14 Ocak 2020 Salı

2020 Yılında Türkiye Ekonomisi Düzelecek Mi?

Ülkemizde ekonomik durum pek parlak değil. Her ne kadar aksi gösterilmeye çalışılsa da, markette, pazarda, kısacası her anlamıyla sokakta hissedilen durum hiç de parlak değil ve geleceğe dönük de pek umut vermiyor. Peki yeni girmiş olduğumuz 2020 yılında ekonomik durum ne yönde gelişecek? İyileşme yaşanacak mı yoksa durum daha da kötüye mi gidecek? Basit mantık yürüterek temel ekonomi bilgisi ile bu sorulara cevaplar arayalım.

Öncelikle Türkiye ekonomisi dışa bağlı bir ülke. Böyle olması da gerekiyor. Küreselleşen dünyanın bir parçası olmanın kaçınılmaz sonucudur bu. Aksi halde Kuzey Kore gibi içe kapalı bir ülke haline gelirdik. Dışa bağımlı bir ülke olmanın pek çok faydası var. Her şeyden önce Türkiye kendi iç dinamikleri ile yeterince büyüme sağlayabilecek bir ülke değil. Bu durumda Türkiye ekonomisinin düzelmesi büyük ölçüde dünyada ne olup ne bittiği ile de alakalı. 

Dünya ekonomisine bakıldığı zaman ise yine umut veren bir resim görmek mümkün değil. İhracatımızın büyük bölümünü bilindiği üzere Avrupa ülkelerine yapıyoruz. Avrupa ülkelerinde ise ekonomi son derecede durgun. Bu durum ihracatımızın büyümesi önünde büyük bir engel. Eğer Avrupa ülkelerinde ekonomi canlanmaz ise Türkiye'nin ihracat yaparak büyüme olasılığı riske girer. Bu riski azaltmak için Türkiye'deki sanayiciler alternatif pazarlar arayabilirler. Alternatif pazarlardan biri olan Ortadoğu ülkelerinin durumu ortada. Güney Amerika ülkelerinde de durum hiç parlak değil. Orta ve Uzak Asya ülkeleri ise Türkiye için kısa vadede ciddi bir pazar oluşturabilir mi? Ya da Afrika ülkeleri? Avrupa'daki kaybı karşılamak zor görünüyor. 

Böyle bir manzara karşısında ihracatımızda ciddi bir artış beklemek biraz zor. Hatta ihracatın büyümeyeceği, aksine küçüleceği dahi beklenebilir. İhracatımızda bir büyüme sağlanabilse dahi bu büyümenin Türkiye ekonomisinde hissedilir bir pozitif etki yaratacak düzeyde olmasını beklemek fazla iyimserlik olacaktır. Tabi küresel dünyada her an  her şey olabilir. Bir de bakarsınız bir anda bahar rüzgarları esmeye başlamış, Avrupa ülkeleri hızla büyüme trendine girmiş... Ancak bu olasılığa bel bağlamak da tam anlamıyla hayalcilik olacaktır. 

İhracat yaparak yeterince büyüyemeyecek olan ülkemizde iç piyasadaki talep de son derecede cansız. Her ne kadar son dönemlerde düşen kredi faizleri ile birlikte bir miktar canlanan inşaat sektöründeki konut satışlarının ekonomiye pozitif etkisi kısıtlı ve geçici olacaktır. Şurası açık ki inşaat sektöründe faaliyet gösteren firmalar ellerindeki stokları eritme derdindeler. Mevcut inşaatlarını tamamlayıp satmaya odaklanmış durumdalar. Yeni inşaatlar nadiren görülmekte. Ayrıca inşaat sektörü aracılığı ile büyüme her zaman geçici olur. Çünkü bir inşaatı yapar bitirirsiniz. Ortaya bir katma değer çıkar. Ama bu katma değer inşaatın bitimi ile sonlanır. Bir fabrika gibi sürekli ticari değeri olan mal üretilmez. Ancak orta ve uzun vaadede rant geliri ortaya çıkabilir. 

Ülkemizdeki ekonominin iyiye gitmediğini artan işsizlik oranlarından anlamak mümkün. Eğer işsizlik oranları artıyorsa bunun iki temel nedeni vardır. Birincisi mevcut çalışanlar işini kaybetmektedir. İkincisi işgücü piyasasına katılanlar (örneğin eğitim hayatını tamamlayanlar) iş bulamamaktadır. Ülkemizde her iki durumda olanlar da var. Hem pek çok kişi işini kaybetmiş hem de gençler iş bulamaz durumda. Bu durum üretimin artmadığı ve ekonomide bir büyüme ve canlanmanın beklenmemesi gerektiğine işaret ediyor. 

Özellikle Ortadoğuda gerilen ortam petrol ve doğalgaz arzı üzerinde riskler oluşturuyor. Olası bir ciddi çatışma durumunda petrol ve doğalgaz fiyatlarında ciddi bir yükseliş olabilir. Böyle bir yükseliş enerji konusunda ciddi oranda dışa bağımlı olan ülkemizin ekonomisini son derecede kötü etkileyecektir. Ancak böyle bir durumu engellemeye gücümüz yetmez. Ancak tedbir alınabilir. 

Kısacası ekonomik durum kısa vaadede düzelecek gibi görünmüyor. Yani 2020 yılından yükselen bir refah beklemek Polyannacılık oynamak olacaktır. Ancak şurası da kesin ki, böyle durumlarda insanlar acil olmayan tüm ihtiyaçlarını erteleme eğilimine girerler. Bu da bir talep birikimine yol açar. Bu talep birikimi ekonomide rüzgar pozitif yöne döndüğünde talep patlamasına yol açar. Bu talep patlaması ilk başta talep kaynaklı enflasyon baskısına yol açabilse de, aynı zamanda büyümeyi de hızlandıracaktır. Bu konuda umutlu olmak gerekir. Unutmayın, her karanlık gecenin ardında bir sabah vardır. Dünyada geçmişte pek çok ciddi ekonomik kriz yaşanmış ve hepsi atlatılmıştır. Bu sıkıntılı dönem de elbette, öyle veya böyle atlatılacaktır. Bu dönem atlatıldığında ise hızlı bir büyüme dönemine girilecektir. Asıl bu günlerde büyüme dönemine girileceği zaman, hem bu dönemin bize verdiği hasarları saracak hem de bizi çok daha ileriye taşıyacak şekilde hazırlanmak gerekir. Bu sıkıntılı dönemi güçlü bir büyümeye hazır şekilde atlatabilen ülkeler geleceğin gelişmiş ülkeleri olma şansını yakalayabilirler. Bu fırsatı yakalayamayanların ise kaderi yakalayan ülkelerin pazarı olmak olacaktır. Her şey bize bağlı. Yaptıklarımızla pazar mı olacağız yoksa gelişen, büyüyen bir ülke mi? Her şey bize bağlı... 

13 Ocak 2020 Pazartesi

Para İle Saadet Olur Mu Olmaz Mı?

Para ile saadet olmaz sözü ne tam anlamıyla yanlış ne de tam anlamıyla doğrudur. Bu durumu tam olarak irdeleyebilmemiz için öncelikle saadetten ne anladığımız netleştirilmelidir.

Saadet: Türkçe sözlükte tam karşılığı olarak mutluluk olduğu görülen saadet, insanın tüm ihtiyaçlarını eksiksiz ve sürekli olarak karşılayabilmesi neticesinde duyduğu kıvanç, ongunluk olarak tanımalanabilir.

Sözlük anlamından da anlaşıldığı üzere saadet için insan ihtiyaçlarının eksiksiz ve sürekli olarak karşılayabilmesi gerekmektedir. İnsan ihtiyaçları ise maddi ve manevi olarak ikiye ayrılabilir. Maddi ihtiyaçların karşılanabilmesi için para şarttır. Ancak manevi ihtiyaçları karşılayabilmek için paradan fazlası gerekir. Bu durumda para ile saadet olmaz önermesi, manevi ihtiyaçları para ile karşılamak çoğu zaman mümkün olmadığından kısmen doğru, ancak maddi ihtiyaçları ancak para ile karşılamak mümkün olduğundan kısmen yanlıştır.

Ancak maddi ihtiyaçlar ile manevi ihtiyaçlar arasındaki ayrım her zaman o kadar net değildir. Eskiyen bir elbiseyi yenilemek, ev, araba almak, evinin temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek gibi olmazsa olmaz ihtiyaçlar temel maddi ihtiyaçlar olarak gösterilebilir. Bunların karşılanamaması durumu insanda stres oluşturur. Ayın sonunu nasıl getireceğini kara kara düşünen bir kişi pek de saadet içinde sayılmaz. Hatta içinde bulunduğu sıkıntılı durum uzun sürmesi halinde psikolojik sorunlar yaşamasına yol açabilir. Haliyle maddi ihtiyaçların karşılanmasının manevi bir yönü de vardır.

Bununla birlikte her manevi ihtiyacın maddi durumla ilgisi yoktur. Sevmek, sevilmek, saygı görmek gibi ihtiyaçlar bunun başında gelir. Varsıl bir ailesi olan ancak annesini bir nedenle kaybetmiş genç bir çocuğun hissedeceği anne sevgisi ihtiyacını maddi imkanlarla karşılamak mümkün değildir. Ya da sırf ailesi başka bir yere taşınıyor diye en yakın arkadaşlarından ayrılan bir gencin yaşayacağı dram ve yalnızlık da maddi olarak karşılanamaz.

Sağlık kısmen maddi imkanlara bağlı kısmen de bağlı değildir. Varsıl kişiler bir sağlık sorunu ile karşılaştıklarında en iyi doktorlara ulaşma ve bedeli ne olursa olsun mümkün olan tüm sağlık hizmetlerinden faydalanma olanağına sahip olurlar. Ancak yoksul kişilerin ulaşabilecekleri sağlık hizmetlerinin sınırı maddi imkanları ile kısıtlanır. Bu durum bazı hallerde kişilerin yeterince tedavi görememeleri sonucu tam olarak sağlıklarına kavuşamamaları anlamına gelebilir. Bununla birlikte bazı sağlık sorunlarını maddi imkanlar çözmeye yetmez. Tedavisi henüz geliştirilememiş hastalıklar buna en güzel örnektir. Ne kadar varsıl olursanız olun, dünyanın tüm servetini de harcasanız, bazı sağlık sorunlarını tedavi etmeniz mümkün değildir. Haliyle sağlık kısmen maddiyata bağlı kısmen değildir.

Para ile saadet olur mu? Para saadetin yeter ve tek şartı değildir ancak temel şartlardan biri olduğu kesin. Maddi sıkıntıların yol açtığı sorunlar nedeniyle anlaşmazlığa düşerek boşanan çiftler bunun en güzel örneğidir. Yani iki gönül bir olunca samanlık pek de seyran olmamaktadır. Maddiyat aile bütünlüğünün korunmasında dahi çok önemli bir yere sahiptir. Ancak elbette ki aile bütünlüğü maddiyat dışında ciddi manevi değerlere de bağlıdır.

Son olarak bu yazıda para ile saadet olmayacağı ama parasız da saadet olmayacağını göstermeye çalıştım. Yazıda doğru veya yanlış bulduğunuz yerleri veya varsa eklemek istediğiniz kendi görüşlerinizi yorum yaparak paylaşabilirsiniz.

7 Ocak 2020 Salı

Yabancı Dil Yetmez, Programlama Dili De Öğrenin

Günümüzde artık hemen her şey içinde kodlanmış programlar içeren bileşenlere sahip. Teknoloji ile her geçen gün daha da iç içe geçişen insan yaşamı düşünüldüğünde, herkesin programlama dillerinden en azından birini iyi derecede bilmesi büyük bir avantaj sağlayacaktır. Özellikle de gelecek ve kariyer planlaması yapan gençler, İngilizce gibi artık olmazsa olmaz bir yabancı dilin yanına en azından bir de programlama dilini eklemeleri büyük fark yaratmalarına imkan tanıyacaktır. Çünkü hangi alanda çalışacak olurlarsa olsunlar, programlama dili bilgisi onlara önemli avantajlar sağlayacaktır.

Mesleki alanlardan mühendisliği ele alalım. Özellikle de makine mühendisliğini. Makineler bir zamanlar tamamen mekanik olarak çalışmakta, kontrol üniteleri bile çeşitli fizik kanunları esas alınarak geliştirilmiş mekanik bileşenler idi. Ancak artık elektronik ve bilgisayarlarla iyice iç içe geçmiş durumdalar. Elektronikten ve bilgisayar kodlarından anlamayan bir makine mühendisi, içinde bulunduğumuz çağda ne kadar başarılı olabilir? Robotlar ve robotik bileşenler artık her yerde.

Ekonomi ve finans alanını düşünürsek de durum aynı. Bir zamanlar insanlar grafikleri ve verileri inceler, analizler yapar ve yatırım kararları verirlerdi. Bu uzun  bir zaman alır ve insan psikolojisinin zaafları nedeniyle zaman zaman hatalı kararlara yol açar, neticede kar etmeyi bırakın ciddi zararlarla karşılaşılmasına neden olurdu. Ekonomiye ne kadar hakim, aynı anca onlarca hatta yüzlerce veriyi hızla yorumlayabilen ve içine duygularını karıştırmadan nesnel kararları hızla alabilen kişiler ancak başarılı olurlardı ki bu kişiler de zaman zaman pahalıya mal olan hatalar yapmaktaydılar. Artık küresel piyasalarda alım ve satım yönünde kararları bilgisayar programlarına bırakan şirketler olduğunu biliyoruz. Bu programlar bir insanın karar verme aşamasında göz önünde bulunduramayacağı kadar çok veriyi eksiksiz bir şekilde analiz edip, pek çok farklı sinyali değerlendirip, duygusal etkiler kesinlikle barındırmayan kararlar verebiliyorlar. Kodlama sırasında algoritmaları düzgün oluşturulmuş ve iyi kodlanmış bir program piyasadaki hiçbir önemli alım veya satım sinyalini kaçırmayacak, tereddütsüz karar verecek ve emri ilgili kuruma anında iletecektir. Satış sinyallerini biraz daha düşüş veya yükseliş olur umuduyla görmezden gelip eldeki kardan olma gibi bir hataya da düşmeyecektir. Yani artık aklı başında bir yatırımcı yatırım kararlarını kendi alan değil, bu işi düzgün yapacak programı kodlayan yatırımcı olacaktır.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Tarımdan sağlığa, ulaştırmadan gıdaya kadar her türlü sektörde artık bilgisayar programlamayı bilmek bir avantaj sağlayacaktır. Bu nedenle özellikle de henüz yolun başında olan gençler hem İngilizce'yi hem de en azından bir programlama dilini çok iyi seviyede öğrenmeliler. İngilizce sayesinde tüm dünyayla iletişim kurabilme ve onların bilgi ve tecrübelerinden faydalanabilme olanağı kazanırken programlama dilleri ile de iş yaşamında karşılaştığı sorunlara çözümler üretebilme ve yeni imkanları, fırsatları ortaya koyabilme imkanı yakalamış olur.

4 Ocak 2020 Cumartesi

Küreselleşme Tersine Mi Döndü?

2000'li yıllarda tüm dünyada küreselleşme rüzgarları esmekteydi. Ülkeler, ekonomiler ve farklı kültürler arasındaki sınırlar gittikçe silikleşiyor, pek çok kişi kendini dünya vatandaşı olarak tanımlıyordu. Ancak ne olduysa oldu, bu rüzgar tersine esmeye başladı.

Küreselleşme birey olarak düşünüldüğünde ister gelişmiş ister gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor olsun, tüm herkes için faydalı bir gelişmeydi. Yurtdışındaki bir ülkeden istediğiniz bir ürünü sipariş edebiliyor ve arada ithalatçı olmadan kolaylık temin edebiliyordunuz. Ayrıca ülkeler arasındaki ticaret de çok daha kolaydı. Bir başka ülkeye gidip yerleşmek ve o ülkeye uyum sağlamak günümüzdeki durumla kıyasla çok daha az zorluğa sahipti. Bu durum mal ve işgücünü daha akışkan hale getirdiğinden ekonomik açıdan her bakımdan insanlar için faydalı bir durumdu. İşsizliğin yüksek olduğu ülkelerde düşük maaşlarla çalışmak zorunda kalan kişiler işsizliğin düşük olduğu ve daha yüksek maaşla çalışabilecekleri ülkelere yerleşebiliyorlardı.

Şimdi de bir başka ülkeye yerleşmek veya yurtdışından mal ve hizmet tedarik etmek mümkün. Ülkeler yine kendi aralarında ticaret yapıyorlar. Ancak atmosferde artık küreselleşme rüzgarı yok. Aksine artan nasyonalizm, radikalleşme, kutuplaşma ve ticaret savaşlarının kesif rüzgarları var.

Öncelikle ticaret savaşları tüm dünya ekonomisini durgunluğa itiyor. ABD-ÇİN arasında baş gösteren savaş aslında bir süper gücün konumunu koruma ve büyüyen bir devin yoluna devam etme mücadelesi. Bir tür bilek güreşi. Ancak bu savaşın sonucu olarak ABD'deki insanlar Çin'de üretilen ürünleri ticaret savaşları nedeniyle konulan ek vergiler yüzünden çok daha pahalıya almak zorunda kalıyorlar. Bu onların refahını düşürürken mal ve hizmetlere olan talebin daralması genel olarak ekonominin küçülmesi, küçülmüyorsa bile büyümesinin yavaşlamasına neden oluyor. Çin tarafında durum daha kötü. Çin'li firmalar en büyük pazarlarına mal ve hizmet satmakta zorlanıyor. Sonuç olarak Çin ekonomisinin büyüme hızı bu durumdan ciddi olarak olumsuz etkilenirken, Çin'li işçiler işsizlik riski ile karşı karşıya kalıyor.

İki ekonomik dev arasındaki bu bilek güreşi tüm dünyayı olumsuz etkiliyor. Üstelik AB ve Güney Amerika ülkelerinde de ekonomik gidişat umut vermiyor. Küresel bir durgunluk tüm dünyayı sarmış durumda.

Ticaret savaşları ve durgunlaşan küresel ekonomi nedeniyle ticari ilişkiler zayıflarken ülkeler arasındaki çıkar çatışmalarının yol açtığı gerilimler ve çeşitli terör eylemleri farklı toplumların birbirlerine karşı toleranslarının azalmasına, milliyetçi akımların güçlenmesine, toplumların birbirlerini çok daha kolay düşman olarak tanımladığı bir ortamın oluşmasına yol açıyor. İşte farklı bir ülkeye gidip yerleşmek de bu nedenle zorlaşıyor. Bir göçmenin hangi ülkede olursa olsun sırf farklı bir etnik kimliğe sahip olduğu için bulunduğu ülkede ayrımcılığa uğrama, kötü muamele görme ve hatta ciddi bir saldırı ile karşı karşıya kalma olasılığı 2000'li yıllarda olduğundan kat kat fazla. Çünkü yabancı düşmanlığı özellikle de gelişmiş ülkelerde yükselen bir trend.

Küreselleşme rüzgarı ile zayıflayan sınırların sağladığı ekonomik refah artışı rüzgarın tersine dönmesi ile birlikte refah kaybına dönüşüyor. Bunun sorumlusu ise kesinlikle göçmenler olamaz. Ancak en çok bu durumdan zararı onlar görecektir. Göçmenleri suçlayanlar bu tür davranışları göstermelerine yol açan tüm etkenlerin aslında kendi ülkelerinin yöneticileri de dahil olmak üzere tüm dünya liderlerinin güç yarışı ve ihtirasları olduğunu fark edemiyorlar. Faturasını da hep birlikte ödüyoruz ödeyeceğiz. İster göçmen olalım, ister olmayalım.