16 Kasım 2019 Cumartesi

Android Telefonlar Neden Güncelleme Almıyor?

Eğer yeni bir telefon alacaksanız, yeterli ekonomik gücünüz var ve mevcut en yüksek teknolojileri barındıran en yeni ve en üst düzey, high-end bir cep telefonu alacaksanız dikkat! Eğer seçiminiz Android telefonlardan yanaysa kendinizi kısa bir süre sonra aldatılmış hissedebilirsiniz. Çünkü muhtemelen telefonunuzun android sürümü şanslıysanız en çok bir defa güncelleme alacaktır. Eğer şanssızsanız telefonunuzu aldığınız andaki android sürümü ile yeni telefon alana kadar kullanabilirsiniz.

Kullandığım son android telefon olan Samsung S3'ü daha piyasaya yeni sürülmüşken, o zamana göre hiç de ucuz olmayan bir fiyata almıştım. Yanlış hatırlamıyorsam android sürümü yalnızca bir defa güncelleme alan S3'ü Samsung android 3.4'te bıraktı ve yoluna devam etti. Bu blogta Samsung'u bu konuda sert şekilde eleştirdiğim yazıları kolayca bulabilirsiniz. Çıktığı zaman o dönemin en gelişmiş telefonlarından biri olan S3'ü aldıktan sonra android güncellemesinin çabucak kesilmesi ve uygulamaların yeni android sürümlerine göre güncellenmesi kısa sürede telefonun aşırı yavaşlamasına yol açmıştı. Hatta bazı uygulamalar artık android 3.4 sürümü ile çalışmadığından telefonumda bu uygulamaları kullanamaz hale gelmiştim. O dönem çözümü telefonu formatlayarak Custom OS kurmakta bulmuştum. Custom OS ile telefonu uzun süre kullanmaya devam etsem de bu yöntem hem herkesin üstesinden gelemeyeceği kadar karmaşık, hem telefonunuzdaki üretici tarafından özelleştirilmiş yazılımlar gerektiren bazı donanım ve özellikleri kullanılamayabildiğinden hem de kuracağınız Custom OS'un ne kadar güvenilir olduğu bilinemediğinden uzak durmanızı öneriyorum. Çünkü sırf kullanıcıların kişisel verilerini ele geçirme amacıyla Custom OS hazırlayanlar bile olabilir. Böyle bir telefonda bankacılık uygulamalarını kullanmak kesinlikle ateşle oynamak gibi olduğundan çok dikkatli olunması gerekir. 

O dönem büyük bir hayal kırıklığı ile Samsung'u suçlamış olsam da, internette karşıma çıkan bir grafik diğer üreticilerin de bu konuda Samsung'tan çok da iyi olmadıklarını gösteriyor. Android telefon üreticileri o kadar çok sayıda farklı özelliklere sahip telefon modellerini piyasaya sürüyorlar ki tüm enerjilerini sürekli yeni ve farklı özelliklere sahip telefonlar geliştirmeye harcıyorlar. Mevcut ürettikleri sistem özellikleri son derecede güçlü, donanımsal olarak adeta birer canavar olan en üst düzey telefonlarını bile piyasaya sürdükten sonra bu nedenle yazılım açısından unutuyorlar. Yani telefonlarını alanlara "Biz yeni model çıkardık gidin onu alın" diyorlar. 

Android dünyasında durum böyle iken Apple çok daha farklı bir strateji izliyor. Apple öncelikle Android telefon üreticileri gibi aynı anda çok sayıda farklı telefon modelini piyasaya sürmüyor. Genellikle bir baz model ve bir adet de plus versiyonu ile yetiniyor. Donanım özellikleri açısından Android üreticilerden bazı açılardan geride kalabiliyor. Ancak yazılım, donanım yazılım uyumluluğu ve çalışma verimliliği açısından rakipsiz. Ayrıca ürettiği telefonlara uzun yıllar sistem güncellemesi desteği sunuyor. Örneğin en son iOS 13 güncellemesi geldiğinde Apple 2014 yılında piyasaya sürdüğü iPhone 6 ve iPhone 6S modellerine destek vermedi. Ancak iPhone 6 ve 6S sonrası tüm modeller güncelleme aldı. Yeni iPhone alan bir kişi yaklaşık 5 yıl boyunca sistem güncellemesi almayı bekleyebilir. Android dünyasında ise bu süre bir yılı geçmiyor. Bu durum iPhone 7 ve sonraki modellere sahip olanların en güncel uygulamaları gönül rahatlığı ile telefonlarında kullanabilmelerini sağlıyor. 

Android telefonlar çok güçlü donanım özelliklerine sahip olsalar da kısa sürede Android sürümleri eski kalacağından ve tüm uygulamalar güncel android sürümüne göre güncelleneceğinden yazılımsal uyumsuzluklar nedeniyle sorun çıkarmaya başlıyor. Yavaşlama, takılma, donma, hızlı şarj tüketimi gibi pek çok problemle kullanıcısına saç baş yoldurabiliyorlar. Bugün 10 bin TL ve hatta üzerinde bir tutarı ödeyerek aldığınız bir telefon en çok bir yıl sonra tadınızı kaçırmaya başlıyor. 

Hangi üreticinin telefonlarına ne kadar güncelleme desteği sunduğunu aşağıdaki grafikte görebilirsiniz:



Grafikten de görüleceği üzere piyasaya hakim markalar adeta dökülüyor. Ülkemizde başarılı bir reklam kampanyası yürüten OPPO'nun eski telefonlarına güncelleme sağlama oranı %10, LG ise OPPO'dan bir tık daha iyi ama hemen hemen aynı. Samsung'da oran %20'lerde kalıyorken ABD ile başı dertte olan Huawei %40'lar seviyesi ile Samsung'u ikiye katlıyor. Lenovo %50 seviyelerine ulaşan ilk marka ve şaşırtıcı şekilde yine bir Çin'li marka olan Xiaomi %60 ile ikinci en iyi. Birinciliği ise bir zamanların efsane markası olan Nokia %90'ın üzerinde bir orana ulaşarak açık ara göğüslüyor. Nokia'nın iflasına neden olan Android işletim sistemine en çok  güncelleme sağlayan marka olması da dikkat çekiyor.

Nokia artık piyasada hakim olmasa da ürettiği telefonların %90'ından fazlasına android güncellemesi sağlamış olması ile diğer android telefon üreticilerinden pozitif ayrışıyor. Muhtemelen bu durum güncelleme konusunu rafa kaldıran piyasaya hakim markalar karşısında bir pazarlama stratejisinin sonucu. Eğer android kullanıcısı iseniz ve güncelleme sizin için önemli ise Nokia sizin tercih etmeniz gereken tek marka olarak görünüyor. 

Apple tarafında ise grafiğe gerek yok. 2014 yılında iPhone 6 ve 6S iOS 8 ile gelmişti ve en son iOS sürümü olan iOS 13'e kadar güncellemeleri aldılar. Yani iPhone 6'yı 2014 yılında iOS 8 ile alan ve halen kullanan bir kullanıcı şu anda iOS 12'yi kullanıyor. 

5 Kasım 2019 Salı

Bir Şehre Yabancılaşma

Hiç uzun yıllar yaşadığınız bir şehre yine uzun yıllardan sonra dönüp kaldınız mı? Her ne kadar bildiğiniz, tanıdığınız bir şehir de olsa, kendinizi o şehirde tıpkı bir yabancı gibi hissettiniz mi? Tam olarak şu anda hissettiğim gibi?

Evet! Uzun yıllar yaşadığım, üniversite hayatımı geçirdiğim şehirde,  bir otel odasından yazıyorum bu yazıyı, tıpkı bir yabancı gibi hissederek. Hemen her köşede geçmişimin bir döneminden izler var. Kimileri silinmiş biraz. Ama yine de oradalar. Eskiden yaşadığım apartman artık farklı bir renge bürünmüş. Ama uzaktan kendi kaldığım odanın penceresini görebiliyorum. Artık benim odamın penceresi değil. Artık o dairede tanıdığım kimse yok. Artık hiç tanımadığım insanlar kendi hatıralarını sindiriyor benim hatıralarımı sindirdiğim duvarlara.

Öğle yemeğini bir zamanlar sık sık gittiğim restoranda yedim. Tanıdık kimse yoktu. Sokaklarda tanıdık kimse yoktu. Bu şehirde artık beni tanıyan kimse yok... İşte bu yüzden bir yabancı gibi hissediyorum kendimi. Bu şehir artık beni tanımıyor. Sanırım annesi babası alzheimer olup da kendisini tanımayanlar benim şu anki hissiyatımı anlayabilir.

O kadar da kötü değil aslında. Bu şehirde yaşayan, memleketi bu şehir olan arkadaşlarım var. Ama çok az sayıdalar. Geçmiş hiç geçmemiş gibi, bir yandan da o kadar çok geçmiş. Hem onların varlıkları var olmayanların eksikliğini daha da keskin hissettiriyor gibi.

İşte böyle... Bir zamanlar kendi evimde kaldığım bir şehirde, geçmişin özlemiyle yüklenmiş bir yürekle, bir yabancı gibi hissediyorum.

Çok mu duygusalım? Ne dersiniz?

9 Ekim 2019 Çarşamba

Herkesin Enflasyonu Kendine

En genel tanımı ile enflasyon fiyatlar genel düzeyinin artması anlamına gelir. Yani bir başka ifadeyle mal ve hizmetlerin fiyatlarında görülen artıştır. Oldukça karmaşık sayılabilecek bir hesap yöntemi vardır. TÜİK tarafından açıklanan enflasyonun hesap yöntemini net bilmesem de, hesaplama da izlenmesi gereken yol şöyledir:


1. Öncelikle Türkiye'deki hane halklarının ortalama gelir seviyesi tespit edilir. Burada kişi başı milli gelire göre hesap yapmak hatalı sonuç verecektir. Çünkü milli gelirin dağılımı pek çok ülkede olduğu gibi ülkemizde de adil değildir. Toplumun kaymak tabaka olarak tabir edilen küçük bir kesimi milli gelir pastasının büyük bir bölümünü paylaşırken halkın çok büyük bir bölümü geri kalanla yetinmek durumundadır. O nedenle kaymak tabaka haricindeki ortalama bir hanenin gelirine bakılması, kaymak tabakanın bu istatistikten çıkarılması isabetli olacaktır.

2. Ortalama hane geliri bulunduktan sonra, hanelerin giderleri ve bu giderlerin gelirin ne kadarını oluşturduğu hesap edilir. Örneğin ortalama bir ailenin harcamaları 3000 TL ise ve bu ailenin aylık ortalama elektrik faturası 150 TL ise, aylık ortalama elektrik gideri (150/3000)x100 = 5 olarak bulunur. Yani böyle bir senaryoda elektrik gideri ortalama bir hane halkı giderlerinin %5'ine denk geliyordur. Benzer yöntemle ulaşım, giyim, barınma, ısınma, gıda, eğitim gibi başlıklar altında ortalama hane halkı giderinin tek tek oranı hesaplanarak bulunur. Böylece ortalama bir ailenin harcama dağılımı ve her bir kalemin harcamalar içindeki ağırlığı hesaplanmış olur. Elde edilen veriler kullanılarak enflasyon sepeti olarak bildiğimiz şey ortaya çıkar.

3. Üçüncü aşamada bir dönemde tespit edilen fiyatlar temel fiyat (baz) kabul edilerek, bu dönemi müteakip dönemlerdeki fiyat değişiklikleri takip edilir. TÜİK şu anda 2003 yılını baz almaktadır. Dönem dönem fiyatlardaki değişiklikler not edilerek enflasyon hesaplanır. Şöyle ki, hane halkı gelirinin değişmediği ve başka hiçbir giderinde artış veya azalış yaşanmadığı (ceteris paribus) bir ortamda elektrik fiyatlarına zam geldiğini ve ortalama hane halkının elektrik faturasının 150 TL'den 180 TL'ye yükseldiğini kabul edersek, aynı formüle göre elektrik gideri hane halkı giderinin %6'sına denk gelecektir. Bu durum eğer ortalama bir aile 3000 TL toplam gider ile tasarruf yapabiliyorsa artık daha az tasarruf yapabileceği, eğer mevcut gelirleri ile tüm giderlerini karşılayabiliyorsa, gider kalemlerinden biri arttığı için diğer giderlerinden tasarruf yapmak zorunda kalacağı, giderlerini de karşılayamıyorsa ya gelirlerini artırmak için ek iş veya bir aile ferdinin daha çalışması gibi bir yöntem izleyeceği ya da giderek borçlanacağı anlamına gelir. Enflasyon sepetindeki tüm kalemlerdeki fiyat değişiklikleri ve bu kalemlerin giderler içindeki ağırlığı dikkate alınarak yapılan istatistiki hesaplamalar sonucunda genel enflasyon oranı tespit edilir.

Enflasyon hesap yönteminden de anlaşılacağı üzere, ideal olarak enflasyon ortalama bir ailenin toplam giderleri ve gider dağılımı esas alınarak yapılır. Ancak her bir ailenin harcamaları az/çok ortalamadan farklıdır. Bu da her bir ailenin enflasyonunun diğer ailelerden farklı olmasına yol açar. Bunun nasıl olduğunu basitçe açıklayalım.

Her Ailenin Enflasyonu Neden Farklıdır?

Her ailenin değil, aslında her bireyin enflasyonu farklıdır ancak enflasyon hesabında dört kişilik aile esas alındığından bu yazıda da aile kabulü ile devam edilecektir. 

Ailelerin enflasyonunun neden farklı olduğu basit örneklerle kolaylıkla anlaşılabilir. Örneğin, kalem, defter, kitap, çanta gibi kırtasiye ürünleri ve okul servisi ücretlerine gelen zamlar okulda öğrencisi olan ailelerin enflasyonunu doğrudan artırırken, okuyan çocuğu olmayan ailelerin bu tür harcamaları olmadığından enflasyonunu doğrudan etkilemez. Benzer şekilde sigara tüketen biri için sigara fiyatlarındaki artış enflasyon demekken sigara tüketmeyen bir kişi bundan doğrudan olumsuz etkilenmeyecektir. Et fiyatlarındaki artış vejeteryanlar için enflasyon oluşturmaz. Metro, tramvay, otobüs gibi toplu taşıma araçlarına yapılan zamlar işe yürüyerek, bisikletiyle veya kendi aracıyla gidip gelenler için gider artışı anlamına gelmez. Haliyle çoğaltabileceğimiz bu basit örneklerden de anlaşılacağı üzere, her bir ailenin ve hatta her bir bireyin farklı ihtiyaçları ve bu doğrultuda farklı harcamaları vardır. Bu da her bir ailenin ve her bir bireyin kendine ait farklı bir enflasyondan etkilenmesi sonucunu doğurur. Yani TÜİK'in açıkladığı enflasyon tüm bireylerin ve ailelerin etkilendiği ortalama bir değeri verirken, her birey bu ortalama değerden farklı bir enflasyondan etkilenmektedir. 

Ailelerin ve bireylerin enflasyonunun farklı olması zaman zaman anlaşmazlıklara yol açabilir. Biri her şeyin fiyatı çok arttı derken bir başkası fiyat artışlarından o kadar şikayetçi olmayabilir. Ancak teknik olarak herkesin enflasyonu birbirini etkiler. Böylece enflasyon enflasyon doğurur.

Enflasyon Enflasyon Doğurur

Enflasyon nasıl oluyor da enflasyon doğuruyor? Bunu da çok basit örneklerle açıklamak mümkündür. Örneğin elektrik fiyatlarının zamlandığını düşünelim (ki öyle de oldu) ve bir aile ile bu ailenin evlerinin bulunduğu sokaktaki berber dükkanını hayal edelim. Aile elektrik tüketimine göre bir enflasyonla karşılaşacaktır. Eğer elektrik tüketim alışkanlıklarını değiştirmezlerse, yani elektrikten tasarruf etmeye çalışmazlarsa daha yüksek faturaları kabulleneceklerdir. Berber dükkanı ise sürekli ışıklarını açık tutar, her gelen müşterinin saçlarının yıkanması için su ısıtıcısı çalıştırır, kurutmak için saç kurutma makinesi kullanır, saç ve sakal kesiminde elektrikli makinelerden faydalanır, gelen müşterilerine çay, kahve ikram etmek için elektrikli cihazlar kullanabilir, dükkanında sürekli açık bir televizyon veya müzik sistemi vardır, ayrıca sıcak yaz ve soğuk kış günlerinde açtığı kliması ve şu anda aklıma gelmeyen belki başka elektrik tüketici makine ve cihazları yoğun şekilde kullanmaktadır. Haliyle elektrik fiyatlarındaki artış berber dükkanının sahibini daha çok etkileyecektir. Elektrikle birlikte su, dükkan kirası gibi başka kalemlere de zam gelirse bir süre sonra berber dükkanın net karı giderek düşecek, dükkan sahibinin yaşam standardını olumsuz etkilemeye başlayacaktır. Bu durumda berber dükkanı müşterilerine sunduğu hizmetin fiyatını da artırmak, yani onlar için enflasyon yaratmak zorunda kalacaktır. 

Bir ekonomide herkes ya hem üretici hem tüketici ya da sadece tüketicidir. Küçük çocukların, bebeklerin, yatağa bağlı hastaların ve bir kısım engellilerin herhangi bir ekonomik değer üretmesi mümkün olmayabilir. Sağlıklı bireyler ise ekonomik bir değer üretir (berberin saç tıraşı hizmeti gibi) ve bu sayede elde ettiği gelir ile kendi ihtiyaçlarını başkalarınca üretilmiş farklı mal ve hizmetleri tüketerek karşılar. Eğer bir ekonomide belirli bir kesimin giderleri artıyorsa, gelirlerinin giderlerini karşılamaya devam edebilmesi için gelirlerinin de artması gerekeceğinden, giderleri artan, yani enflasyonu yükselen kişiler ürettikleri mal ve hizmetlerden daha yüksek gelir elde etmek için ürettikleri mal ve hizmetlere zam yapmak, yani kendi müşterileri için enflasyon doğurmak zorunda kalır. Böylece bir toplumun salt belirli dar bir kesimini etkileyen fiyat artışı yayılarak toplumdaki hemen herkesi az çok etkiler. Bu nedenle enflasyonla mücadelede kimsenin bireysel düşünmesi mümkün olamaz. Çünkü başkalarıyla etkileşimin zorunlu olduğu toplumsal yaşamda başkalarının enflasyonu dönüp dolaşıp herkesin cebini etkileyecektir. 

17 Eylül 2019 Salı

Yakıt Ekonomisi Sağlayan Sürüş Teknikleri

Ah şu akaryakıt fiyatları... Bütçemde koca bir karadelik haline geldi ve büyüyor... İşe bisikletle gidebilirim, hatta yürüyebilirim. Bunu yapabilecek şanslı azınlıkta yer alıyorum. Ancak kış geliyor. Yağmurda çamurda bisiklete binmek ya da yürümek hiç de hoş olmaz. Kaldı ki üşengecim. Yürümek veya bisikletle işe gitmek güzel olsa da, yine de genellikle aracımla gidip gelirim. Burada bir özeleştiri de yapayım kendime.

İşe sürekli yürüyerek ya da bisikletle gitsem bile zaman zaman aracımı kullanmam gerekiyor. Hatta Ağustos ayında 2000 km üzeri yol yaptım ki, benim ortalamama göre çok çok fazladır. E bu durumda yakıt tasarrufu nasıl yaparım diye düşündüm biraz. Düşünmek yetmedi araştırdım. Trafikte dikkat etmem gereken birkaç püf nokta buldum. Bulmuşken sizlerle de paylaşayım istedim.

1. İlk önce kalkışlarda gaza fazla yüklenmek yakıt tüketimini artırıyormuş. Öyle kırmızı ışıkta yanınızdaki araçla drag yapmaya falan çalışmayın yani. En az yakıt tüketimi için 20km/s hıza 5 saniyede çıkın diyor bulduğum kaynak. Aracınızda düz bir yere bir karton kupa kahve koyduğunuzu kabul edin. Bardak tutacaklarına değil tabi. O kahve dökülmeyecekmiş... Kalkışlarda gaza pek yüklenmeyin, birden ok gibi fırlamasanız da olur yani. Ancak beş saniyede 20km/s hız, biraz fazla yavaş 😄

2. İkinci husus mümkün olduğunca sabit hızla gitmek. Mümkünse hız sabitleyici kullanın. Şehir içinde pek işe yaramasa da şehirlerarası yolculuklarda önemli tasarruf sağlar. Her 18 saniyede hızınızın 75km/s ile 85km/s arasında değişmesi yakıt tüketiminizi %20 artırıyormuş. Ayrıca tırmanışlarda hızınız düşünce gaza yüklenmek yerine momentumunuzu inişte tekrar kazanmak da tasarruf sağlıyor. Hızınızın sadece 10km/s dalgalanması yakıt tüketiminizi %20 artırıyorsa, daha fazla dalgalanması durumunda yüzde kaç artar düşünmek bile istemiyorum.

3. Takip mesafenizi koruyun ve trafik ışıkların, yayalara ve diğer araçlara dikkat edin. Eğer yolunuza yaya ya da bir başka araç çıktıysa, veya uzaktan kırmızı ışık yandığını gördüyseniz ayağınızı gazdan çekin. Bırakın aracınız yavaş yavaş hız kaybetsin. Yeterince yaklaştığınızda fren yapın. Unutmayın fren aracınızın yakıt tüketerek kazandığı momentumu kaybetmesi demektir. Tekrar kazanmak içinse fazladan yakıt tüketmesi gerekir. Eğer hızla gelip sert fren yaparsanız daha fazla yakıt tüketeceksiniz. Benim uzun yolda oynadığım bir oyun vardır. Uzakta kırmızı gördüğümde ayağımı gazdan çeker, yavaşlarım ve ışığa ulaşan kadar yeşil yanmasını ve duran araçların harekete geçmesini sağlamaya çalışırım. Böylece durmadan ışıktan geçerim. Unutmayın aracınız kalkış sırasında hareket halinde olduğundan çok daha fazla yakıt tüketir. Hem zaten duracaksanız neden gaza daha fazla basıyorsunuz ki?

4. Evet, dördüncü olarak fazla hız yapmayın. Araçtan araca ve motordan motora az çok değişiklik gösterse de otomobillerin, SUV, hafif ticari ve pick-up'ların büyük çoğunluğu saatte 50 ila 80 km arasında hızla gittiklerinde en az yakıt tüketecekleri şekilde üretilirler. Eğer daha  hızlı gitmek isterseniz daha çok yakıt tüketmeyi göze alıyorsunuz demektir. Örneğin 100km/s yerine 120km/s hızla giderseniz yaklaşık %20 daha fazla yakıt tüketirsiniz. Üstelik bu +20km/s hız 25km mesafede size sadece 2dk kazandırır. Aceleniz yoksa yavaş gidin.

Yukarıdaki dört madde dışında bir şeyler daha eklemek gerekirse, önce aracınızı boşta kullanmayın. Tatlı bir iniş var ve aracınızı boşa aldınız peygamber vitesi ile gidiyorsunuz diyelim... Aslında daha fazla yakıt tüketiyorsunuz hem de risk alıyorsunuz. Uygun olmayan lastik basıncı da yakıt tüketimini etkiliyor. Eğer 32psi basınç olması gereken lastiklerinizde 24psi basınç varsa yaklaşık %4 daha fazla yakıt tüketirsiniz. Hem de lastiklerini erken yıpranır.

Son olarak aracınızda çok da gerekli olmayan ıvır zıvır taşımayın. Her ilave ağırlık ilave yakıt tüketimidir.