13 Kasım 2013 Çarşamba

Küresel Barış İçin Ateizm

Nazi Almanya'sında katledilen Yahudiler
Tarihte tüm dünyada barışın hüküm sürdüğü bir döneme rastlamak pek de mümkün değildir. İnsanoğlu hemen her zaman bir nedenden dolayı başkalarıyla savaşacak bir neden bulmuştur. Savaşların nedenleri bazen toprak, bazen ganimet, bazen stratejik gereksinimler, bazen salt daha büyük, daha güçlü olma isteği ve bazen de dini inanışlardaki farklılıklardır. Tarihteki savaşlar incelendiğinde, bazı savaşların tek bir nedeni olmadığı da görülür. Ancak bu savaşların çoğununun nedenleri arasında dini nedenler yer alır. İnsanlar farklı düşünen, farklı bir dine mensup insanlar katletmekten çekinmemişlerdir. Hatta kendi dinlerini yaymak için de savaşlara girişmişlerdir. Kendi dinlerini yaymak için, dinlerini yaymak için dinlerine inanmaya ikna etmeleri gereken insanları katletmekten çekinmemişlerdir.

Dini insanışlar insanları radikalleştirmektedir. Bu radikalleştirme tüm dinlerde görülmektedir ve farklı dinlere mensup olanlara, hatta aynı dinin farklı kollarında, farklı mesheplerinde olanlara karşı bile katı bir tavır, bir karşı çıkış, bir hoşgörüsüzlük şeklinde kendini gösterir. Hatta sık sık insanların şiddete başvurduğu da görülür. Ortaçağ avrupasındaki cadı avları buna en basit örnek olarak verilebilir. En kanlı örneği olarak da, Nazi Almanyasındaki Yahudi katliamı verilebilir. Haçlı seferleri ve İslamdaki cihad anlayışının ve "gavur" kavramının da altında bu radikalleştirme eğilimi vardır. Yine katolikler ve ortodokslar arasındaki çatışmalar da, sünni-şiii çatışması da aynı dine mensuplar arasındaki farklı mesheplere karşı düşmanlığa güzel bir örnektir. Günümüzde bile din insanların birbirine karşı düşmanca hisler beslemesinin önemli nedenlerinden biridir.

Küçük bir araştırma yaparak internette farklı bir dine/inanca sahip olduğu için asılan, boğazı kesilen, kafası uçurulan, yakılan, kısaca vahşice katledilen insanları gösteren videolarla karşılaşırsınız. Hatta bu tür videoların ne kadar çok olduğuna şaşırıp, gördüğünüz vahşet karşısında kanınızın donduğunu hissedebilirsiniz. Bu tür videolar aşırı şiddet ve kan içermekte olup pek çok kişinin psikolojisini bozabileceğinden, bu tür videoları seyretmenizi kesinlikle tavsiye ETMİYORUM. Bu tür olayların olduğunu bilmek bile insanı huzursuz etmeye yetiyor.

Bu tür videolarda ateistleri de görmeniz mümkündür. Ancak sadece kurban olarak. Hiçbir videoda ateistlerin insanların inançları yüzünden vahşice katlettiklerini görmek mümkün değildir. Çünkü Tanrının varlığını reddeden ateistlerin böyle bir derdi yoktur. Yine Tanrı'yı değilse bile, dinleri kabul etmeyen deistler vb. inanışlara sahipler de aynı kefededir. Bu tür bir inanışa sahip olanlar için diğer insanlara karşı kin ve düşmanlık hislerini körükleyecek bir inanış, bir din yoktur.

Tanrının varlığını kabul etmeyen ateistler ile tanrının varlığını kabul eden ancak dinleri gerçekliğini ve geçerliliğini kabul etmeyen inanışların, insanlar arasında düşmanlığa yol açan, kin ve nefret duygularını körükleyen, kan dökülmesine ve vahşet sahnelerinin yaşanmasına yol açan dinlerden farklılığı apaçık ortadayken, insan, "Dünyadaki herkes ateist olsaydı, dünya daha barış dolu bir yer olmaz mıydı?" diye düşünmeden edemiyor. Evet, belki de dinlerin ve inançların tek fonksiyonu insanları kamplaştırmak, kutuplaştırmak ve birbirlerine düşman kılmaktır. Öldükten sonra insanlara sonsuz bir mutluluk vaad eden dinler, insanların dünyadaki yaşamlarını şiddete  ve kana boyamadan bunu neden başaramıyor?

Acaba herkes ateist olsaydı ve tarih boyunca hiçbir din olmasaydı?

-Cadı avı olmazdı...
-Cihad ve gaza anlayışı ile savaşlar açılmış olmazdı...
-Haçlı seferleri olmazdı...
-İnsanlar dini inançları kullanılarak savaşmak için galeyana getirilmez ve saldıran ordular daha az kalabalık olurdu... 
-Mezhep savaşları görülmezdi...
-İnsanlar farklı bir dine/meshebe
mensup oldukları için hor görülmez, aşağılanmazdı... 
-Savaşlar tamamen önlenemese de daha az kanlı, daha az kayıplı olurdu...

Kısaca, dünya daha barışçıl bir gezegen olurdu... 


7 Ekim 2013 Pazartesi

Teknoloji Harikası Yataklarda Büyük İndirim...


İyi uykunun, sağlıklı yaşamın olmazsa olmazlarından biri olduğuna inanan İşbir Yatak, herkes sağlıklı uyusun diye yaptığı Büyük İNDİRİM KAMPANYASI ile 2013 yılına damgasını vurdu...

Yaşamımızın 3’te birini uykuyarak geçiriyoruz…

Uyku, nefes almak, yemek yemek ve su içmek gibi sağlıklı bir yaşam için vazgeçilmez bir zorunluluktur. Vücudun kendisini yenilediği dönemdir. Bu yenilenmeye izin vermezseniz bedeniniz ruhunuzdan önce yaşlanır. İyi yaşamanın, huzurlu ve sağlıklı olmanın yolu, her şeyden önce iyi bir uykudan geçer. İyi bir uyku içinse doğru yatağı seçimi çok önemlidir. Doğru bir yatak, vücudun doğal omurga eğrisini korumasına yardımcı olurken, yanlış seçilmiş bir yatakta uyumak, kaslar, sinirler ve damarlar üzerinde baskı yaparak bel ve sırt ağrılarının oluşmasına neden olabilir. Yaşamımızın 3’te birini geçirdiğimiz uyku ortamı aslında en fazla yatırım yapmamız gereken alanlarından biridir.

İşbir Yatak, uyku sağlığının sağlıklı yaşamın vazgeçilmezlerinden olduğu inancıyla, yatak ve uyku konforuna dair kaliteli, sağlıklı ve teknolojik ürünler üretiyor. İlk olarak NASA tarafından geliştirilen viskoelastik malzemeyle, 5 yılı aşkın ar-ge faaliyetlerinin ardından, yatak sektöründe devrim niteliğindeki “VİSKOELASTİK AKILLI YATAK VISCOSTAR”ı üreten İşbir Yatak uyku sektörüne kazandırdığı diğer teknolojilerle de, Türkiye’de yatak sektöründe kalite ve sağlık bilincinin hızla ilerlemesinde önemli role sahip.

Güne dinlemiş, dinç, keyifli ve mutlu hissederek başlamak için kaliteli uykuyu seçin...


Son yıllarda uyku konforuyla ilgili artan sağlık bilinciyle birlikte tüketici eğilimlerinin değişim gösterdiği gözlemleniyor. Günümüzde artık tüketici yatmak için herhangi bir yatak seçmek yerine, özellikleriyle kişisel ihtiyaçlarına en doğru çözüm olacak bir ürün seçmeyi tercih ediyor. Tüketiciler, yatağın bir sağlık ürünü olduğu farkındalığı ile, tercihini, ucuz ve sağlıksız ürünlerden, özellikli ürünlere kaydırmaya başlamış durumda.

Sağlıklı bir uyku için gereken tüm teknolojiler İşbir Yatak’ta…


İşbir Yatak, misyon olarak benimsediği, “dünyada gelişen teknolojiyi sektöre adapte etme” ilkesi doğrultusunda, ürettiği üstün teknoloji yataklar ile sağlığına ve konforuna önem verenlerin birinci tercihi. Kullandığı “açık hücreli visko teknolojisi”, sadece İşbir Yatak için Türk mühendisleri tarafından üretilen patentli “polimer yay teknolojisi”, tüm yataklarda kullanılan ve ultra hijyen sağlayan lisanslı “Quallofil® Allerban®” dolgu teknolojisi, yatakların lavanta kokmasını ya da A,C ve E vitamini deposu olmasını sağlayan özel “nanoteknoloji” ile üretilmiş yatak kumaşları, anti-stres etkiye sahip yatak, at saçı yatak, hindistan cevizi özlü yatak, masaj yapan yatak, sporcular için özel nem tutmayan, dolayısıyla uykuda terleme sorunu önlemeye yardımcı olan yatak, yatak kliması gibi yeniliklerle, her anlamda ve her zaman pazarda yatak modasının öncüsü konumunda.

Teknolojik yatak denince akla ilk olarak İşbir Yatak geliyor....



İşbir Yatak, gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında konusunda uzman kurum ve kuruluşlarla işbirliği halinde olmaya devam ediyor ve ürünlerinde kullandığı tüm teknolojileri laboratuvarlarda test ettirip sertifikalandırıyor.



İşbir Yatak’tan “herkes sağlıklı uyusun” diye, yatak sektöründe yıla damgasını vuran büyük İNDİRİM KAMPANYASI
  
*VISCOSTAR Viskoelastik Akıllı Yataklarda %30 (ErgoPlas Polimer Yaylı Viskoelastik Akıllı Yatak hariç), Pocket Spring Paket Yaylı Yataklar (Elite Pocket Ergonomik Ortopedik Paket Yaylı Yatak hariç) ve Lateksit Ergonomik Yaysız Yatak grubundan CocoDream Hindistan Cevizi Lifli Organik Yatak ve Troia At Saçı Yatakta %20 indirim yapılmaktadır. Diğer tüm yataklarda (Açelya, Ekoyat ve bebek yatakları hariç) tek kişilik yataklara 1 adet, cift kişilik yataklara 2 adet Promed yastık bedelsiz olarak verilmektedir. Kampanya, 1 Eylül – 31 Ekim 2013 tarihleri arasında kampanyaya katılan İşbir Yatak Uyku Merkezleri’nden yapılan alışverişlerde geçerli olacaktır.



**Görselde, kampanya kapsamındaki  Comfort Viskoelastik Akıllı Yatak  kullanılmıştır.


***Görselde belirtilen fiyat Comfort Viskoelastik Akıllı Yatak için tavsiye edilen KDV dahil peşin fiyattır. Bu tutara baza ve başlık dahil değildir. (Görseldeki baza seti: Neruda Set – Döşeme: efes – Renk: antrasit düz )

Unutmayalım... Hayatta bize sunulmuş en güzel hediye, yeni bir güne uyanmaktır...

İşbir Yatak


Online sipariş verebileceğiniz web sitemiz: www.isbiryatak.com

Bizi takip edin, kampanyalardan ve yeni ürünlerden ilk siz haberdar olun.
www.facebook.com/isbiryatak
www.twitter.com/isbiryatak


Bir bumads advertorial içeriğidir.

Can Sıkıntısı

Başlık can sıkıntısı olunca, can sıkıcı bir yazı bekler mi okur bilmem. Ama ben can sıkıntımı biraz olsun hafifletmek için yazacağım bu yazıyı. Belki de çok okunası bir yazı olacak. Ama okura birşeyler katacağını pek sanmıyorum. Yine de, can sıkıntısnı dağıtmak için yazılan bir yazı okuyanların da can sıkıntısını dağıtabilir.

Can sıkıntısının ne olduğunun tarifini yapmak zor. Oldukça öznel ve aynı zamanda herkes için yüksek derecede sezgisel bir şekilde kavranabilen bir şeydir can sıkıntısı. Kişiden kişiye nedenleri farklıdır. Peki çoğu zaman nedenler aynıdır ama bu nedenlerin mevcut can sıkıntısına olan katkısı, yani ağırlığı farklıdır ve de değişkendir. Sonuçta insanı üzen, kafasını karıştıran, strese sokan, olmasını istediği yada istemediği şeyler can sıkıntısına neden olur. Ancak bir şey var ki, pek az şey onun kadar can sıkıntısı yaratır. Ne mi? Tabi ki belirsizlik. Belirsizlikler kadar insanı rahatsız ve huzursuz edecek çok az şey vardır. En kötü karar bile kararsızlıktan iyidir derler ya... Aynen belirsizlikler için de geçerlidir bu. En kötü netice bile ne olacağının belirsiz olması kadar kötüdür.

Bazen insanın elinden birşey gelmez. En çok can sıkıntısına yol açan şeylerden biri de budur. Mutlak suretle sizi etkileyecek bir konuda elinizden hiçbirşey gelmiyor oluşu... İnsan kendini etkileyecek konuda kaderinin başkalarının inisiyatifinde olmasını kolay kolay kabullenemez. Bu durum bir dikdatörün hapsettiği tutuklu kölenin durumuna benzer. Belki suçlu belki masum ama dört duvar arasınad beklemekten başka elinden gelen birşey yoktur. Hangi cezaya çarptırılacağının dikdatörün keyfine kalmasını bırakın, cezasının ne zaman belirleneceği ve ne zaman infaz edileceği bile dikdatörün keyfine kalmıştır. Şimdi dört duvar arasında bekleyen bu köle ne yapsın da akıl sağlığını korusun. Bazen öyle şeyler gelir ki insanın başına, gerçekten akıl sağlığını korumak güçleşir. Değerli okur, ben kendim, şahsen, böyle zamanlarda akıl sağlığımı her zaman korumayı başarabildiğimi söyleyemem. Bir isyan patlaması yaşarım. İlk başlarda içimde tutmaya, bastırmaya çalıştığım bu isyan en sonunda inflak eder. Duvarları dövdüğüm, en sevdiğim nesneleri duvarlara çarptığım, içine düştüğüm durumun ağırlığından kızıp tanrıya küfretmişliğim vardır geçmişimde. Ki zaten o en büyük dikdatördür. Nasılse hiçbirşey onun müsadesi olmadan olamaz ya... Ama zamanla dinginleşir insan. Hangi volkan patladıktan, çevreye taş, toz, kül saçıp lav nehirleri akıttıktan sonra dinmiyor ki? İnsan da dinginleşiyor zamanla. İnsan doğasında olan herşeyi kabullenme gibi bir kaabiliyet var. Önemli bir özellik bu. Bu sayede insanların büyük kısmı intiharın eşiğine dahi gelmez. Aksi halde ölümlerin çoğu hastalıklardan, yaşlılıktan veya kazalardan değil, intiharlardan kaynaklanırdır. Çünkü insan hayatı böyunca mutlak en azından birkaç defa ama mutlaka ama mutlaka birden çok defa böyle bir durum yaşar.

Bazen de insanın elinden birşey gelmez ama farklı bir şekilde. Bu defa yapacak birşey yotur. Oturup zamanın geçmesini beklemenin dışında. Adeta sizin için zaman durmuştur. Ama sizin için duran zaman sizin dışınızdaki herkes ve her nesne için akmaya devam etmektedir. Bu boş zamanlarda içinizden de hiçbirşey yapmak gelmeyebilir. Böyle zamanlarda yapacak birşeyler bulmalıdır insan. Belki dışarı çıkıp bir gezinti iyi gelebilir. Kitap okuyabilir, TV izleyerek zaman öldürebilir, sinemaya-tiyatroya gidebilirsiniz. Yalnız kalmak isterseniz, ve imkanınız varsa tavsiyem oltanızı alıp balığa çıkmanız. Çok dinginleştirir insanı balık avlamak. Onun dışında efor sarf etmenizi gerektiren birşeyler yapmanızı tavsiye ediyorum. Ben genelde bisiklet turuna çıkarım. İşe yarıyor, tavsiye ederim. Yüzmek de çok işe yarar. Tüm öfkenizi kulaçlarınızla suya verip, suyu adeta döver gibi kulaç atıp tüm öfkenizi boşaltabilirsiniz. Ama kış geliyor. Kış aylarında bisikleti tavsiye etmem... Yüzmek için kapalı yüzme havuzlarını kullanabilirsiniz.

Eğer yapacak bişey yoksa zaman katili olmaktan başka çaresi yoktur insanın. İlla ki bir yolunu bulup zaman öldüreceksiniz. Buna mecbursunuz, mecburuz.... Sizi bilmem belki o kadar şanssız değildirsiniz ama ben kendi adıma konuşayım müsaadenizle.... Ben mecburum... Hem de sık sık nüksediyor bu mecburiyetim.... Şu anda yaptığım gibi. Evet maalesef itiraf ediyorum...Bu yazı zaman öldürme çabalarımın neticesinde ortaya çıkıyor. Başkaca bir amacı, hedefi, menzili yok bu yazının. Hatta belki de bu yüzden giriş-gelişme-sonuç gibi temel bölümlere sahip olmayacak. Eğer sahipse bilin ki amaçlanmış bir rota izlenerek ulaşılmış bir neticeden ziyade, kendini ifade edebilen biri olmam nedeniyle, artık refleks haline gelmiş, plansız, programsız bir şekilde de yazı veya sözlü olarak kendimi ifade ederken bile belli bir kompozisyon oluşturabilme yeteneğimden kaynaklanır. Böyle bir yeteneğim var mı bilmiyorum... E ona da siz karar verin... Ben sadece şu an içinde bulunduğum can sıkınrısını öldürmek ve belli bir süre zamanı öldürmek için çabalıyorum. Siz de eminim eğer bu yazıyı halen okuyorsanız, amacınız benim bu yazıyı yazmaktaki amacım dışında birşey olamaz.

Can sıkıntısı böyle işte.... Tarifi zor... Hem insan... nasıl tarif etsin bunu... 

27 Eylül 2013 Cuma

Yabancı Dil Öğreniminde Kelime Sorunsalı

Yabancı dil öğrenimi bazı açılardan zor bazı açılardan kolaydır. Zordur çünkü çok yönlüdür. Yeni bir gramer yapısını öğrenmek gerekir. Sonra yüzlerce yeni kelime öğrenmek ve bu kelimeleri kullanabilmek gerekir. Yazabilmek, okuduğunu anlamlandırabilmek en sonunda da konuşabilmek, hatta akıcı konuşabilmek gerekir. Üstelik mümkün olduğunca kelimeleri düzgün telafuz ederek. Tüm bunlarda başarılı olabilmek için farklı teknikler kullanılmalıdır. Dil öğrenimi çok yönlü ve kapsamlı olmalıdır. Bu açıdan zordur. Fizik, kimya, biyoloji, matematik gibi sabit kurallar ve formüller içermez. Gramer öyle görünse de bazen öyle bir kurulur ki cümleler, kinayeli, cümleler anlamlarının dışında anlamlara girer. Kılıktan kılığa giren aktörler gibi. Bir bakarsın bir işadamı, bir bakarsın acımasız bir savaşçı, bir bakarsın romantik bir aşık, bir bakarsın başka biri...Oysa hepsi aslında aynı kişi...

Dil öğrenmek kolaydır. Tek yapılması gereken öğrenmek istenilen dili hayatınızın içine koymak ve o dili yaşamaktır. Bir dil yaşanmadan öğrenilemez. İlk başta zor ve karmaşık görünen gramer kuralları artık hatırlanmaz bile. Ama yine de harfiyen uyulmaktadır o kurallara. Kanıksanmış, özümsenmiştir. Gramer kurallarını anlamak gramer kitapları ile bir süre haşır neşir olarak kolaylıkla halledilebilir. Hatta iyi bir kitap bulursanız bir öğretmenden ders alma ihtiyacı dahi duyulmayabilir. Ancak kelimeler öyle değildir. Kelimeler, dil öğrenmeye çalışanların baş belasıdır. Örnek olarak en popüler yabancı dil olan İngilizce kelime açısından çok zengin bir dildir. En kapsamlı sözlüklerinde 800 bin civarı sözcük bulunur. Bu en kapsamlı Türkçe sözlüğün yaklaşık 10 katıdır. Ama moral bozmaya, endişelenmeye gerek yoktur.

Kelimeler kaprisli sevgililere benzer. Azıcık ihmal ettiğinizde küser, kapris yapar. Kelimeyi görünce ya da duyunca hatırlarsınız ama anlamı uçup gitmiştir. Size tanıdık gelir, hani birini görürsünüz, çok tanıdık geliyordur ama bir türlü kim olduğunu çıkaramazsınız ya... İşte aynen böyledir kelimeler.

Bu sorunu çözmenin tek bir yolu vardır. O kelimeyi rafa kaldırmamak, sürekli ve sürekli kullanmak. Buna kelime ile ilk karşılaşıldığında yapılmalıdır. Şimdi bunu biraz açalım.

Bir partiye gittiğinizi ve onlarca yeni insanla karşılaştığınızı ve tanıştığınızı düşünün. Bir sonraki gün kaçının adını hatırlarsınız? Muhtemelen en çok muhabbet ettiğiniz bir iki kişi dışında kimsenin adını hatırlayamazsınız. Biri Ahmet'ti ama acaba hangisiydi? Yeşim kısa kızıl saçlı olan kız mıydı yoksa kıvırcık sarışın gözlüklü olan mı? Ama en çok muhabbet ettiğiniz kişilerin mesleklerini, hobilerini, sevdiği müzik tarzını, en sevdiği yazarı, nereli olduğunu vb pek çok şeyi hatırlarsınız. İşte kelimeler de aynen böyledir. Onlarla ilk karşılaşıldığında kuru bir şekilde sözlük anlamına bakılırsa en iyi ihtimalle anlamı bir iki saat akılda kalacaktır. Hele hele art arda çok kelimenin anlamına bakılmış ise bu süre dakikalarla ifade edilebilecek kadar kısalır.

Peki ne yapmalı da kelimeleri iyice yerleştirmeli belleğe. Çözüm basit. Kelimelerle iyice tanışmak. Bunun için o kelimenin anlamını iyice okumak, farklı anlamları ve kullanım alanlarını incelemek ve de en önemlisi o kelimenin geçtiği birkaç cümle kurmak iyi bir çözüm olabilir. Eğer öğrenmeniz gereken birkaç kelime varsa, tüm kelimeleri içeren cümleler kurabilirsiniz. Kelimelerin yan anlamlarını, mecazi anlamlarını  ve farklı alanlardaki anlamlarını ifade eden cümleler de ekleyerek o kelimeyle iyice haşır neşir olabilirsiniz. Böylece kelimelerin anlamlarını, ifade etikleri kavramlar iyice oturur yerine.

Kelimelerin anlamlarını öğrenmek yeterli değildir. Çıtkırıldım bir dost gibi olan kelimeler ihmal edildiğinde küser. Bu nedenle sürekli okuma yapmak önemlidir. Yazılı eserler her zaman daha çok sayıda kelime içeriyor oluşları ile kelime dağarcığını geliştirmek isteyenler için biçilmiş kaftandır.

Bir önceki yazım olan Yabancı Dil Öğrenmenin En İyi Yolu'nu da okumanızı tavsiye ediyorum. Her türlü görüş ve eleştirilerinizi bu yazıya yorum yazarak bana iletebilirsiniz.