2 Şubat 2015 Pazartesi

Dünyaya Yanlış Zamanda Gelenler

Bazı insanlar yanlış zamanda doğar. Bu nedenle hayatları boyunca hep yalnızlığa mahkumdurlar. Üstelik kalabalıklar içinde yalnızlığa mahkumdurlar. Çünkü içinde bulunduğumuz çağda toplum hem kimsenin izole bir hayat yaşamasına müsaade etmezken hem de genel kabul görmüş kurallara uymayanları dışlamaktadır.
Yeni Türkü'nün Çember adlı şarkısında "Ya dışındasındır çemberin, ya da içinde yer alacaksın. Kendin içindeyken, kafan dışındaysa?" denir ya. Tam da öyle bir durumdadır yanlış zamanda doğmuş olanlar. Ne içinde bulundukları topluma karışıp onlardan biri olabilirler ne de kopup başka bir diyara, başka bir zamana yelken açabilirler. Acı bir mahkumiyettir yaşadıkları, rüzgarsız bir Kasım gününde dalından kopan bir çınar yaprağının toprağa düşene kadar yaşadıkları gibi, ağır bir kopuş ve bir o kadar da kopamayış vardır içlerinde hep. Hep askıdadırlar, esecek en hafif bir rüzgar bile onları bilmedikleri bir yere götürebilir.

Yanlış çağda doğanlar iki türlüdür. Birincisi geç doğanlar. Onlar dünyaya gelmek için geç kalmışlardır. Belki kılıç kalkanlı savaşların olduğu bir çağda, koyunlarını güden ve komşu obadaki   gönlünü kaptırdığı kıza sadece koyunlarının dinlediği kavalıyla başka kimsenin bilmeyeceği, belki basit ama bir o kadar da derin anlamlar içeren şarkılar çalacaktır. Pek dertlenecektir onu bir daha ne zaman göreceğini bilmemekten. En büyük korkusu onun bir başkasıyla evlenmesi olacaktır. Mavi göğün altında, sürüsü nereye giderse oraya, kışları kışlaklarda yazları yaylalarda, tertemiz pınar suları doğal yiyecekler ve ev olarak da küçük bir çadır yetecektir onlara. Oysa o her sabah erkenden kalkıp belli saatler arası dört duvarın arasında, gürültülü bir makinenin başında akşama kadar çalışıp yorgun argın akşam evine gelecektir. Basit bir çadır yaşamında aradığı huzuru ve mutluluğu bulabilecek olan bir insana modern çağımız ne verebilir ki? Üstelik toplum basit bir çadırı kafi gören bu adamın evlere, arsalara, arabalara, son model mobilyalara olmak için daha da çok çalışmaya ve para biriktirmeye zorlamaktadır.

Bazıları da dünyaya gelmekte erken davranmıştır. Onların işleri daha zordur. Çünkü geç dünyaya gelmiş olanlar bazen kendilerini baskı altında hissetseler ve toplum tarafından değersiz görülseler de, biraz sabırla topluma ayak uydurabilirler. Ancak erken davrananlar sürekli yabancı olmaya alışmak zorundadırlar. En yakınlarına bile... Onların düşünceleri, fikirleri, hayata bakışları çağın hep ötesindedir. Onlar içlerinde sürekli bir isyan potansiyeli ile gezerler. İç huzurları yoktur. Gelenekler görenekler onlara göre olmaz pek. Bazıları büyük bir devrimci olacak kadar çılgındır. Tarihte Kralları ve İmparatorları devirenler hep böyleleri olmuştur. Bazıları toplumları arkalarından sürükleyecek kadar güçlü bir ikna yeteneğine sahip olmuştur. Tarih kitaplarında böylelerini bulmak çok kolaydır. Ancak böyle bir güçleri veya emelleri olmayanlar, anlam veremedikleri bir yığın toplumsal kurala, geleneğe ve göreneğe, saçma görünen ahlak kurallarına uymak zorundadır. Aksi halde toplum onu, doğmak için geç kalanlara yaptığı gibi değersiz, önemsiz biri olarak görüp itip kakmaktan ziyade, tehlikeli görüp yok etmeye dahi çalışacaktır. Üstelik toplum kurallarına uymak onlar için katlanılması çok daha zor bir durumdur.

Doğru çağda yaşayan insanlar ise genellikle mutlu bir yaşam sürerler. Ancak onlar tarih açısından önemsiz kimseler olmaya mahkumdurlar. Şanslılarsa isimleri torunları ölene kadar birileri tarafından hatırlanır. Ondan sonra sanki bu dünyaya hiç gelmemiş gibi, kimse tarafından bilinmeyen kimseler olurlar. Doğmak için geç kalanların önemli işler başarabilmesi zaten imkansızdır. Belki hatırı sayılır bir servet biriktirebilirler, ancak o kadar. Oysa dünyaya erken gelenler çığır açarlar. İnsanlık karanlık çağdan çıkıp günümüzdeki medeniyet seviyesine ulaştıysa bu onarın sayesinde olmuştur. Ve medeniyetimiz daha da gelişecekse, bu yine onların sayesinde olacaktır.

20 Kasım 2014 Perşembe

Windows'tan Linux'a Geçiş

İyi bir bilgisayar kullanıcısı olsam da, bilgisayar konusunda, hele hele yazılım konusunda öyle övünülecek, abartılacak kadar bilgi sahibi değilim. Ancak bilgisayar dünyası, donanımlar ve yazılımlar konusunda eskiden beri meraklı biriyimdir. Her ne kadar bu konulara olan ilgim ve merakım zamanla yaşın ilerlemesi ile birlikte eskiye oranla azalmış olsa da, halen devam ediyor.

Şu anda kullanmakta olduğum masaüstü bilgisayar 2006 model. Yani yılların emektarı. İnsan ömrüyle kıyaslayacak olsak 150 yaşında falan derdim en az herhalde. Yani tarihi eser artık. Yine de gayet iyi çalışıyor. Özellikle internette gezinmek ve basit ofis uygulamalarının üzerinden kolaylıkla gelebiliyor. Film izleyebilir, müzik dinleyebilir, hatta pek çok uygulamayı üst üste açabilirsiniz. 2006 model de olsa, zamanının high-end bilgisayarlarından biri olan emektar dostumdan kolay kolay vazgeçmek gibi bir niyetim yok.
Linux pek çok farklı sürümü olarak ücretsiz Windows alternatifi bir işletim sistemidir

Ancak ilerleyen zamana yenilmeyecek şey yoktur. Masaüstü bilgisayarımı ilk aldığımda Vista yeni çıkmıştı. 64 bitlik orijinal Vista Home Premium'u da alışveriş listeme eklemiştim. Sonra Windows 7 ve şimdi de 8 çıktı. Masaüstü bilgisayarımda halen Windows 7 yüklüdür. Vista'dan çok çok daha başarılı. Bir ara Vista, XP ve Windows 7 birlikteydi. Kasanın içinde tam 4 disk bulunduğu için ayrı ayrı disklere birer işletim sistemi kurmak sorun değil. Aynı diske kurmak da sorun değil tabi. Ama Vista uyumsuz programlar yüzünden XP kurma gibi bir problemim yok ve artık zaten hiç sevilmeyen Vista'dan da kurtulduğumuza göre, mevcut sistem de Windows 8 için biraz zayıf kalacağından, Windows 7 ile idare ediyoruz.Ancak bu bile ağır. Windows alıştığımız bir sistem ama, aması var. Windows öyle veya böyle bilgisayarı yavaşlatan bir işletim sistemi. İlk kurulduğundan itibaren zaman içinde bilgisayarın performansını önemli ölçüde düşüren, gereksiz veri kayıtları, silinmiş program kalıntıları, açıklar, virüsler derken sistem çökme aşamasına kısa sürede gelir. Bu Windows tarihi boyunca tüm işletim sistemlerinin ortak kaderi olmuştur ve böyle devam edecek gibi görünmektedir. Haliyle Windows 7 sistem için çok ağır bir işletim sistemi olmasa bile, zamanla kasmalar, donmalar, problemler göstermeye başladı. Haliyle daha az sisteme yüklenecek ve stabil çalışacak bir işletim sistemi ihtiyacı belirdi. Bu nedenle kasa içindeki disklerden birine doğrudan bir Linux sürümü olan Ubunutu kurdum. Ubuntuyu daha önce de test etmiş kısa süre kullanmıştım. Ama üzerinden çok zaman geçmiş ve ben o zamanlar öğrendiklerimi biraz unutmuşum. Tabi Ubuntu da biraz değişmiş, farklılaşmış, gelişmiş.

Windows kullanırken gözümüz kapalı yaptığımız şeyleri birden Linux'a geçince yapmak büyük problem haline gelebiliyor. Adeta insan kendini bilgisayar kullanmayı yeniden öğreniyor gibi hissediyor. Pek çok şeyi nasıl yapacağım konusunda Google'da arama yapıp, yardım sayfaları, forumlar vb. kaynaklardan çözümler ve fikirler edinmeye çalışıyorum. Bu konuda başarısız olduğum söylenemez ama yine de zorluk çekmediğimi söyleyeyim.

Yazının başında da belirtiğim gibi profesyonel, yazılım ve bilgisayar konusunda uzman olmasam da, standart bilgisayar kullanıcılarından çok daha bilgili biriyimdir. Windows işletim sistemlerini bile çökertmeden ve problem yaşamadan yıllarca kullanabilecek kadar bilgisayarı düzgün kullanabildiğimi söylersem nasıl bir kullanıcı olduğumu anlamanız daha kolay olur. Tabi aklınıza bilgisayarı hiç kullanmadığım düşüncesi de gelebilir. İşin açıkçası ortalama bir bilgisayar kullanıcısından kat kat fazla bilgisayara yüklenen biriyimdir. Ama bütün bu bilgi ve yetenek düzeyi bile bir anda Linux sistemi kavramaya yetmiyor. Tabi mevcut deneyimlerden sorunları anlama ve çözme konusunda işi sıfırdan öğrenen biri gibi olduğumu söyleyemem. Ama yine de bir acemilik olmuyor değil. Şu anda bilgisayarımda Windows 7 sistemi boot ettiğimde hiçbir sorun yaşamadığım ses sürücülerim ve donanımlarımdan Linux üzerinden hiçbir şekilde verim alamıyorum. Bu karşılaştığım ve çözüm bekleyen problemlerden sadece biri.
Ubuntu en yaygın ve kullanımı kolay Linux sürümlerinden biridir
Ubuntu en yaygın ve kullanımı kolay Linux sürümlerinden biridir


Linux kullanmaya başladıktan sonraki ilk düşüncelerimi de belirteyim. Her şeyden önce linux ortalama bir bilgisayar kullanıcısı için, hele hele Windows'a alışmış bir bilgisayar kullanıcısı için,oldukça karmaşık bir işletim sistemi. Bu karmaşıklık Linux için oldukça önemli bir dezavantaj.

Karmaşık yapısının yanı sıra Linux'un kullandığı programlara da yabancıyız. Yepyeni bir dünyaya merhaba diyor ve yeni insanlarla tanışıyor gibi hissediyor insan kendini. Alıştığımız Windows tabanlı programların çoğuna elveda demek gerekiyor. Onların yerine şimdiye kadar adını bile duymadığımız program ve uygulamalara alışmak gerekiyor.

Kullanım kolaylığı ve pratiklik konunda da Linux Windows'un gerisinde. Ancak Windows 8'in kullanım kolaylığı 7'ye göre biraz daha düşük. Linux Windows'tan kullanım kolaylığı açısından biraz karmaşık olsa da bu konuda çok da geri sayılmaz. Daha Linux'la yeni tanıştığınızda bile (en azından Ubuntu sürümünde), pek çok şeyi kolaylıkla halledebilirsiniz.
Linux Ubuntu Masaüstü Windows'a benzer


Linux'un Windows karşısında iki önemli avantajı var. Birincisi bedava olması. Windows'a da pek para verdiğimiz söylenemez ama, kırılmış Windows ile de güncellemeleri yüklemek sorun yaratıyor. Her güncellemede tekrar kırma işlemini tekrarlamak zorunda kalabiliyorsunuz. Windows güncellemelerini kapatmak bir çözüm iken bu durumda da ortaya çıkan açıklara karşı korumasız kalıyorsunuz. Ayrıca pek çok uyumsuzluğun giderilmesi için gelen güncellemelerden de faydalanamıyorsunuz. Yine güncellemeri yüklemeniz halinde de korsan kullanım yaptığınız tespit edilebiliyor. Korsan veya kırık yazılım kullanmak suç. Windows'un kendisi ve Windows tabanlı programların çoğu ücretli programlar. Windows'u ve Windows tabanlı programları korsan kullananlar ise yasal yaptırımlarla yüzleşme riski ile yaşarken, bir yandan da virüslere ve saldırılara karşı da zayıf bir bilgisayara sahip bulunuyorlar.

Ücretsiz olan Linux'ta hemen her konuda işinizi görecek ücretsiz bir program bulabilirsiniz. Bu ücretsiz programlar işinizi gördüğü sürece, yasalara karşı gelmeden ve kendinizi suç işliyor gibi hissetmeden özgürce huzur içinde bilgisayarınızı kullanabilirsiniz. Ücretsiz programlar işinizi görmediği noktada ücretli programlara yönelebilirsiniz.

Linux'un belki de en önemli avantajı güvenli olması. Dünyadaki bilgisayarların çok büyük bir kısmı Windows kullandığı için bilgisayar korsanları Windows sistemleri hedef alan saldırılarda uzmanlaşmış durumdalar ve Windows sistemler için virüs yazıyorlar. Yani şu anda mevcut virüslerin büyük bölümü Windows tabanlı sistemler için yazılmıştır. Az sayıda Linux kullanıcısını hedef almak için virüs yazan pek yok. Haliyle bilgisayarınıza virüs bulaşması gibi bir endişeyi Linux kullanırken kolay kolay yaşamıyorsunuz.

Son olarak ise Linux kullanmak farklı bir şey yapmak oluyor. Çevrenizdeki insanlardan farklı bir şey yapıyor olmak da insana kendini iyi hissettiriyor.

9 Kasım 2014 Pazar

Bir Süredir Az Yazıyorum

Bu blogun öyle pek ziyaretçisi olmaz. İlk açtığımdan beri böyledir. Zaten ben de çok kişiye ulaşma hedefiyle açmamıştım burayı. Bir tür için dökme aracıdır sadece benim için. Farklı yerlerde farklı konseptler altında birşeyler yazar paylaşırım ama içimi dökebileceğim, herhangi bir konsepte bağlı kalmanın gerekliliği olmadan özgürce dilediğimi yazabileceğim tek mecra burası. Aslında burasıydı demek daha doğru olur.

Uzunca bir süredir öyle blogda yazmak, birşeyler paylaşmak gelmiyor içimden. Motto olarak "Söyleyeceğim çok şey var" demiştim blogu açtığımda. Halen de durur yukarıda bu motto. Ama sustum. Neden mi?

Nedeni belli. Tahmin edilebilir. Üstelik tahminlerin büyük bölümü doğru olacaktır. Yanılma olasılığı çok çok düşük.

Burası benim içimi döktüğüm bir yer olduğundan, öyle yazılarımın okunmaması, yorumlanmaması falan umurumda değil. Tabi çok kişi okursa ve hele de yorum yazar, fikir ve görüşlerini belirtirse, bundan şikayetçi olmam. Hatta mutlu olurum. Ekmek kadayıfının üstündeki kaymak gibi olur. Tadından yenmez. Yani yazmamak için bir neden değil.

Söyleyecek çok şeyi olanın, söyleyeceği şeyleri söylemek için de zamanı olur. Bulur bir şekilde. İnsanın istediği şeylere ayıracak zamanı hep vardır. Zamanım yok mazereti aslında "çok da işime gelmedi" demektir. O yüzden zamansızlık gibi bir mazeret de değil yazmamamın nedeni.

Özgürlük meselesidir yazmama engel sebep. Yani var olmayan bir özgürlük. Olmayan bir özgürlük. Başıma bir iş gelir mi kaygısıdır hep. Korkağım belki biraz. Ama cesaret bir işe yarayacak olsaydı, cesur da olurdum elbet. Yani korkudan ziyade ümitsizlik var biraz da. Birilerinin hoşuna gitmezse yazdıklarım -ki gitmeyecektir kesin- olacakların faturasını ödemek istememektir biraz. Şu üç günlük dünyada kısacık bir ömürdür sahip olduğum, onu da olabildiğince huzurlu ve başım ağrımadan yaşamak istememdir. Bu nedenle kimse beni kusurlu bulamaz sanıyorum. Ama derseniz ki; "Bu ülkede öyle bir hayat mümkün mü?". Hayır derim. Ama elden ne gelirse yapmak lazım.

E söyleyeceğim pek çok şey var olsa da söyleyemediğime göre, burada yazmanın da bir anlamı yok. Peki bu blogu kapatmak ya da öyle kaderine terk etmek için yeterli bir neden mi?

Söyleyeceğim çok şey olduğuna göre, zararsızlar da var arasında. Onları söyleyeceğim artık. Otosansür diyorlar ya...Tam da budur yapacağım. Aman milyonlarca kılımız rahatsız olmasın diyelim.


27 Ekim 2014 Pazartesi

Türk Pop'u Ne Zaman Müzik Olacak

Türk POP'unu eleştirmek kolay ama POP müzik dünyada ne kadar müzik ki ülkemizde müzik olsun diye bir eleştiri getirilebilir. Bu eleştiriyi getirene de saygımız sonsuz. Çünkü dünya müziğinde de pop müzik gerçekten başarılı sayılmaz. Ancak Türk pop müziği çıkış yaptığı 90'lı yılların başından beri pek bir ilerleme kaydedemediği gibi, ritmik arabesk olmanın da pek ötesine geçememiştir.

Eve Arabesk kültürü, içimize işlemiş bir bezginlik, bir kaderi kabullenmişlik halinin sanat anlayışımızdaki tezahürü... Mücadelecilikten, savaşma arzusundan, güçlüklerle mücadele etme güdüsünden yoksunluk...Arabesk dinleyen kişilerden ne devrimci olur ne asi...Onlar ancak içer ve hayatın zorluklarından dem vururlar. Dert yanmanın yanında yaptıkları felsefi bir boyutta eleştirme seviyesine dahi ulaşamaz. Dertlenir dururlar. Oysa dertlerinin kaynağı, nedeni, nasıl üstesinden gelecekleri konusunda hiçbirşey yapmazlar...Belki de dertleri onların herşeyleridir. Kim bilir.

Arabesk müziğin bu kabullenmiş ve mazlum hali, şarkılardaki sözlere de yansır. İsyan gibi görünen feryatlar figanlar bir isyan başlangıcı değildir... Bir ölünün ardından yakılan ağıtlar gibi çaresizliğin göstergesidir. Pop müzikte gördüğümüz pek çok şarkının sözü ise aynen böyledir. Tek fark, ritmin biraz daha yüksek oluşudur. Tempolu arabesk=Türk Pop Müziği denilebilir.

Peki hiç mi sağlam şarkı yok, başarılı pop şarkıları yok...Elbette ki var. Ancak deryada katre bunlar. Öyle ki, bir Türkçe Pop Müzik çalan radyo kanalını yarım saatten fazla dinlemek, müziği gerçekten seven biri için yapılamayacak bir eylemdir.

Türk Popu ucuz bir müziktir. Hatta müzik kısmı yoktur pek. Sözleri çıkarır ve enstrümental olarak dinlemeye çalışırsanız size sadece ritm varmış gibi gelebilir. Ya da basit bir gitar...En ufak bir müzikal kalite arayışı yok. Kulağa hoş gelebilecek farklı bir melodi arayışı mı? Kim uğraşacak...Bilinen ritmleri koy daya gitsin mantığı hakim. Nasıl olsa estetik algısı sanatın her alanında olduğu gibi müzikte de yerlerde sürünen halkımızın geneli için ne versen tüketmek bir alışkanlık. Bu nasıl müzik diyen çıkmayacaktır pek.

Arada nadir de olsa güzel birşeyler yapanlar oluyor. Sözlere gelince...Saçmalamanın bu kadarını bazen Mustafa Topaloğlu bile yapamaz dedirtiyor insana...Yabancılar için de aynı şey geçerli...Yoksa Justin Bieber şarkıları, özellikle ilk şarkıları bildiğin Küçük Emrah şarkılarının İngilizce versiyonu gibiydi...Tabi daha ritmik...Böyle ucuz şarkılarla nasıl oldu da bu kadar popüler oldu anlamak mümkün değil...

Müzik yapmayı söz yazmak ve bir ritmin üzerine oturtmak olarak algılıyor gibiyiz. Oysa müzik melodidir, sözden ziyade. Bu nedenle enstrümental olarak dinlediğiniz bir müzik size keyif vermiyorsa, o bir zırvalamanın ötesinde değildir... Sözleri güzel olabilir....Ama bu onu başarılı bir şarkı yapmak için yeterli değildir.

Yine de zaman zaman insan sesinin ön plana çıktığı müzikler de vardır. Craig David şarkılarında genelde kendi sesini kullanarak işin melodi kısmını da yoğun olarak üstlenmektedir. Bu seviyede ses kullanan bir yerli solist bulmak zor. Bizde şarkılar da nağmesiz, oldukça düz okunmaya başlandı...Ses robottan mı çıkıyor yoksa bir duyguyu vermeye çalışan insandan mı belli değil...Bu konuda yine başarılı birkaç solistimiz var...Ama çok azlar...