2011 yılını geride bırakıyoruz. Bugün 2011 yılının son günü ve bir yılı daha geride bırakmanın yorgunluğu üzerimizde. Bu yorgunlukla yeni yıla nasıl bir başlangıç yapacağımızı merak ediyorum. Oldukça miskin bir giriş olabilir.
2012 yılından her yeni yılda olduğu gibi insanlar güzel şeyler bekliyor. Ancak akıl gözü ile bakıldığında insan umutlarının sönmesine bile yol açabilecek kadar karanlık bir tablo ile karşı karşıya kalabilir.
Öncelikle Avrupa'daki ekonomik kriz bitmediği gibi, kronik bir problem halini almakta. AB çatırdıyor, Euro stabil bir para olmaktan çıktı, Avrupa'nın güçlü ekonomileri birer birer alarm veriyor. Türkiye gümrük birliği üyesi olarak ve Avrupa'nın yakın komşusu olarak bu olumsuzluklardan en çok etkilenen ülkelerin başında yer almakta.
Avrupa kötü de dünyanın geri kalanı sorunsuz mu? Elbette değil. ABD ekonomisi halen düzelebilmiş değil. Japon ekonomisi de alarm çalmaya başlamış durumda. Şu anda dünyada ekonomisi sağlam giden bir avuç ülke kaldı. Rusya, Çin, Brezilya, Hindistan ve Türkye de bu ülkelerin başlıcaları. Türkiye haricindeki bu ülkeler BRIC ülkeleri, zaten Türkiye'yi de bu ülkelere ilave edip BRIC+T'den söz edilmesi gerektiği yönünde pek çok iktisatçı hemfikir. Bu durumdan gurur duyabiliriz ancak, dünya geneline yayılmış ekonomik kriz hastalığı bu ülkeleri de etkilemekte ve ne kadar daha dayanabilirler merka konusu.
2012 yılında İran ile ABD çekişmesi devam edecektir. Suriye'ye olası bir uluslararası müdahale de sözkonusu olabilir ancak Suriye'nin önemli yeraltı kaynakları olmaması nedeniyle böyle bir müdahalenin olacağını pek sanmıyorum. Ancak İran'a olası bir müdahale ortalığı çok karıştıracaktır. Ekonomisi zaten zorda olan ABD kendisine çok pahalıya patlayacak böyle bir işe girişir mi? Eğer ABD ekonomisi çok daha iyi olsaydı böyle bir müdahaleden çok daha fazla çekinirdim ancak şu anda bunu pek mantıklı görmüyorum. Olası bir İran'a müdahale ABD ekonomisinin .çöküşü bir ikinci bir buhran döneminin tetikleyicisi olabilir.
2012 yılında en çok Kuzey Kore'de ne olup biteceği merak konusu aslında. Ama bir söz vardır, gelen gideni aratır derler ya sanırım öyle olacak.
2012'ye bakıyorum ve geleceğe dair umutlarım bir anda sönüp gidiyor.
31 Aralık 2011 Cumartesi
28 Aralık 2011 Çarşamba
2012 - Maya Takvimi ve Kopsa da Kopsak Dedirten Olaylar!
Öncelikle herkesin yeni yılını kutluyorum.
2012 gizemli bir yıl. Aslında bu gizem sanal bir gizem olabilir. Sanal bir yıl olabileceği kanaatine varmamda, bu gizemin en büyük nedenlerinden birinin Maya takvimi olmasının etkisi büyük. Sonuçta yıllardır hakkında pek çok şey yazılıp çizilen o meşhur Maya takviminin kehanetinin doğru olup olmadığını test edebileceğiz bu yıl. Ancak eğer ki o kehanet doğru değil ise bu gizem da sanal olmuş olacak.
2012 yılının gizemli bir yıl olmasının Maya takviminden başka nedenleri de var. 2012 yılı pek çok bilinmez, pek çok soru işaret ile geliyor. Bu yıl içerisinde büyük bir ihtimalle yeni bir anayasaya kavuşacağız, dünyayı kasıp kavuran, iktisat teorilerini sarsan küresel ekonomik kriz belki son bulacak, belki yepyeni iktisat teorileri doğacak, yeni Adam Smith'ler, yeni Keynes'ler çıkacak. Arap baharındaki gelişmeleri, İran-ABD çekişmesini, Türkiye-İsrail ilişkilerinin seyrini gözlemleyeceğiz. Daha fazlası da pekala sıralanabilir. Ancak bu gelişmelerin arasında tüm dünyadaki insanların ortak olarak merak ettiği en büyük sır Maya takvimi.
Maya takvimi kimilerine göre bu yıl içerisinde kıyametin kopacağını, kimine göre ise küresel çapta büyük bir değişiklik olacağını ve tüm dünyanın bundan etkileneceğini öne sürüyor. Maya takviminden böyle bir sonucu nasıl çıkarıyorlar merak ediyorum. Sonuç olarak 2012 yılında Maya takvimi sonlanıyor. Bu belki gerçekten kıyamet demek, belki de içinde bulunduğumuz son buzul çağının son bulması demek.
Dipnot olarak belirteyim. Buzul çağı bilimsel anlamda kutuplarda buz örtüsünün bulunduğu süreci ifade ediyor. Yani güney ve kuzey kutbundaki son buz parçası da eriyene kadar son buzul çağı bitmiş olmuyor ve biz şu anda son buzul çağının içindeyiz.
Maya takvimi hakkında sağda solda insanların bilip bilmeden atıp tutmasından sıkıldım artık. Kıyamet kopacak diyenler, bunu takıntı haline getirenlere buradan seslenmek istiyorum. Sıktınız artık, yeter. Hem o kadar korkacak bişey de yok. Zaten bir gün kopacaksa, varsın bu yıl kopsun. Hem, kıyamet kopsa da kopsak.
![]() |
| Maya Takvimi |
2012 gizemli bir yıl. Aslında bu gizem sanal bir gizem olabilir. Sanal bir yıl olabileceği kanaatine varmamda, bu gizemin en büyük nedenlerinden birinin Maya takvimi olmasının etkisi büyük. Sonuçta yıllardır hakkında pek çok şey yazılıp çizilen o meşhur Maya takviminin kehanetinin doğru olup olmadığını test edebileceğiz bu yıl. Ancak eğer ki o kehanet doğru değil ise bu gizem da sanal olmuş olacak.
2012 yılının gizemli bir yıl olmasının Maya takviminden başka nedenleri de var. 2012 yılı pek çok bilinmez, pek çok soru işaret ile geliyor. Bu yıl içerisinde büyük bir ihtimalle yeni bir anayasaya kavuşacağız, dünyayı kasıp kavuran, iktisat teorilerini sarsan küresel ekonomik kriz belki son bulacak, belki yepyeni iktisat teorileri doğacak, yeni Adam Smith'ler, yeni Keynes'ler çıkacak. Arap baharındaki gelişmeleri, İran-ABD çekişmesini, Türkiye-İsrail ilişkilerinin seyrini gözlemleyeceğiz. Daha fazlası da pekala sıralanabilir. Ancak bu gelişmelerin arasında tüm dünyadaki insanların ortak olarak merak ettiği en büyük sır Maya takvimi.
Maya takvimi kimilerine göre bu yıl içerisinde kıyametin kopacağını, kimine göre ise küresel çapta büyük bir değişiklik olacağını ve tüm dünyanın bundan etkileneceğini öne sürüyor. Maya takviminden böyle bir sonucu nasıl çıkarıyorlar merak ediyorum. Sonuç olarak 2012 yılında Maya takvimi sonlanıyor. Bu belki gerçekten kıyamet demek, belki de içinde bulunduğumuz son buzul çağının son bulması demek.
Dipnot olarak belirteyim. Buzul çağı bilimsel anlamda kutuplarda buz örtüsünün bulunduğu süreci ifade ediyor. Yani güney ve kuzey kutbundaki son buz parçası da eriyene kadar son buzul çağı bitmiş olmuyor ve biz şu anda son buzul çağının içindeyiz.
Maya takvimi hakkında sağda solda insanların bilip bilmeden atıp tutmasından sıkıldım artık. Kıyamet kopacak diyenler, bunu takıntı haline getirenlere buradan seslenmek istiyorum. Sıktınız artık, yeter. Hem o kadar korkacak bişey de yok. Zaten bir gün kopacaksa, varsın bu yıl kopsun. Hem, kıyamet kopsa da kopsak.
21 Aralık 2011 Çarşamba
Nesine.com ile Piyango Değil Garanti!
Son on Milli Piyango çekilişinin ikisinde büyük ikramiyenin Nesine.com’da satılan biletlere çıktığını gören bir çok Milli Piyango tutkunu, bu yılbaşında biletlerini internette Nesine.com’dan alıyor. Üstelik bu kazandırma oranı ile yetinmeyen Nesine.com, bu yılbaşında kazanma şansınızı zirveye taşımış! Biletini özel olarak hazırlanmış 5'er adet biletten oluşan “Amorti Garanti Paketleri”nden alana Amorti Garantileniyor.
Son 10 yılın en şanslı ve uğurlu Milli Piyango Bilet Bayii burada!
Bunun yanında saymakla bitmeyecek avantajları da var. Online bilet ile kaybolan, cepte yırtılan, makineye yanlışlıkla atılıp yıkanan bilet dönemi de kapanıyor. Üstelik biletinize ikramiye çıktığı an Nesine.com anında size haber veriyor.
Bu kadar avantajın üzerine desem ki; kendi bilet numaranızı kendiniz de belirleyebiliyorsunuz? Akan sular durur elbette! İster takımınızın kuruluş yılı, ister ilişkinizin başladığı tarih, isterseniz eşinizin doğum gününe ait rakamları içeren biletleri Nesine.com’da oluşturabilir ve kolayca satın alabilirsiniz.
Yukarıda belirttiğim gibi “Bana bir şey çıkmaz” korkusu da yaşamak yok. Nesine.com üzerinden Amorti Garanti Paketi alırsanız 1 adet Amorti Garanti!
O zaman ne diyelim... Gönlünüze göre bilete, gönlünüze göre ikramiye!
Bir bumads advertorial içeriğidir.
18 Aralık 2011 Pazar
Bir An'dır Hayat!
Yıllar önceydi ilkokula gittiğim yıllar. Bazen düşünüyorum da, o çocuk gerçekten ben miydim? Sanki bir başkasıymış gibi geliyor, ama bendim işte. Bu düşüncenin ya da hissin sebebi o çağlardaki çocuk ile şu anki orta yaşlara doğru emin adımlarla ilerleyen adam arasındaki farkın büyüklüğüdür. Belki dikkatinizi çekmedi ama "ilerleyen adam" ifadesini kullandım, artık kendimi genç sınıfında görmüyorum. Adam olmak meğer ne kadar kolaymış, hatta çabalamak bile gerekmiyormuş adam olmak için. Bir an geliyor insan kendini artık genç olarak değil de, adam ya da kadın olarak görüyor.
O çocuk bir an önce büyümek istiyordu. Yıllar çarçabuk geçsin istiyordum. Hele hele öndört yaşın bende özel bir anlamı vardı, daha dokuzumda ya da onumdaydım ama öndördümde olacağım günü bekliyordum. Sanki sihirli bir yaştı ondört, o zaman daha fazla sözüm geçecekti, öyle sanıyordum. Sonra haliyle onsekizi bekledik, her delikanlının beklediği gibi. Artık hiçbir yaşı beklemiyorum, o kendiliğinden geliyor zaten, hatta elimden gelse, tekrar yirmi yaşıma dönerdim, belki daha da öncesine. Kim dönmez ki.
Geçmişe dönmek istemem, yaptığım hataları telafi etmek gibi bir amaçtan kaynaklanmıyor kesinlikle. Bazı insanlar öyle büyük hatalar yapar ki, zamanı geri alıp yaptıkları hatayı düzeltmek isterler. Benim de büyük hatalarım oldu, zaten kimin yok ki böyle büyük hataları, ama kesinlikle o hataları yaptığım için pişman değilim. Hatalar insanları insan yapıyor, eğer hiç hata yapmasaydım yarı tanrı olmamm gerekirdi. Oysa insan olmak ne güzel.
Hayat kısa! Bundan pek çok şair ve yazar şikayetçi zaten. Ölüm üstüne, hayatın kısalığı üstüne ne çok şiir yazılmıştır kim bilir, dünyadaki tüm dillerde. Ölmek o kadar da kötü bir şey mi? Ölüm kötü bir şey mi değil mi bilemem, o biraz da öldükten sonra gerçekten bir hayatın var olup olmadığına ( ben olduğuna inanıyorum bir müslüman olarak ) bağlı biraz da. Cehenneme gidecek biri için öldükten sonra bir hayatın olması iyi olmayacaktır, cennete giden biri için durum nedir peki? Sonsuz hayat! Sonsuz bir hayatın sıkmayacağı bir insan hayal edemiyorum. Sonsuza kadar yaşama fikri beni ölümden daha çok korkutuyor. Buna rağmen ölmek acı bir şey.
Ölmek acı bir şey çünkü sizi seven pek çok insanı geride bırakıyorsunuz, gözü yaşlı. Ölmek acı birşey çünkü bu dünyaya ait tüm hayallerinizi bırakıyorsunuz. Ölmek acı birşey çünkü bir köylü çocukluğunda diktiği ve büyüyüşüne şahitlik ettiği ağacın gölgesinde oturup onunla dertleşemeyecek öldükten sonra. O ağacın meyvelerinden yiyemeyecek. Ölmek acı birşey çünkü sizin oturduğunuz bir banka oturup denizi seyredecek elinde şarap şişesiyle bir ayyaş ve belki de sizin bir zamanlar mırıldandığınız şarkıyı mırıldanacak, belki bir zamanlar sizin içinizi yakan hislerle dağlanacak bağrı ama sizi hiç bilmeyecek. Ölmek acı birşey çünkü bu dünyaya geldikten sonra varlığımıza anlam katan herşey bu dünyaya ait olan şeyler. Sevdiğimiz, sevmediğimiz herşey.
Ölmek acı birşey ama, sonsuz hayatın korkunçluğu kadar değil.
Hayat bir an sadece. Dolu dolu yaşamalı insan hayatı. Dolu dolu yaşamalı, acılarla, hüzünlerle, mutluluklarla dolu dolu. Dopdolu bir torbayla karşılamalı ölümü, çünkü ancak yaşanmışlıklarla dopdolu bir torba azaltabilir ölümün acı tadını.
O çocuk bir an önce büyümek istiyordu. Yıllar çarçabuk geçsin istiyordum. Hele hele öndört yaşın bende özel bir anlamı vardı, daha dokuzumda ya da onumdaydım ama öndördümde olacağım günü bekliyordum. Sanki sihirli bir yaştı ondört, o zaman daha fazla sözüm geçecekti, öyle sanıyordum. Sonra haliyle onsekizi bekledik, her delikanlının beklediği gibi. Artık hiçbir yaşı beklemiyorum, o kendiliğinden geliyor zaten, hatta elimden gelse, tekrar yirmi yaşıma dönerdim, belki daha da öncesine. Kim dönmez ki.
Geçmişe dönmek istemem, yaptığım hataları telafi etmek gibi bir amaçtan kaynaklanmıyor kesinlikle. Bazı insanlar öyle büyük hatalar yapar ki, zamanı geri alıp yaptıkları hatayı düzeltmek isterler. Benim de büyük hatalarım oldu, zaten kimin yok ki böyle büyük hataları, ama kesinlikle o hataları yaptığım için pişman değilim. Hatalar insanları insan yapıyor, eğer hiç hata yapmasaydım yarı tanrı olmamm gerekirdi. Oysa insan olmak ne güzel.
Hayat kısa! Bundan pek çok şair ve yazar şikayetçi zaten. Ölüm üstüne, hayatın kısalığı üstüne ne çok şiir yazılmıştır kim bilir, dünyadaki tüm dillerde. Ölmek o kadar da kötü bir şey mi? Ölüm kötü bir şey mi değil mi bilemem, o biraz da öldükten sonra gerçekten bir hayatın var olup olmadığına ( ben olduğuna inanıyorum bir müslüman olarak ) bağlı biraz da. Cehenneme gidecek biri için öldükten sonra bir hayatın olması iyi olmayacaktır, cennete giden biri için durum nedir peki? Sonsuz hayat! Sonsuz bir hayatın sıkmayacağı bir insan hayal edemiyorum. Sonsuza kadar yaşama fikri beni ölümden daha çok korkutuyor. Buna rağmen ölmek acı bir şey.
Ölmek acı bir şey çünkü sizi seven pek çok insanı geride bırakıyorsunuz, gözü yaşlı. Ölmek acı birşey çünkü bu dünyaya ait tüm hayallerinizi bırakıyorsunuz. Ölmek acı birşey çünkü bir köylü çocukluğunda diktiği ve büyüyüşüne şahitlik ettiği ağacın gölgesinde oturup onunla dertleşemeyecek öldükten sonra. O ağacın meyvelerinden yiyemeyecek. Ölmek acı birşey çünkü sizin oturduğunuz bir banka oturup denizi seyredecek elinde şarap şişesiyle bir ayyaş ve belki de sizin bir zamanlar mırıldandığınız şarkıyı mırıldanacak, belki bir zamanlar sizin içinizi yakan hislerle dağlanacak bağrı ama sizi hiç bilmeyecek. Ölmek acı birşey çünkü bu dünyaya geldikten sonra varlığımıza anlam katan herşey bu dünyaya ait olan şeyler. Sevdiğimiz, sevmediğimiz herşey.
Ölmek acı birşey ama, sonsuz hayatın korkunçluğu kadar değil.
Hayat bir an sadece. Dolu dolu yaşamalı insan hayatı. Dolu dolu yaşamalı, acılarla, hüzünlerle, mutluluklarla dolu dolu. Dopdolu bir torbayla karşılamalı ölümü, çünkü ancak yaşanmışlıklarla dopdolu bir torba azaltabilir ölümün acı tadını.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


