hem de bir o kadar zor. Kolay çünkü açıkça belli nitelik(sizlik)lere sahip oluyor davarlar. Zor çünkü zaman durumu tarif etmek için Türkçe yetersiz kalıyor. Ancak yine de bir denemekte fayda görüyorum.

İşe davarların en temel özelliklerinden başlamak en doğrusu olacaktır.
  • Davarlar kişilere inanırlar ve inandıkları kişilerin düşünce ve söylemlerini eleştirmeden doğru kabul eder ve savunurlar.
  • Davarlar inandıkları düşünce, söylem, inanç ve değerleri fanatikçe savunurlar. 
  • Davarlar cahildirler. Kitap, gazete, dergi okumazlar. 
  • Davarlar sinema, tiyatro, konser gibi etkinliklere katılmazlar. 
  • Davarlar inandıkları ve savundukları tüm düşünce, söylem, inanç ve değerlerin ne olduğunun tam olarak farkında değildirler. 
  • Davarlar kolaylıkla galeyan gelme potansiyeline sahiptirler. Savunduklarının ne olduğunu bilmedikleri gibi, savunduklarını tehdit ettiği iddia edilen herşeye en sert tepkiyi göstermekten çekinmezler. 
  • Davarlarda normal insanlarda olması  beklenen pek çok insansı nitelik oldukça eksik bulunmaktadır. 
  • Davarların rakibi yoktur. Onlar davar olmayan herkesi düşman olarak görür ve hain olarak nitelerler. 
  • Davarlar statiktir. Onlar gelişmeyi, ilerlemeyi sevmezler. Ancak mala, mülke ve maddi zenginliğe pek değer verirler. 
  • Davarlarda bastırılmış yabanıl duygular ve dürtüler patlamak için fırsat kollamaktadır. Bu nedenle davarlarda özellikle cinsel saldırı faili olma olasılığı çok yüksektir. Bu tür vahşi dürtülerini kontrol altına almakta son derecede beceriksizdirler. 
  • Davarlar ince ve nazik davranış sergilemeyi bilmezler. Onlar kaba saba davranırlar. Klasik davar davranışları Recep İvedik tiplemesinde biraz abartılarak ifade edilmiştir. 
  • Davarlar ne kadar yanlış bir şey yapıyor olurlarsa olsunlar, yaptıklarının doğru olduğunda ısrar etmektedirler. 
  • Davarların eleştiriye tahammülü yoktur. 
  • Davarlar kendilerinin herşeyin en iyisini, en doğrusunu bildikleri ve kendilerinin en doğru olanı yaptıklarına inanırlar ve aksini iddia edenlere şiddetle karşı çıkarlar. 
  • Davarlar anlamaya çalışmazlar. Aynı zamanda kendilerini ifade etme yeteneğinden de yoksundurlar. 

Klasik davarların niteliklerini ben kısaca burada listeledim. Bu tanımlara katılacğaınızı düşünüyorum. Aynı zamanda çevrenizde ne kadar çok da var bulunduğunu bu liste sayesinde fark edebilirsiniz. Evet, davarlar toplumun maalesef çok büyük bir kesimini oluşturuyor ve bundan kısa vadede kurtuluş da bulunmuyor. 

24 Haziran 2013 Pazartesi

Anlayışsızlık Hastalığı

Hepimizi kemiren bir hastalık: Anlayışsızlık. Farklı olana, farklı düşünene, farklı görünene, farklı inanana, farklı olmak isteyene, farklı yaşamak isteyene, farklı davranmak isteyene, gelenek ve göreneklere uymamayı tercih edene ve pek çok başka şeye karşı bir kaya sertliği ile gösterilen tepkidir Anlayışsızlık. Anlamak için en küçük bir çaba sarf etmeye tenezzül etmemektir. Tamam dememektir inadına. İlla ki uyduğuna uydurmak, içine girdiğin kalıba tıkma çabasıdır insanları. Farklı olma hakkını yok saymadır, ihlal etmedir. İnsanlığa topyekün tecavüz etmedir aslında.

İnsanların fanatikçe kendi görüşlerine bağlı kalmasından beslenen bu bağnaz, bu yoz, bu yobaz hastalık yüzünden insanlık hastalanmıştır. Üstelik bu kimseler kendilerinin en anlayışlı kişiler olduğunu iddia etmektedirler. Bu genç bir kıza tecavüz edip mahkemede yaşını büyük söyledi, kendi rızası vardı, beni tahrik etti gibi ipe sapa gelmez savunmalar yapan sapıkların yaptığı ile aynı şeydir. İnsanlığı bu kadar aşağıladıktan, bu kadar ezdikten, bu kadar harap ettikten sonra, dünyanın en anlayışlı insanları olduğunu iddia etmek... Hitler denize düşen bir Yahudinin kolundan tutup ( belki de Yahudi olduğunu bilmeden) hayatını kurtarsaydu, bundan dolayı ne kadar mazur görebilirdik yaptıklarını? Göremezdik. Göstermelik bir hareket, reklamını yapıyor, imajını toparlamaya çalışıyor derdik.

Bu insanlar ya anlayışın, hoşgörünün ne demek olduğunu bilmiyorlar, ya da tarifi zor derecede ahlaksızlar. Ahlak konusunda çok büyük bir  zaafiyet içinde oldukları bir gerçek. Onların namusu ve ahlakı iki bacaklarının arasındadır. Oysa çağımızda insanların namusu ve ahlakı daha çok iki dudağının arasındadır. Oradan çıkacak seslerdedir. Onlar ki birbirleri ile çelişmemelidir. Onlar ki doğruyu ifade etmelidir. Onlar ki başkasına iftira niteliği taşımamalıdır. Onlar ki bugün ne söylüyorsa, yarın tam tersini söylememlidir. İşte onlar bu konuda tam bir ahlak zafiyeti içindeler.


30 Ocak 2013 Çarşamba

Zevksizlik!

Zevksizlik hastalığı toplumumuzda kronikleşmiştir. Bunu salt kendi zevkime uygun olan şeyleri beğenmeyen insanları gördüğüm için söylüyor değilim. Bu konuda her ne kadar tam anlamıyla objektif olmak pek mümkün olmasa da, elimden geldiği kadar objektif bir şekilde ülkemizde popüler olan, beğenilen, çok konuşulan ve övgü ile söz edilen sözde sanata bakınca ve bu eserleri yurtdışındaki pek de rekabet edemeyecekleri rakipleri ile kıyaslayınca bu sonuca ulaşmak hiç de zor değil.

Zevksizlik ülkemizde ilk olarak kendini şehirlerde gösteriyor. Son derece çirkin, beton yığınından öteye gitmeyen binalarla dolu, zevksiz  ve çarpık şehirlerimiz zevksizliğimizi tüm dünyaya yadsınamaz şekilde ilan ediyor. Aslan yattığı yerden belli olur deriz ya... İşte yaşadığımız şehirlere bakınca, bırakın kediyi, ancak bizden fare olur, o da belki.

Televizyonlardaki programları incelediğimizde de benzer bir kalitesizlik hemen göze çarpıyor. Biraz özen gösterilmiş, üzerine titrenmiş, belli bir kalite tutturulmuş olanlar hemen göze çarpıyor bu nedenle. Özellikle dizilerde durum genelde vahim. Senaryo çok acemice, çekim özensiz, devamlılık hataları dolu... Nasıl olmasın ki? Her bir bölümü bir uzun metraj film uzunluğunda hatta uzunca bir uzun metraj film uzunluğunda olan bu diziler bir haftada çekiliyor ve yayına yetiştiriliyor. Bir haftada bu kadar uzun bir dizi bölümünü tamamlarsanız nesinden kalite bekleyebilirsiniz ki?

Vizyona giren yerli filmlere baktığımızda da benzer bir kalitesizlik göze hemen çarpıyor. Hemen her yıl çok sayıda yerli film vizyona giriyor ancak az sayıda film hariç çoğunu çekmeseler daha iyi olurmuş diyoruz.

Müzik için de aynı şeyi söylemek mümkün. Yurtdışında genellikle önce müzik ortaya konur. Söz olmadan da dinlenebilecek kalite, zenginlik ve olgunlukta bir müzik ortaya çıkar sonra üzerine söz yazılır. Bizde ozan kültürü olduğundan müziğin önemi yoktur. Söz yaz arkada bir davul ya da ritmi ne verecekese, belki bir üflemeli, bir telli bitti... Solistlerimiz de sesi güzel olsa da seslerini kullanma konusunda zayıflar genelde. Duygusuz robot gibi söylüyorlar. Bir zenginlik yok.

Hemen her alanda durum bu ülkemizde. İşin acı olan tarafı, herşeyi alkışlayan, şakşakçılığın tavan yaptığı ülkemizde, kimse daha iyisini yapmak için kendini çok da zorlamak zorunda hissetmiyor kendini. Bu kalitesizliği tüketiyoruz. Bu kalisizliğe prim veriyoruz.